MİLLİ TEŞKİLATLARIN KURULMASI VE KONGRELER
MİLLİ TEŞKİLATIN KURULMASI VE MİLLETİN UYARILMASI
Bir hafta kadar Samsun'da ve 25 Mayıstan 12 Hazirana kadar Havza'da
kaldıktan sonra Amasya'ya gittim. Bu süre içinde bütün yurtta millî
teşkilât kurulması gereğini bir genelge ile bütün komutanlara ve
sivil idare âmirlerine bildirdim.
Dikkate değer bir noktadır ki, İzmir'in, onun arkasından da Manisa
ve Aydın'ın işgali ile, yapılan saldırı ve zulümler hakkında millet
daha aydınlanmamış; millî varlığa vurulan bu korkunç darbeye karşı
açıktan açığa herhangi bir tepki ve şikâyet gösterilmemişti. Milletin,
bu haksız darbe karşısında sessiz ve hareketsiz kalması, elbette
kendi lehine yorumlanamazdı. Onun için milleti uyarıp harekete getirmek
gerekirdi. Bu maksatla 28 Mayıs 1919 tarihinde valilere ve bağımsız
mutasarrıflıklara, Erzurum'da 15' inci Kolordu, Ankara'da 20' nci
Kolordu ve Diyarbakır'da l3' üncü Kolordu Komutanlıklarına, Konya'da
Ordu Müfettişliği'ne şu yolda birer genelge gönderdim:
Ízmir'in ve maalesef bunun arkasından da Manisa ve Aydın'ın işgali,
gelecekteki tehlikeyi daha açık olarak sezdirmiştir. Yurt bütünlüğümüzün
korunması için, milletçe gösterilen tepkinin daha canlı ve sürekli
olması gerekir. Yaşayışımızda ve millî bağımsızlığımızda gedikler
açan işgal ve ilhak gibi olaylar, bütün millete kan ağlatmaktadır.
Izdıraplar dindirilemiyor. Sindirilmesi ve katlanılması mümkün olmayan
bu duruma derhal son verilmesinin bütün medenî milletlerle büyük
devletlerin adalet ve nüfûzundan sabırsızlıkla beklendiğini göstermek
maksadıyla, önümüzdeki hafta içinde ve çeşitli illere göre, pazartesi
başlayıp çarşamba günü müracaatın arkası alınmak üzere, büyük ve
heyecanlı mitingler yapılarak millî gösterilerde bulunulması, bunun
bütün kasaba ve köylere kadar yaygınlaştırılması, bütün büyük devletlerin
temsilcileriyle Bâbıâli'ye etkileyici telgraflar çekilmesi, yabancıların
bulunduğu yerlerde yabancılar da etki altına alınmakla birlikte,
düzenlenen millî gösterilerde terbiye ve ağırbaşlılığnn titizlikle
korunması, Hristiyan halka karşı saldırı, gösteri ve düşmanlık gibi
tavır ve davranışlardan sakınılması zaruridir. Yüksek şahsiyetinizin
bu konularda duyarlı ve etkili bulunmaları dolayısıyla işin iyi
idare edileceğine ve başarıya ulaşacağına bendenizin tam bir güveni
vardır. Sonuçtan haberdar buyurulmamı rica ederim.
MİTİNGLER, MİLLİ GÖSTERİLER
Verdiğim bu talimat üzerine her yerde gösteri toplantıları yapılmaya
başlandı.
Yalnız, sınırlı birkaç yerde bazı yersiz korkularla kararsızlığa
düşüldüğü anlaşılmıştır. Örnek olarak,15' inci Kolordu Komutanı'nın
Trabzon hakkında gönderdiği 9 Haziran 1919 tarihli şifreden miting
sırasında Rumların uygunsuz davranışlarda bulunabilecekleri hiç
yoktan bir olay çıkabileceği düşüncesi ile, mitinge karar verilmişken
bu kararın uygulanmadığı... mitingi düzenleyen heyetin toplantısında
İstrati ve Polidis'in de hazır bulunduğu anlaşılıyordu.
Trabzon, Karadeniz kıyısında ve önemli bir merkez olduğundan orada
millî teşebbüs ve faaliyetler konusunda gösterilen kararsızlık ve
Yunanlılar aleyhinde millî gösteriler yapılması görüşmelerinde İstrative
Polidis Efendiler 'i de bulundurmak gibi, teşebbüsün ciddiyetsizliğine
delil sayılacak gevşeklikler, elbette İstanbul ve düşmanlar için
pek değerli sayılacak belirtilerdir.
Verdiğim talimattaki esasları kötüye kullanacak kadar ustalık gösterenler
de oldu. Söz gelişi Sinop'a yeni atanan bir mutasarrıf, orada yapılan
gösterileri kendisi yönetiyor ve miting kararlarını kendisi yazıp
halka imza ettirdiğini söylüyor ve bize de bir örneğini gönderiyor.
Bu zatın zavallı halka gürültü patırtı arasında imza ettirdiği uzun
yazılar içinde şu satırlar gizleniyordu : Türkler ilerleyip gelişemedi.
Avrupa medeniyet esaslarını kabul edemedi ve benimseyemedi ise,
bu da şimdiye kadar iyi bir yönetime kavuşamamış olmasından ileri
gelmiştir. Türk milleti, ancak kendi padişahının saltanat ve hâkimiyeti
altında olmak şartıyla, Avrupa'nın himâye ve kontrolu altında kurulacak
bir yönetim şekli ile yaşayabilir.
Efendiler, Sinop halkı adına İtilâf Devletleri temsilcilerine verilen
3 Haziran 1919 tarihli bu muhtıranın altındaki imzalara göz gezdirirken,
müftü vekili efendinin imzasından sonra gördüğüm imza, bilginize
sunduğum satırları yazan ve yazdıran ruhu bana keşfettirdi. O imza,
Hürriyet ve İtilâf Fırkası'nın ikinci başkanı olan zatın imzası
idi.
MİLLİ GÖSTERİLERİN YANKILARI
Her yerde gösteriler yapılması için yaptığım tebligat tarihinden
üç gün sonra, yani 31 Mayıs 1919'da Harbiye Nâzırı'nın şu telgrafını
aldım : İngiltere Olağanüstü Komiserliği'nden Bâbıâlî'ye tebliğ
olunup Harbiye Nezareti'ne verilen nota sureti aynen aşağıya çıkarılmıştır
:
Bugüne kadar gelen raporlardan, 3'üncü Kolordu bölgesinde âdî haydutluk
olaylarından başka bir şey görülmediği bilinmekle beraber, son notada
bildirilen durumlar hakkında özel soruşturma yapılarak sonucunun
acele bildirilmesini rica ederim.
31/8/1919 Harbiye Nazırı Şevket
Suret
1- Sivas'ın durumu ile orada olup bitenler ve bu şehirde yahut bu
şehrin yakınında toplanmakta olan çok sayıdaki Ermeni mültecîlerinin
güvenliği ile ilgili olarak son günlerde oldukça kaygı verici haberler
almış olduğumu siz Sadrazam Hazretleri'nin yüksek katına bildirmekle
şeref duyarım.
2 - Bundan dolayı askerî komutanın görev bölgesi içinde bulunan
Ermenilerin iyi korunması ve hìmayeleri için elden gelen bütün tedbirleri
almasını emreder ve herhangi bir şekilde öldürme veyahut kötü muamele
olduğu takdirde, kendisinin doğrudan doğruya sorumlu tutulacağını
bildiren bir telgrafın yüksek Harbiye Nezareti'nce adı geçen komutana
acele olarak çekilmesi hususunda emir buyrulmasını siz Sadrazam
Hazretleri'nin yüksek şahsiyetlerinden rica ederim.
3 - Bu talimata benzer bir talimatın ilgili sivil memurlara da
verilmesini ayrıca rica ederim.
4 - Memleket içindeki güvenlik bozucu olaylar konusunda siz Sadrazam
Hazretleri'nin yüksek şahsiyetlerinin ne kadar haklı bir endişe
içinde bulunduklarını bildiğim için, siz Sadrazam Hazretleri'nin
yüksek şahsiyetlerine ayrıca, işbu uyulacağından eminim.
5 - Sözkonusu olan talimatın gönderildiği tarih hakkında verilecek
bilginin beni fazlasıyla sevindireceğini bildiririm.
Sivas Vali Vekilliği'nden aldığım 2 Haziran 1919 tarihli bir telgrafta
da Albay Demange (Dömanj) imzasıyla alınan telgrafta): İzmir işgali
üzerine, Aziziye'de Hristiyanlar ölümle tehdit edilmiştir, bu hareket
doğru değildir. Sizi durumdan haberdar edeyim ki, bu gibi haller
müttefik askerleri tarafından ilinizin işgaline yol açar, anlamında
ihtarlarda bulunulmaktadır denilmekteydi.
Gerçekte, ne Sıvas'ta kaygı verici bir durum vardı ve ne de Hristiyanların
ölümle tehdit edildiği doğruydu. Bunları, milletçe yapılmaya başlanan
gösterilerden korkuya düşen Hrıstiyan azınlıkların, yabancıların
dikkatini kendi üzerlerine çekmek için kasıtlı olarak yaydıkları
uydurma haberler olarak kabul etmek gerekir. Harbiye Nezareti'nin
nota suretini de içine alan telgrafına verdiğim cevabı olduğu gibi
arzedeceğim :
İstihbarat çok ivedi
Harbiye Nezareti Yüksek Katına
İlgi : 2 Haziran 1919 tarihli şifre 3.6.1919
Sıvas ve çevresinde eskiden beri bulunan Ermenileri ve sonradan
gelen mültecîleri yılgınlığa düşürecek hiçbir olay geçmemìştir.
Ne Sıvas'ta ne de çevresinde kaygı verici herhangi bir durum yoktur.
Herkes sükûnet içinde iş ve güçleriyle meşguldür. Bunu kesinlikle
bilginize sunar ve sizi temin ederim. Bu bakımdan İngiliz notasındaki
haberlerin nereden kaynaklandığı bendenizce bilinmek gerekir. İzmir
ve Manisa'nın işgali ile ilgili acı haberler üzerine Müslüman halk
tarafından yapılan ve Hristiyan azınlıklar hakkında hiçbir düşmanlık
duygusu gütmeyen toplantılardan belki de bazılarının ürkmüş olması
hatıra gelebilir. İtilâf devletleri milletimizin haklarına ve bağımsızlığına
saygılı kaldıkça, millet de vatanın saldırıya uğrayıp parçalanmayacağından
emin oldukça, Hristiyan azınlıkların korkuya kapılmalarına hiç bir
sebep yoktur. Bu konuda devlete karşı her türlü sorumluluğu yüklenir
ve buna kesinlikle güven buyurulmasını istirham ederim. Ancak, milletin
bağımsızlık ve varlığını yok eden ve millî varlığı tehlikeye düşüren
işgal, cana kıyma ve zulüm gibi İzmir bölgesinde görülmekte olan
olayların ve benzerlerinin tekrarlanmasına karşı, ne milletin heyecanını
ve içindeki acıları ne de bundan doğacak millî gösterileri engelleyip
durdurmak için kendimde ve hiç kimsede bir güç ve kudret göremeyeceğim
gibi, bu yüzden çıkacak olayların karşısında da sorumluluk kabul
edebilecek ne bir komutan ne bir sivil yönetici ve ne de bir hükûmet
tasavvur edebilirim.
Mustafa Kemal
Bu nota suretiyle tarafımdan verilen cevap sureti bütün komutanlara,
vali ve mutasarrıflara bir genelge ile bildirildi.
Bu tarihlerde İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin isteğine katılarak
bütün milletçe İngiltere himayesinin istenmesi, bu dernek adına,
Sait Molla imzasıyla bütün belediye başkanlıklarına bir telgrafla
bildirildiği ve bu telgrafın etkisini hükümsüz kılmak için milleti
gerektiği gibi aydınlatmakla birlikte hükûmet nezdinde teşebbüslerde
bulunduğum da sizce bilinmektedir. Bundan başka 27 Mayıs 1919 tarihinde
Türkiye - Havas - Reuter (Royter) adındaki ajansın, toplanan Saltanat
Şûrâsı ile ilgili açıklamaları arasında Şûrâyı oluşturan bütün üyelerin
düşüncesí, Türkiye'nin büyük devletlerden birinin himâyesini sağlama
noktasında birleşiyor haberini yayması üzerine, sadrazama, milletin,
millî bağımsızlığını korumaya kararlı oldugunu ve doğabilecek bütün
kötü sonuçlara karşı her türlü fedakârlığı göze aldığını ve millî
vicdanı temsil etmeyen haberlerin endişe verici tepkiler yarattığını
yaymakla birlikte, bütün milleti de bu durumdan nasıl haberdar ettiğimi
başka bir açıklama dolayısıyla belirtmiştim.
Sadrazam Ferit Paşa 'nın, Paris e bilinen daveti üzerine, Birinci
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ilk toplantısını yaptığn günlerde
bazı demeçler vermiştim. Bu konudaki görüş ve davranış tarzımın
ne oldugunu açıklamak üzere şu bölgeyi olduğu gibi bilginize sunacağım.
Şifre
İvedi Havza, 3.6.1919
Kişiye özel
Samsun'da 3'üncü Kolordu Komutanı Refet Beyefendi'ye
Erzurum'da 15'inci Kolordu Komutanı Kâzım Paşa Hazretleri'ne,
Erzurum Valisi Münir Beyefendi'ye,
Canik Mutasarrıfi Hâmit Beyefendi'ye,
Sıvas Vali Vekili Hâkim Hasbi Efendi Hazretleri'ne,
Kastamonu Valisi İbrahim Beyefendi'ye
Ankara'da 20'nci Kolordu Komutanı Ali Fuad Paşa Hazretleri'ne,
Konya'da Yıldırım Kıt'alan Müfettişi Cemal Paşa Hazretleri'ne,
Diyarbakır'da 13'üncü Kolordu Komutanı Vekili Cevdet Beyefendi'ye,
Van Valisi Haydar Beyefendi'ye.
Fransız siyasî temsilcisi Mösyö Defrance (Döfrans)'ın Sadrazamlık
yüksek makamına gelerek Osmanlı Devleti'nin haklarını konferans
huzurunda savunmak için Paris'e gidebileceklerini bildirdiği, Dahiliye
Nezareti'nin resmî tebliğlerinden ve ajans yayınlarından anlaşılmıştır.
İzmir olayı üzerine milletimizin gösterdiği şiddetli tepki ve böylece
bağımsızlığını koruma konusunda beliren kesin kararlılığının sonucu
olan bu başarı şükranla karşılanmaya değer. Ancak, buna rağmen,
Yunanlılar'ın İzmir ilini işgali önlenebilmiş değildir. Herhalde
milletin, kendi haklarının bilincinde ve onları çiğnetmemek için
tek bir vücut halinde fedakârca harekete hazır olduğu, İtilâf Devletleri'ne
karşı gösterilmeye ve ispata devam edildikçe, bu devletlerin milletimize
ve onun haklarına saygılı olacağına şüphe yoktur.
Sadrazam Paşa Hazretleri'nin konferans huzurunda Osmanlı Devleti'nin
haklarını savunmak için ellerinden geleni yapacakları tabiîdir.
Ancak, milletçe kesin bir şekilde savunulması istenen ve gerekli
görülen haklar özellikle iki noktada önem kazanır. Birincisi, devlet
ve milletin mutlak olarak tam bağımsızlığı, İkincisi de vatanın
ana topraklarında çoğunluğun azınlıklara feda edilmemesidir. Bu
konuda Paris'e harekete hazırlanan hey'etin görüşü ile millî vicdanın
kesin istekleri arasında tam bir uygunluğun bulunması şarttır. Aksi
halde, millet, pek güç bir durumda ve giderilmesi imkansız oldu
bittiler karşısında kalabilir. Bu endişeyi doğuran sebepler şunlardır
: Sadrazam Paşa Hazretleri, duyulan demecinde, bir Ermeni muhtariyeti
ilkesini kabul etmiş olduğunu bildirdi. Bunun sınırını belirtmedi,
Bundan Doğu illerinin halkı elbette üzüntü duydu ve durumun açıklanmasını
istemeye mecbur oldu. Toplanmış olan Saltanat Şûrâsı'nda da üyelerin
hemen hepsi, millî bağımsızlığın korunmasını ve millet mukadderatının
bir millî şûrânın yetkisine bırakılmasını istedikleri halde, yalnız,
hükûmetin dayandığı ltilâf ve Hürriyet Fırkası adına Bakan Sadık
Bey tarafından yazılı olarak İngiltere'nin himâyesi teklif edildi.
Geniş bir Ermenistan muhtariyetini ve devletin bir yabancı himayesini
kabul konularında, milletin isteği ile şimdiki hükümetin görüşü
arasında bir uygunluk olmadığı anlaşılıyor. Sadrazam Paşa Hazretleri
ile birlikte hareket edecek olan hey'etin, milletin haklarını savunmada
uyacağı ilkeler ve program milletçe bilinmedikçe, arzedilen noktalarda
endişeye kapılmamak mümkün değildir. Bu suretle illerdeki ve onlara
bağlı yerlerdeki Müdafaa-i Hukuk-ı Mılliye ve Redd-i İlhak Cemiyetleri'nin
temsilcileri ve daha teşkilâtı tamamlanamayan yerlerde de belediye
hey'etleri, Sadrazam Paşa Hazretleri'ne ve doğrudan doğruya Zât-ı
Şâhâne'ye telgraflar çekerek, millî bağımsızlığın mutlak dokunulmazlığının
ve millet çoğunluğunun haklarının korunmasının milletin temel şartı
olduğu belirtilmeli ve gidecek hey'etin yapacağı savunmanın esaslarını
millete resmen ve açıkça bildirmesi istenmelidir. Milletin bu şekildeki
hareketi ile, gidecek hey'etin savunmaya çalışacağı ilkelerin gerçekten
milletin isteği olduğu, İtilâf Devletleri'nce anlaşılacak ve şüphesiz
daha fazla bir önemle dikkate alınarak hey'etin görevini kolaylaştıracaktır.
Bu düşüncelerin gerekenlere sür'atle ulaştırılmasını ve duyrulmasını,
vatanımızın mukadderatı adına vatansever yüksek şahsiyetinizden
özellikle istirham ederim. Bu telgrafın alındığı zamanın bildirilmesini
de rica ederim. Mustafa Kemal
İSTANBUL'A GERİ ÇAĞRILIŞIM Bu tarihten beş gün sonra, yani 8 Haziran 1919 da, İstanbul'a Harbiye
Nâzırı tarafından çağrıldığımı ve gizlice sorup soruşturmam üzerine,
kimler tarafından ne için istendiğimi devlet adamlarımızdan birinin
haber verdiğini daha önce başka bir münasebetle yaptığım açıklamada
ifade etmiştim. O zat, Genelkurmay Başkanlığı makamında oturan Cevat
Paşa idi. Bunun üzerine, İstanbul ile yapılmış olan yazışmaların
bir kısmı herkesçe öğrenilmiştir. Bu yazışmalar, Erzurum'da görevden
ayrıldığım tarihe kadar değişik Harbiye Nâzırlarıyla ve doğrudan
doğruya sarayla devam etmiştir.
Anadolu'ya geçeli bir ay olmuştu. Bu süre içinde bütün ordu birlikleriyle
temas ve bağlantı sağlanmış; millet mümkün olduğu kadar aydınlatılarak
dikkatli ve uyanık bir duruma getirilmiş, millî teşkilât kurma düşüncesi
yayılmaya başlamıştı. Genel durumu artık bîr komutan ile yürütüp
yönetmeye devam imkânı kalmamıştı. Yapılan geri çağırma emrine uymamış
ve onu yerine getirmemiş olmakla birlikte, milli teşkilât ve hazırlıkların
yönetimine devam etmekte olduğuma göre, şahsenâsı duruma geçmiş
olduğuma şúphe edilemezdi. Bundan başka ve özellikle girişmeye karar
verdiğim teşebbüs ve faaliyetlerin köklü ve şiddetli olacağını tahmin
güç değildi. O halde, yapılacak teşebbüs ve faaliyetlerin bir an
önce şahsî olmak niteliğinden çıkarılması mutlaka, bütün bir milletin
birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve temsil edecek bir hey'et adına
olması gerekli idi.
SİVAS'TA GENEL BİR MİLLİ KONGRE TOPLAMA KARARI
Bu sebeple, 18 Haziran 1919 tarihinde, Trakya'ya verdiğim
direktifte işaret ettiğim bir noktanın uygulanma zamanı gelmiş bulunuyordu.
Hatırınızdadır ki, o nokta, Anadolu ve Rumeli'deki millî teşkilâtları
birleştirerek, bir merkezden temsil ve idare etmek üzere, Sivas'ta
genel bir millî kongre toplamaktı. Bu gayenin gerçekleştirilmesi için
yaverim Cevat Abbas Bey 21 /22 Haziran 1919 gecesi, Amasya'da yazdırdığım
genelgenin esas noktaları şunlardı :
1 - Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.
2 - İstanbul hükûmeti üzerine aldığı sorumluluğun gereğini yerine
getirememektedir. Bu durum milletimizi yok olmuş gibi gösteriyor.
3 - Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
·
4 - Milletin içinde bulunduğu durum ve şartların gereğini yerine
getirmek ve haklarını gür sesle cihana duyurmak için her türlü baskı
ve kontroldan uzak millî bir hey'etin varlığı zarurîdir.
5 - Anadolu'nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sıvas'ta hemen
millî bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.
6 - Bunun için bütün illerin her sancağından milletin güvenini
kazanmış üç temsilcinin mümkün olan en kısa zamanda yetişmek üzere
yola çıkarılması gerekınektedir.
7 - Her ihtimale karşı, bu mesele milli bir sır olarak tutulmalı
ve temsilciler, gereğinde yolculuklarını kendilerini tanıtmadan
yapmalıdırlar.
8 - Doğu illeri adına, 23 Temmuzda, Erzurum'da bir kongre toplanacaktır.
O tarihe kadar öteki illerin temsilcileri de Sıvas'a gelebilirlerse,
Erzurum Kongresi'nin üyeleri de Sıvas genel kongresine katılmak
üzere hareket ederler.
Görüyorsunuz ki, bu yazdırdığım hususlar, zaten vermiş ve dört
gün önce Trakya'ya tebliğ etmiş olduğum bir kararın bir genelge
ile Anadolu'ya da bildirilmesinden ibarettir. Bu kararın 21/22 Haziran
1919 gecesi, karanlık bir odada alınmış korkunç ve esrarlı yeni
bir karar olmadığı, zannımca kolaylıkla takdir buyurulur
Bu noktanın aydınlanması için, arzu buyurursanız küçük bir açık
zorlamada bulunayım.
Efendiler, o müsvedde işte bu kâğıtlardır (göstererek), dört maddeliktir.
İçindekileri bildirdim. Sonunda benim imzam vardır. Bir de görevi
dolayısıyla Kurmay Başkanım olan Albay Kâzım Bey 'in (şimdiki İzmir
Valisi Kâzım Paşa), kurmay hey'etinden tebliğ işleriyle görevli
memur Husrev Bey 'in ( şimdi büyükelçi ), askerî makamlara şifreleyen
yaverim Muzaffer Bey 'in ve sivil makamlara şifreleyen bir memur
efendinin imzaları vardır. Bunlardan başka daha bazı imzalar vardır.
ADINI SAKLAYAN BİR TANIDIĞIN AMASYA'YA GELMESİ
Bu imzaların bu müsveddeye konması iyi bir şans ve
tesadüf eseridir.
Daha, Havza'da bulunduğum sırada Ankara'da bulunan 20'inci Kolordu
Komutanı Ali Fuat Paşa' dan bir şifreli telgraf aldım. Bu telgraf,
aşağı yukarı tanıdığımız bir zat bazı arkadaşlarla birlikte İstanbul'dan
buraya gelmiştir. Nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda ne
emir buyuruyorsunuz şeklinde idi. Adeta bir bilmeceyi andıran bu
telgraf, bende büyük bir merak ve hayret uyandırdı. Söz konusu edilen
zatı tanıyorum, benden nasıl hareket edeceğini soruyor; Ankara'da
arkadaşım olan güvenilir bir komutanın yanında, telgraf da şifrelidir.
O halde neden adını şifreli olarak bile yazdırmaktan çekiniyor?
Bir hayli düşündüm, kavrar gibi oldum; tahmin buyurulur ki, bilmece
çözmekle uğraşacak zamanım yoktu. Fakat, Fuat Paşa 'yı yakından
görmek, bölgeleri, çevreleri, düşünceleri üzerinde kendisiyle konuşmak,
bence pek istenilir bir şeydi. Bu bilmeceli telgraftan ilham alarak
kendisine şu ricada bulundum : Ankara'dan ayrıldığınızı belli etmeyecek
tedbirleri aldıktan sonra, ad ve kıyafet değiştirerek birkaç gün
için hemen yanıma geliniz. İstanbul'dan gelen arkadaşları da birlikte
getiriniz.
Gerçekten de Fuat Paşa, dediğim gibi Havza'ya hareket eder. Ancak,
bazı zorlayıcı sebepler dolayısıyla, ben derhal Havza'dan ayrılıp
Amasya'ya gitmeğe mecbur olmuştum. Fuat Paşa, Havza yolunda durumu
anlar ve Amasya'ya yönelir. İşte, böylece 21 /22 Haziranda Amasya'da
yanımda bulunuyor. Adı şifrede bildirilmeyen zat da Rauf Bey 'di.
İstanbul'dan ayrılmak üzere, evimden otomobile bineceğim sırada
Rauf Bey yanıma gelmişti. Bineceğim vapurun takip edileceğini ve
beni İstanbul'da iken tutuklamadıklarına göre, belki de Karadeniz'de
batırılacağımı güvenilir bir yerden işitmiş, onu haber verdi. Ben
İstanbul'da kalıp tutuklanmaktansa, batıp boğulmayı tercih ettim
ve hareket ettim. Kendisine de eninde sonunda İstanbul'dan çıkmak
zorunda kalırsa benim yanıma gelmesini söyledim.
Rauf Bey, gerçekten de İstanbul'dan çıkmak gereğini duymuş ve çıkmış...
Ancak, benim yanıma gelmedi. Arkadaşı olan 6'ncı Tümen Komutanı
Albay Bekir Sami Bey 'in yanına gitmek ve İzmir cephesine daha yakın
bir yerde olmakla, daha etkili ve daha yararlı olacağını zannederek
Bandırma - Akhisar yoluyla Manisa bölgesine gitmiş. Gittiği yerde
halkın maneviyatını bozuk, durumu tehlikeli ve korkunç bulmuş. Derhal
ad değiştirerek oradan Ödemiş, Nazilli, Afyonkarahisar üzerinden
Aziziye Sivrihisar yoluyla ve arabayla Ankara'ya, Fuat Paşa 'nın
yanına gelmiş ve bana haber göndermiş; pek güzel ama! adını saklamak
suretiyle beni üzmenin anlamı var mıydı?
Öte yandan 3'üncü Kolordu Komutanım olup Samsun mutasarrıflığında
bıraktığım Refet Bey 'i artık Sıvas'a Kolordu merkezine göndermek
istiyordum. Birkaç defa gelmesi için emir vermiştim. Bölgeyi teftişe
çıkmış. Emirlerime cevap bile alamıyordum. Nihayet o da bir tesadüf
eseri olarak o gün gelmişti.
RAUF BEY VE REFET BEYLERİN KARARSIZLIĞI
Şimdi, imza meselesine gelelim : Ben müsveddenin yeni gelen arkadaşlar
tarafından da imzalanmasını istedim. O sırada Rauf ve Refet Beyler
benim odamda, Fuat Paşa başka bir odada bulunuyorlardı.
Rauf Bey, misafir olduğundan bu müsveddeye imza koymak için kendini
ilgili ve yetkili görmediğini nazikçe ifade etti. Bunun tarihi bir
hâtıra olduğunu ileri sürerek imza etmesini söyledim. Bunun üzerine
imzaladı.
Refet Bey, imzadan çekindi ve böyle bir kongre toplanmasındaki
maksat ve yararı anlayamadığını söyledi.
İstanbul'dan beri yanımda getirdiğim bu arkadaşın - tuttuğumuz
yola göre- anlaşılması pek basit olan bir konuda, böyle bir düşünce
ve duygu içinde oluşu bana pek acı geldi. Fuat Paşa'yı çağırttım.
Paşa ,maksadımı anlayınca derhal imza etti. Fuat Paşa'ya, Refet
Bey'in çekinmesinin sebebinì anlayamadığımı söyledim. Fuat Paşa,
Refet Bey 'den biraz ciddî açıklama yapmasını istedikten sonra,
Refet Bey, müsveddeyi eline alarak kendine göre bir işaret koydu.
Öyle bir işaret ki, bunu, bu müsveddede bulmak oldukça güçtür.
(Buyurun! merak eden inceleyebilir.)
Efendiler, gereksiz gibi görülebilen bu açıklamalar, daha sonraki
yıllara ve olaylara ait bazı karanlık noktaları aydınlatmava yardımcı
olur düşüncesiyle yapılmıştır.
İSTANBUL'DA BAZI KİMSELERE GÖNDERDİĞİM MEKTUP
Kongreye davet genelgesi sivil ve askerî makamlara
şifre olarak verildi. Bundan başka İstanbul'da bulunan bazı kimselere
de gönderildi. Fakat bu kimselere ayrıca bir de genel birer mektup
yazdım. Kendilerine mektup yazdığım kimseler şunlardı : Abdurrahman
Şeref Bey, Reşit Akif Paşa, Ahmet İzzet Paşa, Seyit Bey, Halide Edip
Hanım, Kara Vasıf Bey, Ferit Bey (Nafia Nâzırı) Sulh ve Selâmet Fırkası
Başkanı Ferit Paşa (daha sonra Harbiye Nâzırı oldu), Câmi Bey, Ahmet
Rıza Bey.
Bu mektupta söylediğim noktaları özet olarak tekrar edeceğim :
l. Yalnız mitingler ve gösteriler, büyük gayeleri hiçbir vakit
gerçekleştiremez.
2. Bunlar, ancak milletin bağrından fiilen doğan ortak güce dayanırsa
kurtarıcı olur.
3. Zaten acı olan durumu tehlikeli şekle sokan en etkili sebep,
İstanbul'daki muhalif akımlar ve millî faydayı yararlı bir şekilde
yüzüstü bırakan siyasî ve gayri millî propagandalardır.
4. Artık İstanbul Anadolu'ya bağlı olmak mecburiyetindedir.
5. Size düşen fedakârlık pek büyüktür.
ALİ KEMAL BEY'İN GENELGESİ
25 Hazirana kadar Amasya'da kaldım. Hatırlardadır ki,
o tarihlerde Dahiliye Nâzırlığı görevinde bulunan Ali Kemal Bey, benim
görevden alındığımı ve artık benimle hiç bir resmî muameleye girişilmemesi
gerektiği konusunda şifre ile bir genelge yayınlamıştı.
23 Haziran 1919 tarih ve 84 sayılı olan bu genelge metni, dikkate
değer bir anlayışı gösterir belge olduğu için aynen bilginize sunacağım.
Dahiliye Nâzırı Ali Kemal Bey'in 23.6.1919 tarihli ve 84 sayılı
şifresinin çözülmüş suretidir :
Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla birlikte günün siyasetini
pek bilmediği için, olağanüstü sayılacak vatanseverlik ve gayretine
rağmen, yeni görevinde asla başarılı olamadı. İngiliz Olağanüstü
Temsilcisi'nin istek ve ısrarıyla görevden alındı; bundan sonra
yaptıkları ve yazdıkları ile de bu kusurlarını daha çok açığa vurdu.
Redd-i İlhak Cemiyetleri gibi, Balıkesir ve Aydın dolaylarında Müslüman
halkı boş yere kırdırmaktan ve bu fırsattan yararlanarak halkı haraca
kesmekten başka iş görmeyen emirsiz, saygısız ve kanunsuz olarak
kurulan bazı hey'etler için öteden beri çektiği telgraflarla siyasî
hatâsını idarî yönden de artırdı. Kendisinin İstanbul'a getirilmesi
Harbiye Nezareti ile ilgili bir iştir.
Ancak, Dahiliye Nezareti'nin size kesin emri, artık o zatın görevden
alınmış olduğunu bilmek, kendisi ile hiçbir resmî işleme girişmemek,
hükûmet işleri ile ilgili hiçbir isteğini yerine getirmemektir.
Bu genelgeye uygun hareket etmekle ne gibi sorumlulukların giderilmiş
olacağını takdir buyuracağınızdan eminim. Ayrıca, bu önemli ve tehlikeli
günlerde memur, halk, her Osmanlı'ya düşen en büyük görev, barış
konferansınca geleceğimiz üzerinde karar verilirken ve beş yıldır
yaptığımız deliliklerin hesapları görülürken, artık aklımızı başımıza
devşirdiğimizi göstermek, akıllıca ve tedbirlice davranışları benimsemek,
parti, mezhep, ırk ayrılıklarını gözetmeksizin her ferdin hayatını,
malını, ırzını koruyarak, medenî dünyanın gözünde bu memleketi bir
daha lekelememek değil midir?
ALİ KEMAL BEY VE PADİŞAH
Bu şifreli genelgeden, benim ancak Sivas'a vardığım
27 Haziran 1919 tarihinde haberim oldu. Ali Kemal Bey, 23 Haziran
tarihinde bu genelgesi ile düşmanlara ve padişaha önemli bir görev
yaptıktan sonra, 26 Haziran 1919 tarihinde hükûmetten çekilmiştir.
Ali Kemal Bey ' in sadrazamlığa verdiği resmî istifa yazısından başka,
saraya da gidip padişaha kendi eliyle verdiği istifa yazısı suretleri
ile sözlü mârûzâtını ve padişahın ona verdiği cevabı, çok sonra öğrendim.
Ali Kemal Bey, istifa yazılarında, özellikle bunun padişaha ait
olanında : Osmanlı topraklarının çeşitli yerlerinde başgösteren
ayaklanma ve karışıklık belirtileri üzerine, ihtilâl ateşinin hemen
çıktığı yerde, yayılmadan bastırılıp söndürülmesi ve yok edilmesi
için tedbir almak, yalnız kendi makamını ilgilendirirken, padişahın
gösterdiği yakın ilgi ve güveni çekemeyen bazı arkadaşlarının birçok
yersiz sebepler ileri sürerek ihtilâlin daha da genişlemesine yol
açtıklarından söz ettikten sonra resmî görevinden çekilmekle birlikte,
özel olarak hizmet ve sadakata devam edeceğini ekliyor ve sözlü
olarak da resmî görevinden ayrılmasını fırsat bilen hasımlarının
hücumundan ben kulunuzu koruyunuz istirhamında bulunuyor.
Padişah, karşılık olarak beni büsbütün yalnız bırakmayacağınıza
güveniyorum. Bağlılığınız, bana büyük ümit ve teselliler vermiştir.
Saray, her dakika size açıktır. Refik Bey'le işbirliğinden ayrılmayınız
iltifatında bulunuyorlar.
Kendisine olan bağlılığından padişahın büyük ümit ve teselliye
kapıldığı Ali Kemal'i nâzırlık makamında ve padişah huzurunda gördükten
sonra, bir de asıl gerçek görevi başında görelim!
Canınız sıkılmazsa, Sait Molla'nın Rahip Frew'a yazdığı mektuplardan
birini gözden geçirelim :
Ali Kemal Bey'e, son felâketi üzerine üzüntünüzü bildirdiğinizi
söyledim. Bu zatı elde bulundurmak gerekir. Bu fırsatı kaçırmayalım.
Bir hediye takdimi için en uygun zamandır.
Ali Kemal Bey dün o zatla görüşmüş. Basın işinde biraz ihtiyatlı
olmak gerektiğini söylemiş. Daha önce herhangi bir gidişten yana
yöneltilmiş olan düşünce ve kalem erbabını bu defa öncekine aykırı
bir gayeye yöneltmek bizde kolaylıkla mümkün olmaz. Bütün devlet
memurları, Millî Mücadele'yi şimdilik iyi görüyorlar demiş. Ali
Kemal Bey, talimatınıza harfi harfine uyacak, Zeynelâbidin Partisi'ylede
işbirliği yapmaya çalışıyor. Kısacası işler bulandırılacak.
Aynı mektubun altında bir de notu vardır. Şimdi onu da okuyalım
: Birkaç defadır söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal
Paşa'ya ve taraftarlarına biraz kendilerini destekliyormuş gibi
görünmeli ki, hiç bir şüpheye düşmeden buraya gelebilsin. Bu işe
fevkalâde önem veriniz. Kendi gazetelerimizle onu destekleyemeyiz.
Bu belgeler hakkında sırası gelince daha çok bilgi veririm. Şimdilik
bu kadarı yeterlidir.
ALİ GALİP BEY SİVAS'TA
Ali Kemal Bey' in daha Amasya'da iken haberim olmadığını
arzettiğim genelgesi, memurların ve halkın kafasını gerçekten de bulandırmış.
Her yerde eksik olmayan menfî ruhlu kimseler derhal aleyhimde propagandaya
ve faaliyete geçmişler.
Bu yoldaki baltalayıcı gösteri ve hareketlerin en önemlisi Sivas'ta
hazırlanmaya başlanmış.
Müsaade buyurursanız bunu kısaca anlatayım : Dahiliye Nâzırı Ali
Kemal Bey'in, bu genelge ile verdiği emrin tarihi olan 23 Haziran
günü, Sivas'ta Ali Galip Bey adında biri, on kadar adamıyla hazır
bulunuyormuş. Bu kimse İstanbul'dan Elâzığ valisi olarak gönderilmiş
olan Kurmay Albay Ali Galip'tir. Sözde o ilin ikinci derecede memurları
olmak üzere, birtakım insanları da İstanbul'dan seçmiş, birlikte
götürüyor.
Ali Galip, yol üzerinde bulunan Sivas'ta kalmış. Özel bir görevi
olduğuna şüphe etmemek gereken Ali Galip, orada derhal kuvvetli
taraftarlar bulmuş. Görevini hakkıyla yerine getirebilmek için tertip
ve tedbirler almaya başlamış.
Dahiliye Nezareti'nin, aleyhimdeki emri gelir gelmez, faaliyet
başlamış. Sivas sokaklarında benim hain, âsî, zararlı bir adam olduguma
dair duvarlara yaftalar yapıştırılmış.
Kendisi de, bir gün, Sivas'ta vali bulunan Reşit Paşa merhumun
yanına giderek, Dahiliye Nezareti'nin emrinden bahsettikten sonra,
Sivas'a gittiğim takdirde hakkımda uygulayacağı işlemi sormuş.
Reşit Paşa ne yapılabileceğini sormuş, Ali Galip, ben senin yerinde
olsam, derhal kollarını bağlar ve tutuklarım. Senin de böyle yapman
gerekir demiş.
Reşit Paşa, bu işin bu kadar basit olacağına inanamamış. Konuşma
hayli uzamış. Konuşmaya katılanlar çoğalmış... Öyle ki, bir kısım
halk verilecek kararı anlamak üzere toplanmış...
Bugün, Haziranın 27'nci günüdür. Bakışlarımızı, yeniden bu noktaya
dönmek üzere bir an için bu tablodan ayıralım ve Amasya'ya çevirelim
:
SİVAS'A HAREKET Ayın 25'inci günü, Sivas'ta aleyhimde bazı yakışıksız olaylar çıkmaya
başladığını haber aldım. 25/26 Haziran gecesi yaverim Cevat Abbas
Bey'i çağırdım ve yarın sabah karanlıkta Amasya'dan güneye hareket
edeceğiz, dedim. Bu gidişin gizli tutularak hazırlık yapılması için
emir verdim.
Bir yandan da 5'inci Tümen Komutanı ve kurmay hey'etimle, gizli
olarak şu tedbiri kararlaştırdık : 5'inci Tümen Komutanı, tümeninin
seçkin subay ve erlerinden oluşmuş, oldukça kuvvetli bir atlı piyade
birliğini hemen o geceden başlayarak sür'atle kuracaktı. Ben, 26
Haziran sabahı karanlıkta arkadaşlarımla birlikte otomobille Tokat'a
hareket edecektim. Birlik kurulur kurulmaz, Tokat üzerinden Sivas'a
doğru sevk edilecek ve benimle bağlantı kurmaya çalışacaktı. Hareketimiz
hiçbir yere telgrafla bildirilmeyecek ve elden geldiği kadar Amasya'da
da açıklanmayacaktır.
26 Haziranda Amasya'dan yola çıktım. Tokat'a varır varmaz telgrafhaneyi
göz altına aldırarak benim gelişimin Sivas'a ve hiçbir yere bildirilmemesini
sağladım. 26/27 Haziran gecesini orada geçirdim, 27'de Sivas'a hareket
ettim. Otomobille Tokat, Sivas'a aşağı yukarı altı saattir.
Sivas valisine, Tokat'tan Sivas'a hareket ettiğimi bildirir açık
bir telgraf yazdım. İmzada Ordu Müfettişliği ünvanını kullandım.
Telgrafta, bile bile çıkış saatimi kaydetmiştim. Fakat, bu telgrafın,
yola çıkışımdan altı saat sonra çekilmesini ve o zamana kadar Sivas'a
hiçbir şekilde bilgi verilmemesini sağlayacak tedbirleri aldırdım.
Şimdi Efendiler, bakışlarımızı yeniden Sivas'ta, bıraktığımız tabloya
çevirelim :
Ali Galip Bey ile Reşit Paşa arasında, bana karşı uygulanacak işlemin
tartışılması sahnesine...
Tartışmanın kızıştığı bir sırada, Reşit Paşa'nın eline, benim Tokat'tan
çekilen telgrafımı verirler. Reşit Paşa, haberi Ali Galip Bey'e
uzatır.İşte kendisi geliyor, buyurun, tutuklayın! der. Reşit Paşa,
telgrafta yazılı olan hareket saatini görünce hemen kendi saatini
çıkarır, bakar... Efendim geliyor değil, gelmiş olacaktır diye ilâve
eder.
Bunun üzerine Ali Galip, ben tutuklarım dedimse, benim il sınırlarım
içinde olursa tutuklarım, demek istedim deyince toplantı halinde
bulunanları bir heyecan kaplar... Hep birden, haydi öyleyse karşılamaya
gidelim diyerek toplantıya son verirler. . .
Ancak, şehrin ileri gelenleri, halk ve askerle parlak bir karşılama
töreni hazırlayabilmek için biraz zaman kazanmak gerektiğini; fakat,
hesapça, benim Sivas şehri kapılarına kadar yaklaşmış olacağımı
dikkate alarak, beni, şehrin girişine yakın olan Ziraat Nümune çiftliğinde
bir süre dinlendirmenin yolunu aramışlar. Vali Paşa, karargâhımın
sağlık başkanı olup, daha önce teşkilât kurmak üzere Sıvas'a göndermiş
olduğum Tali Bey'i çağırtarak, bu işin yerine getirilmesini ondan
rica etmiş ve gerekli hazırlıkları yapar yapmaz kendisinin de bize
katılacagını söylemiş. .
Gerçekten de, tam Nümune Çiftliği yakınlarında, karşımıza çıkan
bir otomobilin içinden, Tali Bey göründü. Otomobillerden indik,
çiftliğin avlusunda oturduk. Tali Bey, hikâye ettiğim durumu ayrıntılı
olarak açıkladıktan sonra, görevinin beni burada biraz oyalamak
olduğunu söyleyince, hemen ayağa kalktım, çabuk otomobillere ve
Sivas'a! dedim.
Bunun sebebini anlatayım. O anda hatırıma gelen şuydu : Karşılama
töreni yapacağız diye Tali Bey'i aldatmış olabilirler ve gerçekte
aksi bir tertip yapmak için zaman kazanmak isteyebilirlerdi. Otomobillere
binmek üzere iken Sivas tarafından başka bir otomobil yanımıza yaklaştı.
İçinde Vali Paşa vardı.
Reşit Paşa, Efendim birkaç dakika daha istirahat buyurulmaz mı?
diye söze başladı. Yarım dakika bile istirahate ihtiyacım yoktur.
Derhal yola çıkacağız ve sen benim yanıma gel dedim.
- Efendim, dedi, sizin yanınıza Rauf Bey binsin. ben arkadaki otomobille
de gelirim.
- Hayır, hayır! dedim. Siz buraya. ..
Bu basit tedbirin neden alındığını açıklamaya gerek yoktur. Sivas
şehrine girerken, caddenin iki tarafı büyük bir kalabalıkla dolmuş,
askerî birlikler tören düzenini almış bulunuyordu. Otomobillerden
indik. Yürüyerek askeri ve halkı selâmladım..
Bu manzara, Sivas'ın saygıdeğer halkının ve Sıvas'ta bulunan kahraman
subay ve askerlerimizin bana ne kadar bağlı ve sevgi ile dolu olduğunu
gösteren canlı bir tanık idi...
Bundan sonra, doğruca Kolordu Komutanlık binasına gittim ve hemen
maiyyeti ile birlikte Ali Galip'i ve onun yardakçısı olduklarını
anladığım fesatçıları getirttim. Onlara ne yaptığımı anlatarak,
zaten yeterince yorgunluk vermiş olduğuna şüphe etmediğim ayrıntıları
uzatmak istemem.
Yalnız, bir noktaya işaret etmekle yetineceğim.
Efendiler, Ali Galip, karşılaştığı bu kötü davranıştan sonra, bana
bildirecek bazı gizli şeyleri olduğunu söyleyerek, gece yalnız olarak
yanıma geldi. Kabul ettim. Davranışlarının dış görünüşüne önem vermemekliğimizi
rica ile, Elâzığ valiliğini kabul ederek gelmekten maksadının, benim
yolumda hizmet etmek olduğunu ve Sivas'ta kalışının benimle buluşup
benden direktif almak maksadına dayandığını açıklamaya ve bin türlü
delillerle ispata çalıştı. Bizi sabaha kadar oyalamak suretiyle
başardığını da itiraf etmeliyim.
ERZURUM'A HAREKET
Sivas'taki teşkilât ve nasıl hareket edileceği konusunda
gerekenlere talimat verdikten sonra, hiç uyumadan geçen 27/28 gecesinin
sabahında bir bayram günü, Sivas'tan Erzurum'a doğru yola çıktık.
Bir haftalık yorucu bir otomobil yolculuğundan sonra 3 Temmuz 1919
günü halkın ve askerin içten gelen samimi gösterileri arasında,
Erzurum'a varıldı. İstanbul Hükûmeti'nden gelebilecek menfî emirleri
denetlemek ve önlemek için haberheşme kanalı olan önemli merkezlerde
tedbirler alınmak üzere, bütün komutanlara, 5 Temmuz 1919 tarihinde
emir verdim.
Komutan, vali ve Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'nin
Erzurum şubesiyle temasa geçildi.
Vali Münir Bey, İstanbul Hükûmeti'nce görevden alınmıştı. Hareket
etmeyip Erzurum'da kalması için gönderdiğim haber üzerine henüz
Erzurum'da bulunuyordu. Bitlis valiliğinden ayrılıp İstanbul'a gitmek
üzere Erzurum'dan geçen Mazhar Müfit Bey de aynı şekilde Erzurum'da
beni bekliyordu.
MİLLİ GAYE İLE ORTAYA ATILMA KARARI
Bu iki vali beyler ile 15' inci Kolordu Komutanı Kâzım
Karabekir Paşa ve yanımda bulunan Rauf Bey, eski İzmit mutasarrıfı
Süreyya Bey, karargâhına bağlı Kurmay Başkanı Kâzım Bey, Kurmay Husrev
Bey ve Doktor Refik Bey arkadaşlarımla ciddî bir görüşme yapmayı uygun
buldum. Kendilerine genel ve özel durumu açıklayarak tutulması gerekli
olan yolu anlattım. Bu münasebetle en elverişsiz durumları, genel
ve şahsî tehlikeleri; her ihtimale karşı göze alınması kaçınılmaz
olan fedakârlığı dile getirdim. Bir de millî gaye ile ortaya atılacakların
bugün yok edilmesini düşünen, yalnız saray, hükûmet ve yabancılardır.
Ancak, bütün memleketin aldatılmasını ve aleyhimize çevrilmesini de
ihtimalden uzak tutmamak gerekir. Millete önder olacakların, her ne
pahasına olursa olsun amaçtan dönmemeleri, memlekette barınabilecekleri
son noktada, son nefeslerini verinceye kadar, bu amaç uğrunda fedakârlığa
devam edeceklerine daha işin başında karar vermeleri gerekir. Kalplerinde
bu gücü duymayanların teşebbüse geçmemeleri elbette daha isabetli
olur. Çünkü, aksi halde hem kendilerini hem de milleti aldatmış olurlar.
Bir de söz konusu görev, resmî makam ve üniformaya sığınarak, el
altından yürütülebilecek türden değildir. Bu tarz bir dereceye kadar
sürdürülebilir. Fakat, artık, o devir geçmiştir. Açıkça ortaya çıkmak
ve milletin hakları adına gür sesle bağırmak ve bütün milleti bu
sese ortak etmek lâzımdır.
Benim, görevden alındığıma ve her türlü sonuçla karşı karşıya bulunduğuma
şüphe yoktur. Benimle açıktan açığa işbirliği etmek, aynı sonucu
şimdiden kabullenmek demektir. Bundan başka, bu şartların istediği
adamın, başka birçok bakımlardan da, mutlaka benim şahsım olabileceği
gibi bir iddia söz konusu değildir. Yalnız, herhalde, bu memleket
evlâdından birinin ortaya atılması kaçınılmaz olmuştur. Benden başka
bir arkadaş da düşünülebilir. Yeter ki, o arkadaş, bugünkü durumun
kendisinden beklediği şekilde harekete evet diyebilsin dedim.
Bu konuşma ve açıklamalardan sonra, gelişigüzel karar almak doğru
olamayacağından bir süre düşünmek ve özel görüşmeler yapabilmek
için, görüşmelere son verdiğimi bildirdim.
Tekrar toplandığımızda, işin başında benim devam etmemi, kendilerinin
bana yardımcı ve destek olacaklarını bildirdiler. Yalnız bir arkadaş,
Münir Bey, önemli mazereti dolayısıyla, bir süre için kendisinin
fiilî görevden affını rica etti. Ben, şeklen, resmî görev ve askerlikten
ayrıldıktan sonra da, tıpkı şimdiye kadar olduğu tarzda üst komutan
imişim gibi emirlerimin yerine getirilmesinin başarı için temel
şart olduğunu belirttim. Bu nokta tamamen benimsenip kabul gördükten
sonra toplantıya son verildi.
Efendiler, İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı makamında, birbirinin
yerini alan Cevat ve Fevzi paşalardan, Barış Hazırlığı Komisyonu'nda
çalışan İsmet Bey'den başlayarak Erzurum'a gelinceye kadar, her
yerde temas ve ilişkide bulunduğum komutan, subay, her türlü devlet
adamı ve ileri gelen kimselerle, burada, Erzurum'da yaptığım gibi
görüşmeler ve anlaşmalar yapmıştım. Bundaki yarar takdir buyurulur.
ERZURUM KONGRESİ HAZIRLIKLARI
Erzurum'a gelişimin ilk günlerinde, Erzurum Kongresi'nin toplanmasını
sağlamak üzere, gerekli tedbirlerin alınmasına önem verildi. Efendiler,
Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'nin, 3 Mart
1919 tarihinde bir kurucu hey'et meydana getirmek üzere oluşturduğu
Erzurum şubesi, Trabzon ile de anlaşarak 1919 yılı Temmuzunun onuncu
günü Erzurumda bir Vilayat-ı Şarkiye Kongresi toplamaya teşebbüs
etti. Benim daha Amasya da bulunduğum tarihlerde, Haziran içinde,
Doğu illerine temsilci göndermeleri için teklif ve davette de bulundu.
İllerden temsilci getirtilmesi için o tarihten başlayarak, benim
Erzurum'a gelişime kadar ve ondan sonra da bu konuda pek çok gayret
sarfetti.
Ancak, o günlerin şartları içinde böyle bir maksadın gerçekleştirilmesindeki
güçlüğün büyüklüğü kolaylıkla takdir olunur. Kongrenin toplanma
günü olan 23 Temmuz yaklaştığı halde, illerden gönderilmesi gereken
temsilciler seçilip gönderilmiyordu.
Halbuki, bu kongrenin toplanmasını sağlamak artık pek önemli olmuştu.
Bu sebeple tarafımızdan da ciddî teşebbüslerde bulunmak gerekir.
İllerin her birine açık telgraflar gönderildiği gibi, bir yandan
da şifreli telgraflarla valilere, komutanlara gereken tebligatta
bulunuldu. Sonunda, on üç günlük bir gecikme ile yeterince temsilci
getirtilerek kongreyi toplama gerçekleştirilebildi.
Efendiler, Millî Mücadele'ye ordu mensuplarının desteğini sağlamak,
askerî ve millî mücadeleyi biribiri ile uyumlu olarak yürütmek işi
de son derece önemli idi.
Trabzon'daki tümen vekâletle idare ediliyordu. Asıl komutanı Hâlit
Bey Bayburt'ta gizlenmişti. Hâlit Bey'i gizlendiği yerden çıkartmak
iki bakımdan gerekli idi. Biri ve en önemlisi, İstanbul'a çağırılmanın
ve bir emre uymamanın gizlenmeyi gerektirecek nitelikte olmadığını
millete ve özellikle ordu mensuplarına göstererek manevî gücü yükseltmek
içindi. Diğeri de, sahilde önemli bir nokta olan Trabzon'a dışarıdan
bir saldırı olduğu takdirde, oradaki tümenin başında gözü pek bir
komutan bulundurmak maksadına dayanıyordu.
Bundan dolayı, Hâlit Bey ' i Erzurum'a getirttim. Kendisine bizzat
özel bir talimat verdikten sonra, gerektiğinde derhal tümeninin
başına geçmek üzere Maçka'da bulunması için de emir verdirdim.
Biz bu işlerle ugraşırken, bir yandan da, İstanbul da Harbiye Nezareti
makamında bulunan Ferit Paşa' nın ve Padişahın, İstanbula dönmemi
sağlamak üzere biribiri ardınca çekilen aldatıcı telgraflarına da
türlü karşılıklar vermekle vakit kaybına mecbur oluyorduk.
RESMİ SIFAT VE YETKİLERİMİ BIRAKARAK, MİLLETİN
SEVGİ VE FEDAKARLIĞINA GÜVENEREK VİCDANİ GÖREVE DEVAM ETME KARARI
Harbiye Nezareti, İstanbul'a gel, diyor. Padişah, önce "hava
değişimi al, Anadolu'da bir yerde otur, fakat bir işe karışma"
diye başladı. Daha sonra, ikisi birlikte "mutlaka gelmelisin!"
dediler. "Gelemem!" dedim. Sonunda, 8/9 Temmuz 1919 gecesi,
sarayla açılan bir telgrafbaşı görüşmesi sırasında, birdenbire perde
kapandı ve 8 Hazirandan 8 Temmuza kadar bir aydır süregelen oyun
sona erdi. İstanbul o dakikada, benim resmî görevime son vermiş
oldu. Ben de aynı dakikada, 8 - 9 Temmuz 1919 gecesi saat 22.50'de
Harbiye Nezareti'ne, saat 23.00'te Padişah'a resmi görevimle birlikte
askerlikten de ayrıldığımı bildiren telgraf çekmiş oldum.
Durum, tarafımdan, ordulara ve millete duyuruldu. Bu tarihten sonra
resmi sıfat ve yetkilerden sıyrılmış olarak, yalnız milletin sevgi
ve fedakârlığına güvenerek ve onun tükenmez feyiz ve kudret kaynağından
ilham ve güç alarak vicdani görevimize devam ettik...
Biz, 8/9 Temmuz gecesi İstanbul ile telgraf başında konuşurken
bunu başka dinleyenlerin ve ilgilenenlerin de bulunduğunu tahmin
etmek güç değildir.
O tarihlerde ve ondan sonraki zamanlarda, en hafif deyimi ile saflıklarını
uyanıklık ve tedbirlilik gibi göstermeye çalışmış olanlar hakkında
bir fikir vermiş olmak için, müsaade buyurursanız, şu belgeyi olduğu
gibi bilgilerinize sunmak isterim. Konya, 9.7.l919 Saat : 6.00
3'üncü Ordu Müfettişliği Başyaverliğine
Telgraf ve Posta Genel Müdürü Refik Halit Bey ile Konya Valisi Cemal
Bey, 6/7 Temmuz gecesi, telgrafla makine başında konuştular. Konuşmanın
şöyle geçtiğini haber aldım.
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri için gerekli işlem yapıldı. İstanbul'a
getirilecek. Cemal Paşa Hazretleri için de yapılacak işlem hazırdır.
Konya valisi de :
- Teşekkür ederim, dediler.
Uygun bir şekilde Paşa Hazretleri'ne arz etmenizi rica ederim.
2'nci Ordu Müfettişliği Şifre Müdürü Hasan
MERSİNLİ CEMAL PAŞA'NIN İSTANBUL'A GİTMESİ Gerçekten, Konya'da bulunan 2' nci Ordu Müfettişi Cemal
Paşa'nın on gün için izinli olarak İstanbul'a gittiğini dört gün önce
öğrenmiş ve hayret etmiştim.
Cemal Paşa ile, Samsun'a çıktığım günden beri millî davayı gerçekleştirmek
için işbirliği yapmak, askerî ve millî hazırlıklara girişmek ve
teşkilât kurmak konularında haberleşmelerimiz vardı. Kendisinden,
ümit verici olumlu cevaplar almıştım.
Benimle bu tarzda ilişki kurmuş olan bir komutanın, kendi kendine
izin alıp İstanbul'a gitmesi, akıllıca bir iş olmamak gerekirdi.
Bu sebeple 5 Temmuz 1919 tarihli şifre ile, Konya'da 12' nci Kolordu
Komutanı Salâhattin Bey'e şu iki maddeyi yazdım :
1- Cemal Paşa 'nın on gün için İstanbul'a hareketinin gerçek sebebini
açıkça ve çok acele olarak bildirmenizi;
2 - Zâtıâlînizin hiçbir sebep ve suretle oradaki birliklerin başından
ayrılmanız doğru değildir. Bu konuda Fuat Paşa ile de haberleşerek
en kötü ihtimale karşı tedbirler almanız gereklidir. Her gün durumunuz
hakkında kısa bilgiler vermenizi rica ederim.
Aynı şifrenin suretini aynı tarihte Ankara'da bulunan Fuat Paşa'ya
da bildirdim.
Salâhattin Bey'in Konya'dan 6/7 Temmuz tarihinde, yani Refik Hâlit
Bey'in Konya Valisi Cemal Bey' le telgraf başında konuştuğu sırada,
cevap olarak verdiği şifreli telgrafta "Cemal Paşa, İstanbul'da
bazı kimselerle temas etmek ve ailesiyle görüşmek üzere on gün için
ve kendi isteği ile izinli olarak İstanbul'a gitmiştir" denilmekte
idi.
Cemal Paşa gitti, fakat gelemedi. Kendisini çok zaman sonra Ali
Rıza Paşa kabinesinde Harbiye Nâzırı olarak göreceğiz.
KOMUTAYI ELDEN BIRAKMAMA KARARI
Maalesef, bu durumun tanığı olan ve kendisine birliklerinin
başından ayrılmaması tavsiye edilen Salâhattin Bey' in de bir süre
sonra İstanbul'a gittiğini öğrendik.
Cemal Paşa' nın gösterdiği bu kötü örnek üzerine, 7 Temmuz 1919
tarihinde, şu genel bildiriyi gönderdim.
1 - Bağımsızlığımızı koruma uğrunda kurulmuş ve teşkilâtlanmış
olan millî kuvvetlere hiçbir şekilde müdahale ve saldırıda bulunulamaz.
Devlet ve milletin mukadderatında millî irade söz sahibi ve hâkimdir.
Ordu, bu millî iradeye bağlı ve onun hizmetindedir.
2 - Müfettiş ve komutanlar, herhangi bir sebeple komutadan uzaklaştırıldıkları
takdirde, yerlerini alacak kimseler, işbirliği yapılacak niteliklere
sahip iseler, komutayı onlara bırakacaklar; ancak, kendileri de
yetki bölgelerinde kalarak millî görevlerini yapmaya devam edeceklerdir.
Aksi takdirde, yani bir ikinci İzmir olayına yol açabilecek kimselerin
tayini halinde, komuta asla bırakılmayacak, bütün müfettiş ve komutanlarca
kendilerine güvenilemediği gerekçesi ile yapılan tayin reddedilecek
ve kabul edilmeyecektir.
3 - Memleketimizi kolayca işgal edebilmek maksadıyla İtilâf Devletleri
tarafından yapılacak baskılarla, hükûmet herhangi bir birliği, askerî
ve millî teşkilâtımızı dağıtma emri verirse, bu emir kabul edilmeyecek
ve yerine getirilmeyecektir.
4 - Hedef ve gayesi millî bağımsızlığı kurtarmak olan Müdafaa-i
Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetleri'nin ve teşebbüslerinin
gerileme ve başarısızlığına yol açacak herhangi bir etki ve müdahaleyi
ordu kesinlikle önleyecektir.
5 - Devlet ve milletin bağımsızlığını kurtarma gayesinde devletin
bütün sivil memurları, Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Redd-i İlhak
Cemiyetleri'nin ordu gibi meşru yardımcılarıdır.
6 - Vatanın herhangi bir bölgesine saldırıldığı takdirde, bütün
millet, haklarını savunmaya hazır bulunduğundan, bu gibi olaylar
karşısında, işbirliği için her yer biribirini en kısa zamanda haberdar
ederek savunmada hareket ve işbirliği sağlanacaktır.
Bu bildiri, Anadolu ve Rumeli'de bulunan bütün ordu ve kolordu
komutanlarıyla diğer ilgililere gönderilmiştir.
REFET BEY'İN 3'ÜNCÜ KOLORDU KOMUTANLIĞINI BIRAKMASI
Bu genel bildirimizden beş altı gün sonra, Kavak'tan,3'üncü
Kolordu Komutanı Refet imzalı, 13 Temmuz 1919'da yazılmış bir şifreli
telgraf aldım.
Telgrafın metni aynen şudur :İstanbul'dan bir İngiliz gemisiyle,
Harbiye Dairesi Başkanı Albay Salâhattin Bey, benim görevimi devralmak
üzere geldi. Benim de aynı gemi ile dönmemi Nezaret emrediyor. Salâhattin
Bey gayeye uygun olarak çalışacak. Genel durumu göz önünde tutarak
komutayı kendisine devretmeyi uygun buldum ve Harbiye Nezareti'ne
görevden ayrıldığımı bildirdim. Ayrıca geniş bilgi veririm. Sivas
yönüne hareket ediyorum. 5'inci Tümen Komutanı Arif Bey vasıtasıyla
Amasya'ya cevap veriniz.
Efendiler, itiraf etmeliyim ki, bu tutum ve tavırdan pek memnun
olmadım. Refet Bey' in benimle olan işbirliği İstanbul'ca biliniyor.
Bu çalışmaları benimseyen bir kimse onun görevini devralmaya hem
de bir İngiliz gemisi ile gelince, derhal verilmesi tabiî olan hüküm,
bu kimsenin İngiliz görüşüne hizmet edebileceği konusunda kendisine
güvenilmiş olmasıdır. Bu hüküm, bir zandan ibaret olsa bile, Refet
Bey' in komutayı devirde acele etmemesi, hiç olmazsa bizim de görüşümüzü
alması gerekirdi.
Güvenip komutayı kendisine devrettiğine göre de, hiç olmazsa bir
süre ondan ayrılmayıp, durumumuzu ve görüşlerimizi ona iyice benimsetinceye
kadar birlikte çalışması ve kendisi ile aramızda bir bağlantı kurduktan
sonra uzaklaşması yerinde olurdu, düşüncesinde idim. Bununla birlikte,
bir oldubitti karşısında bırakılmış olduğuma göre, iki noktada tesellî
aramakla yetinmeye mecburdum. Birincisi, Refet Bey 'in telgrafındaki
Salahattin Bey gayeye uygun olarak çalışacak cümlesi, ikincisi de,
Refet Bey' in hiç olmazsa İstanbul'a gitmemiş olması idi.
Bu durum üzerine, komutanların İstanbul'a gitmek hususunda en küçük
bir yanılmalarının pek pahalıya mal olacağını ve programımızı en
iyi şekilde uygulamaya devam edeceğimizi bütün komutanlara bildirmek
suretiyle hemen dikkatlerini çektim. Refet Bey' e de aynı tarihte
(14 Temmuz 1919), Salâhattin Bey ' in kararlarımızı istenildiği
şekilde uygulayacağı, buradaki arkadaşları fazlasıyla duygulandırmış
ve onlara güç kazandırmıştı cümlesi de bulunan bir şifreli telgraf
çektirdim.
Salâhattin Bey' in kendisine de aynen şu telgrafı çektirdim.
14.7.1919 31 Amasya'da 5'inci Tümen Komutanlığına
Refet Bey 'edir : Aşağıdaki telgrafı, uygun görürseniz Salâhattin
Bey'e ulaştırınız ve sonucunu bildiriniz.
Mustafa Kemal
Salahattin Beyefendi'ye : İstanbul'un düşmanlarca kuşatılmış çevresinden
milletin kutsal bağrına gelmeniz ve fedakâr arkadaşlarınızın azim
ve vatanperverlik meydanına sizin de şeref vermiş olmanız büyük
bir sevinçle karşılandı. Kutsal amacımın gerçekleştirilmesi uğrunda
gösterilecek ortak gayrette Tanrı hepimizi zafere ulaştıracaktır.
Gözlerinizden öperim.
(Mustafa Kemal)
3' üncü Ordu Müfettişi
Kurmay Başkanı Albav
Kâzım
Salâhattin Bey hakkında ilk şüphe ve kararsızlık, yine Salâhattin
Bey 'in gayeye uygun olarak çalışacağını söylemesi üzerine kendisine
güvenen ve hemen komutayı teslim edip Sivas'a doğru uzaklaşan Refet
Bey tarafından gösterilmiş oldu.
Refet Bey 'in Amasya'dan çektiği bir telgraf, yalnız Salâhattin
Bey hakkındaki şüpheyi değil, daha birkaç nokta ile ilgili görüşleri
de ortaya koyuyordu. Müsaade buyurursanız olduğu gibi bilginize
sunayım :
İvedi
Güvenlikle ilgili
719 Erzumun'da 15'inci Kolordu Komutanlığına
Amasya, 15.7.1919
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne:
Salâhattin Bey' i tanırsınız. Önce Kâzım Paşa, tebrik dolayısıyla
ve yumuşak ifadelerle kendisiyle haberleşmeye girişmelidir. Hamit
Bey'in görevden alınması hakkında daha bir şey yok. Fakat yerinde
bırakılması için teşebbüslerde bulunuldu. Görevden alınırsa buralarda
kalacağını pek sanmıyorum. Bununla birlikte etkilemeye çalışıyorum.
Benim dönmem için İngilizlerin hükûmete baskı yapacakları şüphesizdir.
Ben kendimi duruma göre ayarlayarak buralarda kalacağım. İngilizlerden
ve buradan geçen Amerikalılardan anladığıma göre, Kâzım Paşa'nın
durumu da tehlikelidir. Her zaman ölçülü davranılmasını ve durumun
iyi idare edilmesini tekrar tavsiye ederim ( Refet ).
5' inci Tümen Komutanı
Arif
Bu telgrafta adı geçen Hâmit Bey, Samsun mutasarrıfı idi. Hamit
Bey, Samsun'a gelişimizin ilk günlerinde, Refet Bey' in aralarındaki
eski hukuk ve dostluk dolayısıyla, ortak gaye uğrunda, sonuna kadar
bizimle birlikte fedakârca çalışacak vasıfları taşıyan bir arkadaş
olduğuna güvendiği için bana tavsiye ettiği ve benim Sadrazamlığa
ve Genel Kurmay Başkanı Cevat Paşa'ya durumu bildirerek Samsun'a
getirebildiğimiz zat idi.
Böyle bir zatın, ergeç görevden alınacağına şüphe var mıydı? Fakat,
Refet Bey, yerinde bırakılması için gereken yerlere başvuruldu diyor.
Nerede? Kimlere gidilerek? Kim başvurmuştur? Sonra, Görevden alınırsa
buralarda kalacağını pek sanmıyorum. Bununla birlikte etkilemeye
çalışıyorum! diyor. Nereye? İstanbul'a mı gidecek? Nasıl? Bu zat
bugüne kadar bizimle birlikte çalışmıyor muydu?
Bu telgrafında Refet Bey, kendisinin dönmesi için İngilizlerin
hükûmete baskı yapacaklarını kesin olarak kabul ediyor ve kendisini
duruma göre ayarlayarak buralarda kalacağını söylüyor, Oysa, durum
belli ve yapılacak şeyi ben kendisine 7 Temmuz 1919 tarihli genel
talimatımla bildirdim (adı geçen talimatın 2. maddesi). Ondan başka
yapılacak şey yoktu.
Refet Bey, İngilizlerden ve buradan geçen Amerikalılardan anlamış
ki, Kâzım Paşa'nın da durumu tehlikelidir. Bu ne demektir? Azim
ve iradelerini en çok korumaları gereken arkadaşların, bize karşı
her halde rahmet okumayacak kimselerin sözlerinden tehlike kuruntusuna
kapılmaları ve bunu inanarak söylemeleri ne demektir?
Refet Bey, telgrafının sonunda bana da ders veriyor, Her zaman
ölçülü davranılmasını ve durumun iyi idare edilmesini tekrar tavsiye
ederim diyor.
Buradaki ölçülü kelimesinden maksadın ne olabileceğinin yorumunu
iz'an sahiplerine bırakırım.
Bana iyi idareyi tavsiye eden zat, bu tavsiyeyi, benim verdiğim
emir ve talimatı hakkıyla yerine getirip görevi başından ayrılmadan
önce yapmış olsaydı, daha içten hareket etmiş olurdu, sanırım.
HAMİT BEY'İN İSTANBUL HÜKÜMETİNCE GÖREVDEN ALINMASI
Efendiler, Hâmit Bey, 14 Temmuz 1919 tarihinde Samsun'dan bana
şu kısa telgrafı çekmişti :
Görevden alındığımı güvenilir bir kaynaktan haber aldım. Şu bir
iki gün içinde emrin gelmesini bekliyorum. Sonra İstanbul'a gideceğimi
arz ederim.
Refet Bey' in komutayı bırakmış olmasının üzüntüsünde iken aynı
günde, önemli bir noktada kendisinden fedakârca bir davranış beklediğimiz
diğer bir arkadaşın da, sanki olağan şartlar içinde bulunuyormuşuz
gibi, anlaşılması güç bir tutum içinde olduğunu öğreniyorum.
Hâmit Bey'e 15 Temmuz 1919 tarihinde şöyle bir telgraf çekildi
:
Kardeşim Hâmit Bey, sizin yerinize İbrahim Ethem Bey'in tayin edildiğini
haber aldık. Refet'e yazdım ve buluşarak birlikte iç taraflara doğru
gelmenizi rica ettim. Bilmem hangi güvenlik duygusu, size İstanbul'a
gitmek düşüncesini telkin ediyor. Bundan başka, biz, değerli arkadaşlarımızı
İstanbul'dan Anadolu'ya çekmeye ve böylece gerçekten vatansever
olanları millî gayeye hizmetten uzak tutmamaya çalışırken, siz bu
hareketinizle, en azından düşmanlarca sarılmış bir çevreye giriyorsunuz.
Biz hiç doğru bulmadık.Refet'in yanına gidiniz. Ya Sivas yakınlarında
birlikte kalırsınız yahut da rahatça yanımıza gelirsiniz. Kesin
cevap bekleriz.
Beş gün sonra (20 Temmuz 1919) Canik Mutasarrıfı Hâmit Bey' in
Samsun'dan gelen telgrafı şuydu :
Bizans'ın gittikçe artan rezaletleri karşısında ümitsizliğe düşen
millet, Doğu'dan bir ümit ışığı bekliyor.
Buraları ve buradakileri öyle hayalî şekil ve yaratılışta görüyorlar
ki, acaba bir şey var mı diye ben bile şüpheleniyorum. Kayıtsızlığımdan
utanıyorum.
Gerçi uyumuyoruz. Bir şey yapmak istiyoruz, Ancak, bu şeyin şekil
ve nazariyatı ile uğraştığımız, uzun yollar seçtiğimiz kanısındayım.
Zamanın ve durumun beklemeye tahammülü yoktur. Memleketin durumu
dakikadan dakikaya kötüleşiyor. Bu bakımdan düşünceler üzerinde
fazla durmayarak çalışmalarımızı hızlandırmak gerekiyor. Bu hususta
benim hatırıma gelen şudur :
Her yerden ve aynı zamanda zâtışâhâne'ye birer telgraf çekelim.
On aydan beri gözü önünde, çok defa kendi istek ve hevesince yapılagelen
rezaletler yüzünden nereye sürüklenmekte olduğunu gören milletin,
ne pahasına olursa olsun, mukadderatını ele almaya karar verdiğine
dikkati çekip, kırk sekiz saat içinde milletin güven duyabileceği
bir hükûmet kurulmadığı ve bir kurucu Meclis'in toplanmasına karar
alınmadığı takdirde, ne kendisini ne de hükûmetini tanımadığımızı
ekleyelim. Bunda hiçbir güçlük yoktur. Geleneğe uyarak 'boyun kırmaktan
üzüntü duymayan millet, biz yürüyelim, arkamızdan gelsin efendim.
Beş gün önce, görevden alındığı takdirde İstanbul'a gideceğini
arz eden Canik mutasarrıfının bu telgrafını, biraz öfkeli yazılmış
olmakla birlikte, karar ve hareket telkin eder nitelikte bulduğumuzu
tahmin etmek isterim.
Mutasarrıf Bey, milletin bir ümit ışığı beklediği yerde, acaba
bir şey var mı diye şüpheleniyor.
Bizi ne yapmak istediğini bilmeyen, şekil ve nazariyatla uğraşan
şaşkınlar zannediyor. Düşüncelerimizi kısaltarak çalışmalarımızı
hızlandırmak için yapılacak şeyi de söylüyor. Eğer bundan sonra,
bütün görüşlerindeki isabetsizliği açığa vuran çirkin bir düşünce
ortaya koymamış olsaydı iyi ederdi.
Efendiler, tarih "geleneğe uyarak boyun kırmaktan üzüntü duymayan
millet, biz yürüyelim, arkamızdan gelsin" düşünce ve inancında
bulunanların karşılaştıkları sonuçlar ve cezalarla doludur. Yöneticilerin
ve özellikle devlet adamlarının asla böyle sakat ve çarpık görüşlere
kapılmamaları gerekir. Hâmit Bey, bu telgrafında, bizim, Refet Bey
' le birlikte içerilere doğru çekilmesi konusunda yazdıklarımıza
hiç dokunmuyor.
Hâmit Bey' in bu telgrafına 21 Temmuz 1919 tarihinde verdiğimiz
bir cevapta: "İnşallah her şey olacaktır. Yalnız, milletin
güvenebileceği bir kabine kurabilmek için, önce o kabinenin dayanabileceği
bir kuvveti meydana getirmek lâzımdır. O da Doğu illeri kongresinin
ve onun arkadasından da Sivas genel kongresinin toplanması ile gerçekleşecektir"
dedik.
REFET BEY'LE HABERLEŞMELER
Efendiler. 3' üncü Kolordu'dan, bu münasebetle Refet
ve S a lâhattin Bey'lerden yeniden söz etmek gerekiyor. İlgisi şudur
:
İngilizler Sivas'a bir tabur gönderecekleri söylentisini yaydılar.
Her ihtimale karşı Sivas'a gelen çeşitli yönlerde askerî tedbirler
aldırmak ge rekmişti. Bu münasebetle Amasya'da bulunan 5' inci Tümen
Komutanlı ğı'na 18 Temmuz 1919 tarihinde verdiğim bir emir metninde,
daha o sı rada Amasya'da bulunan R e f e t B e y 'e ait de şu cümleler
vardı : Durum hakkında R e f e t B e y 'in önemle dikkati çekildi.
Belki R e f e t B e y böyle bir durumu dikkate alarak şimdilik Amasya'da
kalma yı da tercih eder.
5' inci Tümen Komutanı'nın 19 Temmuz 1919'da verdiği cevapta dikkate
değer şu cümleler yer alıyor du :
"S e l â h a t t i n B e y halen Samsun'dadır. Şimdiye kadar
kendi si ile temas edemediğim gibi hiçbir ciddî ve önemli haberleşme
de ya pılmamış olduğundan, adı geçen komutanın düşünce ve inancının
ne merkezde olduğunu bilemiyorum."
Ankara R e f e t B e y gerektiğinde İngilizlere karşı koyacak ka
dar cesaret gösteremeyeceğini hissettirmişti."
"R e f e t B e y 18 Temmuz 1919'da Sivas'a hareket etti"(Belge
: 35).
Bunun üzerine R e f e t B e y' e şu şifreyi verdirdim : Kişiye
özel 19.7.19l9 Sayı : 115
Amasya'da 5' inci Tümen Komutanlığına, Sivas'ta 3'üncü Ordu Sıhhiye
Müfettişi Albay İbrahim Tali Beyefendi'ye,
R e f e t B e y' edir S a 1 â h a t t i n B e y ' e telgrafımı verdiniz
mi? Bu arkadaşımızın kesin kanaatlarının mutlaka tespit edilmesi
ve kararsızlık yahut iki taraflı idare gibi felâket doğuracak bir
duruma hiç bir şekilde tahammül ve rıza gösterilmemesi bir vatan
görevi olduğundan, bu hususta evet veya hayır şeklinde kendisinden
söz alınması ve ona göre bir karar verilmesi zarurîdir. Sizin bıraktığınız
noktadan başlamak kendileri için en uygun programdır, Şimdiye ka
dar hemen bir hafta geçtiği halde hiç bir kesin bilgi alınamaması,
İstanbul'dan ge len bir haberde kendisi hakkında sağlam bir kanaat
gösterilmemesi ve hareketin den önce Sa d ı k B e y ' le gizli bir
görüşme yaptığından ve dostluğundan söz edilerek şikâyet edilmesi
bu telgrafımın yazılmasına yol açmıştır. Bu durumu ve sonuçlannı
özellikle sizin takdir etmeniz ve çözmeniz gerekir. Zira, herhangi
biz halk topluluğunda söyleyeceği yanlış ve millî gayeye aykırı
bir tek sözün bile ya ratacağı tepkiyi ve bunun duracağı durumu
şimdiden düşünmek yeterlidir (Mus tafa Kemal).
3' üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kâzım
Yalnız bu telgrafımıza değil, çok şeye cevap olan R e f e t B e
y 'in şu telgrafını olduğu gibi bilginize sunacağım :
Güvenlikle ilgili ve çok ivedi l828 Sivas, 22.7.1919
Erzurum'da 3' üncü Ordu Müfettişliği Vekili Kâzım Karabekir Paşa
Hazretleri'ne
1-M u s t a f a K e m a l P a ş a Hazretleri'ne: Telgra fınızı S
a l â h a t t i n B e y 'den ayrıldıktan sonra aldığım için kendisine
veremedim. S a l a h a t t i n B e y' i herkes gibi siz de çok iyi
tanırsınız. Kararsız tabiatlı bir zattır. Bu bölgede on günden fazla
kalmamak niyetiyle gelmiş. Az kalsın, komutayı almadan geri kaçacaktı.
Kendisine güven duygusu vererek ve inandırarak vatanî görevini hatırlattım.
Memleketini herhalde sever. Ancak, vakitsiz iş görmeye gelemez.
Aşağı yukarı R e ş i t P a ş a' dan biraz daha iyi. 13' üncü Kolordu'dan
geçen silahlardan haberi olduğu gibi, bu işi hallet mek üzere İstanbul'da
da çalışmış ve başarılı olmuş. Buraya, C e v a t P a ş a tarafından
seçilerek gönderilmiş. Bu bakımdan gayeye zararlı olamaz ve hiçbir
halk topluluğunda gayeye aykırı tek bir söz söylemez. Aksine, millî
gayeye uygun olarak fakat sessiz bir şekilde çalışacağına söz verdi.
S a d ı k B e y ' le ilişkisi hakkında verilen bilgilere inanmıyorum.
Zaten aldığımız haberi iyice kontrol et meden ve belirli bir program
yapmadan çalışmak, kuvvetlerin kaybına yol açı yor. Doğu'nun durumu
hakkında bana verdiğiniz bilgilerde, aldığınız abartılmış haberlere
kapılmamış olsaydınız, belki de ben durumu daha iyi idare eder ve
ko mutayı terke mecbur kalmazdım. Tek başına karar verecek insanların,
gerçek durumu bilmeleri gereğini siz de takdir buyurursunuz. O halde,
S a l â h a t t i n B e y' i boşu boşuna ürkütmek ve hayır dedirtmekle
ne çıkacak? Zaten o kaç maya hazır. Yerine acaba kim gelecek? Emirlerinizin
kısa ve açık olmasını rica ederim. S â l a h a t t i n B e y ' le
ilgili telgrafınızı lûtfen bir daha okuyunuz. Fırtına ile başlayıp
sukûnetle biten bu telgraftan kesin olarak ne demek isten diğini
çıkaramadım. Bununla birlikte, birkaç güne kadar S a l â h a t t
i n B e y Samsun'dan dönüyor. Kendisiyle görüşeceğim: Şüphesiz kendisini
uygun bir tarzda ve amaca hizmet yolunda idare için gerekli tedbirleri
alıyorum.
2 - Samsun'a çıkarılan taburun, buradaki Hintli Müslümanları değiştir
mekle birlikte, asıl Sivas'ta bulunduğunuzu zannettikleri zatıâlilerine
karşı bir gözdağı vermek maksadıyla çıkarıldığını, İngilizlerle
temasımda anladım. Beni İstanbul'a gitmeye razı etmek için, Kavak'ta
bulunduğum zaman bir İngiliz bin başısı geldi. İngilizlere karşı
gösterdiğim direnmeyi fırsat bilerek fakat aslında zâtıâlîlerini
yıpratmak için beni görevden aldırdıklarını açıkça söyledi. Zâtıâlîlerinin
öteki dayanağı K â z ı m K a r a b e k i r P a ş a imiş. Bu bakımdan
K â z ı m P a ş a, ellerine, İngilizlerin ısrarına yol açacak bir
tutamak verme melidir. F e r i t P a ş a' nın, istifanız üzerine
K â z ı m P a ş a' yı komutan vekili olarak tayin etmesi, İstanbul'dakilerden
bir kısmının kötü bir niyeti olma dığını gösteriyor. Ancak, İngilizlerin
ısrarı karşısında bir şey yapamazlar. K â z ı m P a ş a'nın vekil
olarak tayini de S a l â h a t t i n B e y'in S a d ı k B e y hesabına
buraya gelmediğini gösterir.
3 - Benim İstanbul'a götürülmem için İngilizlerin İstanbul hükûmetine
baskı yapmaları pek muhtemeldir. Çünkü, benimle İngilizlerin arasında.
resmî bir ilişki var ( ! ). Bu baskı artarsa S a l â h a t t i n
B e y' i güç bir durumda bı rakmamak için izimi kaybettireceğim.
4 - H â m i t B e y' in değiştirileceği söylentisi daha gerçekleşmedi.
Onun, yerinde bırakılması için gerek S a l â h a t t in B e y ve
gerekse İngilizler İstanbul Hükûmeti'ne başvurdular. Bu zatın değiştirilmesi
teşebbüsü Dahiliye Nezareti ile kavga etmesinin sonucudur. S a l
â h a t t i n B e y ' in yerine, Konya'ya S e d a t B e y ' in geldiği
de doğru değildir, Her ne kadar H a m i t B e y' bütün komutanların
değiştirileceğini haber aldığını yazıyorsa da K â z ı m P a ş a'nın
vekil olarak tayini bunun aksini gösteriyor.
5 - Sivas Kongresi ile ilgili olarak Sadrazamlıktan doğruca illere
tebliğ olunan 20 Temmuz 1919 tarihli telgrafı gördünüz mü? Karahisar'daki
tümen ko mutanı bu kongreye temsilci seçilmesi için buralara bildiri
yayınlamış. Bu davra nış tarzını uygun buluyor musunuz? Almanya
ile yapılan barış anlaşması ve Doğu'daki sessizlik, durumun gelişmesini
beklerken bizim de ihtiyatlı bulunma mızı gerektirmiyor mu? Şahsım
için hiç bir endişem olmadığını artık anlamış. sınızdır (!). Yalnız,
kararsız ve programsız hareketlerle gayeyi çıkmaza sokaca ğız. Ya
ihtiyatlı olalım yahut da işi hemen açığa vuralım. Ne var ki, ikisinden
birini yapalım. Sivas Kongresi'nden bugün için bir fayda bekliyor
musunuz? Bugünkü duruma göre, bu kongrenin Sivas'ta ve açıktan açığa
yapılmasını teh likeli bulmuyor musunuz? Güney yönlerinden Sivas'a
gelecek bir darbe özellikle bu il halkının kansızlığı yüzünden Anadolu'yu
ikiye ayırır ve pek tehlikeli olur. Bunun için bu ilin son ana kadar
tarafsızmış gibi görünmesi son derece önemlidir. Bu kongrenin mutlaka
toplanması gerekiyorsa, aldığımız haberlere göre, temsilci ler de
gelebilecekler ise, acaba bunun Doğu'da başka bir yerde toplanması
daha uygun düşmez mi?
6 - Sivas ve Amasya şehirlerinin halkı pek bayağı; ilçelerde, köylerde
halk bunlara bakarak çok daha iyi. Bundan sonra, çalışmalarımı ona
göre ayarlaya cağım.
7 - İstanbul'dan aldığım haberde, buradaki Millî Mücadele'nin hiçbir
parti veyahut bir şahsın kendi özel emellerini gerçekleştirmek maksadına
dayanmayıp sırf milletin selâmet ve istiklâlini kurtarmak gayesine
dayandığı konusunda, zâtı âlîleri tarafından bir bildiri yayınlanarak
İngilizlerin yatıştırılması tavsiye olu nuyor. Buna gerek görüldüğü
takdirde, ben, bunun zâtıâlîniz tarafından bir bil diri şeklinde
değil, belki Erzurum Kongresi'nin kararlarına sokularak yayınlan
masının uygun olacağını zannediyorum.
8 - Ajanslar Meclis-i Meb'usan seçimlerinden bahsediyorlar. Bu
hususta ne düşünüyorsunuz? (Refet)
Bu telgrafa verdiğimiz cevabı da olduğu gibi aktarmakla yetineceğim:
Şifre Subay eliyle çekilmesi 23.7.1919 İvedi 171
Sivas'ta 3'üncü Kolordu Kurmay Başkanı Zeki Bey'e
Refet Beyefendi'ye:
1- S a l â h a t t in B e y hakkındaki telgrafı bir defa daha okumak
üzere aradım. Fakat, bulunamıyor. Hatırladığıma göre, bu zat için
söz konusu olan hususlar İstanbul'dan bildirilmişti. Her alınan
haberin doğruluğunu istenil diği gibi kontrol edebilmek nadiren
mümkündür. Doğu'nun durumu hakkında aldığımız bilgiler, abartmadan
uzak olmamakla birlikte, bize yanlış bir adım at tırmış değildir,
kanısındayım. Mukadderatımızda, yalnız Doğu'daki olayların ge lişmesine
bağlı kalınmakla yetinilmiş değildir. Millî teşkilâtı genişlik ve
canlılık kazandırarak kökleştirmek, kongrelerle millî dâvâyı benimsetmek,
ordunun millî teşkilâta destek ve yardımını sağlamak, millî dâvânın
kaybına meydan vermemek için, komuta ve silâh meseleleri ile gereken
kesin kararı verme hususlarında, şim diye kadar yapıldığından başka
türlü ve daha ihtiyatlı davranmak, acaba bugünkü verimli sonucu
sağlayabilir miydi? Her halde şimdiki durum, herkesi sevindire cek
derecededir.
2 - K â z ı m P a ş a'nın komutan vekilliğine tayini pek yerinde
ol muştur. Ellerine İngilizlerin ısrarına yol açacak görünürde bir
sebep vermemeye çalışıyor. Ancak, silâh konusunda ve Trabzon'a asker
çıkarılmasını önleme husu sunda hoşgörülü davranamayacağımız aşikardır.
Halbuki, ileri sürülen bu sebep ler İngilizlerin hiç de hoşuna gitmeyecektir.
3 - İngilizler, benim İstanbul'a götürülmem için pek çok ısrar
ettiler ve hükûmete ağır baskı yaptılar. Hükûmet ve Padişah ile
makine başında günlerce devam eden görüşmeler sırasında bu nokta
açıkça bildirildi. Bu konuşmaların metinleri, görüştüğümüzde sizin
tarafınızdan da görülecektir. Yalnız şu var ki, meslekten ayrılınca
ısrar son buldu. Bu bakımdan sizin için de istifadan sonra büyük
bir ısrar olacağını sanmıyorum. Bununla birlikte ve aksi halde,
izinizi kaybettirmektense, S a l â h a t t i n B e y 'in güç duruma
girmesini tercih ederim, Burada H â l i t B e y hakkında, hükûmet
ve İngilizler K â z ı m P a ş a ' ya çok ısrar ettiler. K â z ı
m P a ş a bir şey yapılamayacağını söyle mekte direndiği içindir
ki, bugün H â l i t B e y, resmen olmasa bile, yine tü meninin başında
bulunuyor.
4 - H â m i t B e y, son telgrafıyla hepimizden daha çabuk hareket
etme isteğini gösteriyor. Şimdilik yumuşatıldı.
5 - Sivas Kongresi ile ilgili telgrafı henüz görmedim. Gerçekten
de bazı yerlerde olumlu bazı yerlerde olumsuz yönde aşırılıklar
görülüyor. Şüphesiz du ruma göre ve verimli hareketlerde bulunabilecek
şekilde ihtiyatlı davranma taraf lısıyım. Herkesi ilgilendiren bu
açık ve kesin program, bugün toplanmaya başla yan Erzurum Kongresi
görüşmelerinden çıkacaktır.
Sivas Kongresi'nden pek çok yarar beklerim. Bugün değil, Sivas
Kongresi ilk defa söz konusu edildiği gün bile, her yönden ve özellikle
güneyden bir darbe gelebileceğini büyük bir ihtimal dahilinde gördüğümü
ve bundan dolayı da sa vunma tedbirleri alınması için ricada bulunduğunu
hatırlarsınız. Bununla bir likte, Erzurum Kongresi toplandıktan
sonra, Sivas'a gelecek temsilcilerin sayısına ve Erzurum Kongresi'nin
yapacağı etkilerden doğacak duruma göre daha pratik ve güvenilir
bir şekil de düşünülür.
6 - Siz kardeşimin, çalışmaları düzenleme konusundaki düşüncesi
pek ye rindedir. Ancak, şehirlileri de millî duygu ve etki altında
tutmaktan uzak kalınmayacağını ümit ederim.
7- Milli Mücadele'nin gaye ve hedefi kongre tarafından yayınlanacak
bildi rilerle tasavvur buyurduğunuz şekilde duyurulacaktır.
8 - Meclis-i Mebusan toplanmalıdır. Fakat İstanbul'da değil, Anadolu'da.
Bu konu kongrede görüşüldükten sonra teşebbüse geçilecektir. Hepimiz
gözleri nizden öperiz kardeşim. (Mustafa Kemal)
3' üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kazım
ERZURUMLULARIN YARDIMLARI
Efendiler, askerlikten ayrıldıktan sonra, bütün Erzurum halkının
ve Vilayat-ı Şarkiye Mühafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'nin Erzurum
şubesinin bana karşı pek açık olarak gösterdikleri güven ve yakınlığın
bende bıraktığı unutulmaz hâtırayı burada açıkça belirtmeyi görev
sayarım.
Cemiyetin Erzurum şubesinden aldığım 10 Temmuz 1919 tarihli yazıda
Cemiyetin başına geçerek Yönetim Kurulu Başkanlığını kabul etmemi
teklif ediyorlar ve birlikte çalışmak üzere seçtikleri beş kişinin
adlarını bildiriyorlardı.
Bu beş kişi, Raif Efendi, emekli Binbaşı Süleyman Bey, emekli Binbaşı
Kâzım Bey, Albayrak gazetesi müdürü Necati Bey, Dursun Beyzâde Cevat
Bey idi. Sözünü ettiğim yazıda Rauf Bey' in de Yönetim Kurulu İkinci
Başkanlığı'na seçildiği bildiriliyordu.
Bu tarihlerde, Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Raif Efendi,
üyeler Hacı Hafız Efendi, Süleyman Bey, Maksut Bey, Mes'ut Bey,
Necati Bey, Ahmet Bey, Kâzım Bey ve sekreter Cevat Bey idi.
Erzurum şubesi, İstanbul'daki Genel Merkez Başkanlığı'na ulaştırmaya
çalıştıkları bir telgrafla Genel Merkez adına karar verme ve söz
söyleme yetkisinin bana verildiğinin telgrafla bildirilmesinide
rica ettiler.
Bundan başka, bizim Erzurum Kongresi'ne katılmamızı kolaylaştırmak
için, Kongre Erzurum temsilcisi olarak seçilmiş bulunan emekli Binbaşı
Kâzım ve Dursun Beyzade Cevat Beyler temsilcilikten istifa ettiler.
ERZURUM KONGRESİ
Efendiler, yüksek malûmunuz olduğu üzere, Erzurum Kongresi 1919
yılı Temmuz'unun 23'üncü günü, pek gösterişsiz bir okul salonunda
toplandı. İlk günü, beni başkanlığa seçtiler. Kongre üyelerini,
durum ve bir dereceye kadar da tutulan yol hakkında aydınlatınak
için yaptığım konuşmada :
Tarihin ve olayların zoru ile, doğrudan doğruya içine düştüğümüz
kanlı ve kara tehlikeleri göstermeyecek ve bundan irkilmeyecek hiçbir
vatanseverin tasavvur edilemeyeceğine işaret ettim. Ateşkes Anlaşması
hükümlerine aykırı olarak yapılan saldırı ve işgallerden bahsettim.
Tarihin, bir milletin varlığını ve hakkını hiçbir zaman inkâr edemeyeceğini,
bu itibarla vatanımız, milletimiz aleyhinde verilen hükümlerin ergeç
iflâsa mahkûm olduğunu söyledim.
Vatan ve milletin kutsal varhklarını kurtarmak ve korumak hususunda
son sözü söyleyecek ve bunun gereğini yerine getirecek gücün, bütün
vatanda bir elektrik ağı haline gelmiş olan míllî akımın kahramanlık
ruhu olduğunu ifade ettim.
Maneviyatın kuvvetlendirilmesine yardımcı olmak üzere de, yeryüzündeki
bilinen bütün milletlerin milli gayelerine ulaşmak için içinde bulunduğumuz
tarihteki mücadeleleri ile ilgili mevcut bazı bilgileri özetledim.
Ve milletin mukadderatına hâkim bir milli iradenin, ancak Anadolu'dan
doğabileceğini belirttim. Milli iradeye dayanan bir Millet Meclisi'nin
meydana getirilmesini ve gücünü milli iradeden alacak bir hükûmetin
kurulmasını, kongre çalışmalarının ilk hedefi olarak gösterdim.
ERZURUM KONGRE'SİNİN BİLDİRİSİ VE KARARLARI
Efendiler, Erzurum Kongresi 14 gün sürdü. Çalışmalarının sonucu,
tespit ettiği tüzük ve bu tüzükteki hükümleri ilân eden bildiri
maddelerinden ibarettir.
Bu tüzük ve bildiri metni, zaman ve ortamın gerektirdiği bazı önemsiz
ve ikinci derecede düşünce ve görüşler atlanarak incelenirse, birtakım
köklü ve geniş çaplı ilkeler ve kararlara varmış oluruz.
Müsaade buyurursanız, bu ilkelerin ve kararların bence, daha o
zaman, nelerden ibaret olduğuna işaret edeyim :
1 - Milli sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür.
Birbirinden ayrılamaz ( Bildiri, madde 6; Tüzük madde 3'ün açıklaması
: Tüzük ve bildiri'nin 1'inci maddeleri lütfen okunup incelensin...)
2 - Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti'nin
dağılması halinde, millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir.
( Tüzük madde 2 ve 3; Bildiri, madde 3 )
3 - İstanbul Hükümeti vatanı koruma ve istiklâli elde etme gücünü
gösteremediği takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir
hükümet kurulacaktır. Bu hükûmet üyeleri millî kongrece seçilecektir.
Kongre toplanmamışsa bu seçimi Heyet-i Temsiliye yapacaktır. (Tüzük,madde
4; Bildiri, madde 4)
4 - Kuva-yı Milliye'yi tek kuvvet olarak tanımak ve millî iradeyi
hâkim kılmak esastır (Bildiri, madde 3).
5 - Hristiyan azınlıklara siyasî hâkimiyet ve sosyal dengemizi
bozacak imtiyazlar verilemez ( Bildiri, madde 4 ).
6 - Manda ve Himaye kabul olunamaz (Bildiri, madde 7).
7 - Millî Meclis'in derhal toplanmasını ve hükûmetin yaptığı işlerin
meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.(Bildiri,
madde 8).
Bu ilkeler ve bu kararlar çeşitli şekillerde yorumlanmışsa da,
gerçek niteliklerini hiç değiştirmeden uygulanma imkânı bulabilmişlerdir.
Efendiler, biz Kongre'de özetlediğim bu kararları ve bu ilkeleri
ortaya koymaya çalışırken, Sadrazam Ferit Paşa da basında birtakım
demeçler yayınlıyordu. Bu demeçlere, Sadrazamın milli jurnalı dense
yeridir. 23 Temmuz 1919 tarihli basın, dünyaya şunu ilan ediyordu
:
"Anadolu'da karışıklık çıktı. Kanun-ı Esasî'ye aykırı olarak
Meclis-i Meb'usan adı altında toplantılar yapılıyor. Bu hareketin
askerî ve sivil memurlar tarafından önlenmesi gerekir."
Buna karşı gereken tedbirler alındı ve Meclis-i Meb'usan'ın toplantıya
çağrılması istendi.
Ağustos'un yedinci günü, Kongre, toplantısına son verirken üyelerine
:
"Önemli kararlar alındığını, bütün dünyaya milletimizin varlık
ve birliğinin gösterildiğini" söyledim ve "tarih, bu kongremizi
ender görülen büyük bir eser olarak kaydedecektir" dedim.
Sözlerimde isabetsizlik olmadığını zaman ve olayların ispatlamış
olduğuna inanıyorum, Efendiler.
Erzurum Kongresi, tüzüğü gereğince bir Hey'et-i Temsiliye seçmişti.
Dernekler Kanunu'na göre, dilekçe yerine geçmek üzere, Erzurum
Valiliği'ne verilen 24 Ağustos 1919 tarihli yazıda, Heyet-i Temsiliye
üyelerinin adları ve kimlikleri şu şekilde gösterilmiştir :
Mustafa Kemal Eski 3' üncü Ordu Müfettişi, askerlikten ayrılmış
Rauf Bey Eski Bahriye Nâzırı.
Raif Efendi Eski Erzurum Milletvekili.
İzzet Bey Eski Trabzon Milletvekili.
Servet Bey Eski Trabzon Milletvekili.
Şeyh Fevzi Efendi Erzincan'da Nakşî Şeyhi.
Bekir Sami Bey Eski Beyrut Valisi
Sadullah Efendi Eski Bitlis Milletvekili.
Hacı Musa Bey Mutki Aşiret Bey'i
Efendiler, sırası gelmişken arz edeyim ki, bu kimseler hiçbir vakit
bir araya gelip birlikte çalışmış değillerdir. Bunlardan İzzet,
Servet ve Hacı Musa Bey'ler ile Sadullah Efendi hiç gelmemişlerdir.
Raif ve Şeyh Fevzi Efendiler Sivas Kongresi'ne katılmışlar fakat
ondan sonra biri Erzurum'a öteki Erzincan'a dönerek bir daha Hey'et-i
Temsiliye'de bulunmamışlardır. Rauf Bey ve Sivas Kongresi'nde aramıza
katılan Bekir Sami Bey İstanbul'da Meclis-i Meb'usan'a gidinceye
kadar, bizimle birlikte bulunmuşlardır.
ERZURUM KONGRESİ'NDE GÖRÜLEN KARASIZLIKLAR Efendiler, hâtıra olarak küçük bir noktaya da işaret etmek isterim.
Benim bu Erzurum Kongresi'ne üye olarak girip girmemekliğim, üzerinde
düşünülmeye değer bulunduğu gibi, Kongre'ye katıldıktan sonra da başkan
olup olmamaklığım konusunda kararsızlık gösterenler olmuştur. Bu kararsızlığı
gösterenlerden bir kısmının düşüncelerini iyi niyet ve içtenliklerine
vermek mümkün ise de, diğer bazı kimselerin bu hususta tamamen samimiyetten
uzak, aksine mel'unca bir maksadın peşine düştüklerine daha o zaman
şüphem kalmamıştı. Söz gelişi, düşman casusu olup her nasılsa Trabzon
ilinde bir yerden kendisini kongreye temsilci seçtirerek gelen Ömer
Fevzi Bey ve arkadaşları gibi. Bu zatın hainliği, sonradan Trabzon'da
ve oradan kaçtıktan sonra da İstanbul'daki faaliyet ve hareketleri
ile sabit olmuştur.
Kongrenin bitiminden iki üç gün önce başka bir tartışma da söz
konusu olmaya başlamıştı. Bazı yakın arkadaşlarım benim Hey et-i
Temsiliye'ye girerek açıkça faaliyet göstermemi sakıncalı buluyorlardı.
Görüşleri şu noktalarda özetlenebilir : Millî teşebbüs ve faaliyetlerin
bütün anlamıyla milletten doğduğunu, gerçekten millî olduğunu göstermek
lâzımdır. Bu takdirde, yapılacak teşebbüsler daha güçlü olur ve
kimsenin kötü yorumuna ve özellikle yabancıların olumsuz düşüncelerine
fırsat vermez. Fakat tanınmış ve hele İstanbul Hükûmeti'ne Hilafet
ve Saltanat makamına karşı asi duruma düşmüş, hücumların hedef noktası
haline gelmiş olan benim gibi bir adamın bütün bu millî teşebbüslerin
başında bulunduğu görülürse, faaliyetin millî gayelere dayanmaktan
çok, şahsî emellerin gerçekleştirilmesi maksadına dayandığı inancı
uyanır. Bu bakımdan Hey'et-i Temsiliye'yi illerin ve müstakil sancakların
seçeceği kimseler oluşturmalıdır. Ancak, bu şekilde millî bir güç
gösterilebilir.
Bu görüşlerin ne dereceye kadar yerinde olup olmadığını araştıracak
değilim. Yalnız benim de bu görüşlere karşı olan düşüncelerimi ve
bunları dayandırdığım noktalardan bazılarını sayayım : Özellikle,
ben mutlaka kongreye katılmalı ve onu idare etmeliydim. Çünkü, zaman
geçirmeksizin milli iradenin faaliyete geçirilmesini ve milletin
doğrudan doğruya fiilî ve silâhlı olarak tedbirler almaya başlamasını
sağlamak zaruretine inanıyordum. Bu esaslı noktaları, takdir ve
tespit ettirebilmek için, kongrede aydınlatmak, yol göstermek ve
bizzat idare etmek suretiyle çalışmamı zarurî görüyordum. Nitekim
öyle oldu. Erzurum Kongresi'nin daha önce açıkladığım ilke ve kararlarını,
herhangi bir temsilciler hey'etinin uygulama alanına sokturabileceğime
henüz güvencim olmadığını itiraf ederim.
Nitekim zaman ve olaylar beni doğrulamıştır. Bundan başka, daha
Amasya'da iken karar verilip de bütün millete her türlü vasıta ile
tebliğ ettirdiğim Sivas Genel Kongresi'nin toplanmasını sağlamak,
bütün milleti ve memleketi yalnız bir hey'etle temsil etmek, ayrıca
yalnız Doğu illerini değil, vatanın her köşesini aynı dikkat ve
duyarlıkla savunma ve kurtarma çarelerini bulmaya çalışmak hususlarını
herhangi bir heyetin gerçekleştirebileceğine inanmadığımı açıkça
ifade etmek zorundayım. Çünkü, bende böyle bir kanaat var olsaydı,
benim işbaşına geçtiğim güne kadar teşebbüs ve faaliyette bulunanların
çalışmalarının sonuçlarını bekler ve istifa etmemek yolunu tutardım.
Hükûmet'e, Padişah ve Halife'ye karşı isyan gereğini duymazdım.
Aksine, ben de bazı iki yüzlü ve iki taraflı oynayanlar gibi görünüşte
pek şatafatlı ve gösterişli olan, o günün Ordu Müfettişliği görevini
ve Padişah Hazretleri'nin Yaveri sıfatını taşımakta devam ederdim.
Gerçi, benim açıkça ortaya atılmamda ve bütün millî ve askerî hareketlerin
başına geçmemde elbette sakınca vardı. Ancak, o sakınca, başarısızlık
halinde herkesten önce ve herkesten çok benim, en büyük ceza ve
azaba uğratılmamdan başka bir şey olabilecek miydi? Oysa, bütün
vatanın ve koskaca bir milletin ölüm kalım dâvâsı söz konusu olurken
vatanseverim diyenlerin kendi sonlarını düşüncelerinin yeri varmıydı
?
Efendiler, ben, bazı arkadaşlarca ileri sürülen düşünce ve kuruntulara
uymuş olsaydım, iki bakımdan büyük sakıncalar ortaya çıkacaktı.Birincisi;
düşüncelerimde, kararlarımda ve bütün kişiliğimde yetersizlik ve
güçsüzlük olduğunu itiraf etmek ki, bu husus, benim, vicdanımın
emrine uyarak yüklendiğim görev bakımından düzeltilmesi imkânsız
bir yanılma olurdu.
Efendiler, tarih, itiraz edilemez bir şekilde ispatlamıştır ki,
büyük dâvâlarda başarı için sarsılmaz bir kabiliyet ve kudrete sahip
bir önderin varlığı şarttır. Bütün devlet adamlarının ümitsizlik
ve beceriksizlik içinde bütün milletin başsız olarak karanlıklar
içinde kaldığı bir sırada, her vatanseverim diyen binbir çeşit insanın,
binbir hareket ve görüş tarzı ortaya attığı ve her şeyin allak bullak
olduğu bir dönemde, danışmalar yolu ile, birçok hatırlı ve nüfuzlu
kimselere bel bağlama gereğine inanmakla, güvenli ve kararlı bir
şekilde ve özellikle sür'atle yol almak ve en sonunda çok çetin
olan hedefe ulaşmak mümkün müdür? Tarihte, bu tarzda başarıya ulaşmış
bir toplum gösterebilir mi? İkincisi Efendiler; millet, memleket,
siyaset ve ordu yönetimi ile hiçbir ilgi ve ilişkileri bulunmamış,
bu alanda başarıları görülmemiş ve denenmemiş olan gelişigüzel kimselerden,
söz gelişi Erzincanlı bir Nakşî Şeyhi ve Mutki'li bir aşiret reisi
gibi zavallılardan da kurulması ihtimalden uzak olmayan herhangi
bir temsilciler hey'etine, söz konusu durum ve görev emanet edilebilir
miydi? Edildiği takdirde, memleket ve milleti kurtaracağız dediğimiz
zaman, milleti ve kendimizi aldatmış olmak gibi bir yanılgıya düşmeyecek
miydik?
Bu nitelikteki bir hey'ete perde arkasından yardım edilebileceği
söz konusu olsa bile, bu tarz güvenli bir yol sayılabilir miydi?
Bu söylediklerimin, o günlerde değilse bile, artık bugün bütün
dünyaca inkâr edilemeyecek gerçekler olarak kabul edildiğine asla
şüphe yoktur. Bununla birlikte, ben burada bu söylediklerimi geçmiş
günlere ait bazı hâtıra ve belgeler ile bir kere daha belirtmeyi,
gelecek nesillerin siyasî ve sosyal ahlâk terbiyesi açısından bir
görev sayarım.
Bu dakikaya kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerinde duracağım
olaylar dolayısıyla, bu husus, kendiliğinden aydınlığa kavuşacaktır.
Efendiler, Erzurum Kongresi'nin bitiminde, Ferit Paşa'dan sonra
Harbiye Nezareti'ne yeni geldiği anlaşılan bir Nazım Paşa imzasıyla,
15' inci Kolordu Komutanlığı'na 30 Temmuz 1919 tarihli şöyle bir
emir geldi.
Mustafa Kemal Paşa ile Refet Bey'in hükûmetin kararlarına aykırı
faaliyet ve hareketlerinden dolayı hemen yakalanarak İstanbul'a
gönderilmeleri Bâbıâlî'ce uygun görülüp o bölgedeki memurlara emirler
verildiğinden, Kolordu'ca gereken yardımda bulunulması ve sonucundan
bilgi verilmesi rica olunur.
Bu emre Kolordu Komutanlığı tarafından lâyık olduğu şekilde cevap
verildi. Bu cevabı öteki komutanlara da verdirerek dikkatlerini
çektirdim.
Kongre bildirisi, memleket içinde her yere ve yabancı devlet temsilcilerine
çeşitli vasıtalarla gönderildi. Tüzük de komutanlara ve öteki güvenilir
makamlara kısım kısım şifre ile verilerek, oralarda basılmasının
ve çoğaltılıp dağıtılmasının sağlanmasına çalışıldı. Bu durum tabiatıyla
günlerce devam etti. Bu münasebetle Sivas'ta 3' üncü Kolordu Komutanı
Salâhattin Bey 'den aldığım 22 Ağustos 1919 tarihli bir telgrafta
: "Tüzüğün ikinci ve dördüncü maddelerinin yayınlanmasını sakıncalı
bulduğu, bir kere daha incelenmesi gereği" bildiriliyordu.
İkinci madde Topyekûn savunma ve direnme esasının kabul edildiği
Dördüncü madde Geçici bir idare kurulabileceği hususundaki maddelerdir.
KARAKOL CEMİYETİ Biz Erzurum'da kongre kararlarının her tarafça anlaşılmasını ve
topyekûn uygulanmasını sağlayıcı tedbirleri almaya çalışırken, bize
Karakol Cemiyetinin Teşkilât-ı Umumiye Nizamnamesi , ve Karakol Cemiyetinin
Vezaif-i Umumiye Talimatnamesi diye basılı bir takım kâğıtların, bütün
orduya, komutan,subay, herkese dağıtıldığı bildirildi.
Bu yönetmeliği okuyan bana en yakın komutanlar bile, bu teşebbüsün
benden geldiğini sanarak, birçok şüphe ve kararsızlıklara düşmüşler.
Benim bir yandan kongrelerle açıkça ortak millî faaliyetlerde bulunurken,
bir yandan da esrarengiz ve korkunç bir komite kurmaya çalıştığım
zannına kapılmışlar. Gerçi, bu örgütün ve teşebbüslerin elebaşıları
İstanbul'da bulunuyorlarmış; fakat, teşebbüslerini benim ad ve hesabıma
yapmakta imişler.
Karakol Cemiyeti'nin genel kuruluş tüzüğü'ne göre, genel merkez
üyeleri, sayıları, toplantı yer ve toplanış şekilleri, seçim usulleri
ve görevlendirilmeleri kesinlikle gizli tutulur.
Bir de, en ufak bir sırrı açığa vuran, Karakol Cemiyeti'ne bir
tehlike getiren, hattâ tehlikeye yol açabilecek bir şüphe uyandıran
kimseler derhal idam edilir.
Genel Görev Yönetmeliği'nde de bir "millî ordu'dan" söz
ediliyor ve "bu ordunun başkomutanı, büyük kurmay hey'eti,
ordu, kolordu ve tümen komutanları ile kurmayları seçilmiş ve tayin
edilmiş olup gizli tutulur. Bunlar görevlerini gizli olarak yaparlar"
açıklaması okunur.
Efendiler, derhal komutanları uyararak, bu tüzük ve yönetmelik
hükümlerini asla uygulamamaları gerektiğini ve bu teşebbüsün kaynağını
araştırmakta olduğumu bildirdim.
Sivas'a varışımdan sonra, oraya gelen Kara Vasıf Bey 'den anladım
ki, bu işi yapan kendisi ve bazı arkadaşları imiş.
Herhalde, bu hareket tarzı doğru değildi. Herkesi idam ile tehdit
ederek bilinmeyen bir merkezin, bilinmeyen bir başkomutanın, bilinmeyen
birtakım komutanların emirlerine uymak mecburiyetinde bırakmaya
kalkışmak çok tehlikeliydi. Gerçekten de, bütün ordu mensuplarında
biribirlerine karşı bir güvensizlik ve korku başladı. Söz gelişi,herhangi
bir kolordu komutanının, benim komuta etmekte olduğum kolordunun
acaba bilinmeyen gizli komutanı kimdir? Bu gizli komutan ne vakit
ve nasıl komutayı ele alacak ve bana ne gibi bir işlem uygulayacak
gibi haklı birtakım kuruntulara kapılması ihtimalden uzak değildi.
Sivas'ta Kara Vasıf Bey'e bu gizli merkezin, gizli başkomutanın
ve gizli büyük kurmay hey'etinin kimler olduğunu sorduğum zaman,
hepsi siz ve arkadaşlarınızdır, karşılığını vermişti. Bu beni büsbütün
şaşırtmıştı. Böyle bir karşılık elbette akla yatkın olamazdı. Çünkü,
bana asla böyle bir örgütlenmeden kimse söz etmiş ve iznimi de almış
değildi.
Bu derneğin, sonradan, özellikle İstanbul'da yine aynı adla faaliyetini
sürdürmeye çalıştığı anlaşıldıktan sonra, kuruluşunda ve bununla
ilgili olarak bize vermek zorunda kaldıkları bilgilerde samimiyet
bulunabileceği iddia edilemez.
AVRUPA'DAN BİRŞEY BAŞARAMADAN DÖNEN FERİT PAŞA'YA
ÇEKTİĞİM TELGRAF
İstanbul Hükûmetini millî teşebbüsleri engellemekten vazgeçirmek,
başarıda sağlayacağı çabukluk ve kolaylık bakımından önemli idi. Bu
düşünce ile ve Ferit Paşa 'nın, tabiatıyla hiç bir şey basaramadan,
adeta hakarete uğramış bir durumda İstanbul'a dönüşünden yararlanarak,
kendisine 16 Ağustos 1919 tarihinde bir şifreli telgraf yazdım. Bu
telgrafta başlıca şu cümleler vardır :
Mösyö Clemenceau (Klemanso)'nun, siz Sadrazam Hazretleri'nin yüksek
şahsiyetlerine olan ayrıntılı cevabını, ben âcizleri son günlerde
okuyunca İstanbul'a nasıl acı ve üzüntüler içinde dönmüş olduğunuzu
takdir ediyorum. Vatanımızı paylaşma ve yok etme duşüncesini bu
kadar açık ve haysiyet kırıcı bir şekilde ortaya koyan bu ifade
karşısında titremeyecek duygulu bir insan düşünemiyorum. Tanrı'ya
binlerce şükredelim ki, milletimiz, ruhundaki kahramanlık azmiyle,
tarih boyunca sürüp gelen hayat ve varlığını, hiçbir zaman ne kaderin
akışına ne de böyle cellâtça hükümlere kurban etmeyecektir.
Şimdi pek eminim ki, siz Sadrazam Hazretleri'nin yüksek şahsiyetleri,bugünkü
genel durumu, devlet ve milletin gerçek çıkarlarını üç ay önceki
gözlerle görmüyorlar.
Dokuz aydan beri iş başına gelen hükûmetlerin hep biribirinden
daha çok yıpranması ve sonunda da ne yazık ki, artık iş göremez
bir duruma düşmesi, milletin yüksek haysiyeti karşısında doğrusu
pek üzücü oluyor. Şurası bir gerçektir ki, vatan ve milletin mukadderatı
adına içeride ve dışanda sesini duyurmak ve söz sahibi olabilmek,
mutlaka millî iradeye dayanmayı şart kılar.
Hayat hakkı ve bağımsızlını için çalışan milletin amacındaki bu
asalet ve ciddiyete karşılık, İstanbul Hükûmeti, düşmanca davranmak
yolunu tutuyor. Bu davranış tarzı, elbette büyük bir üzüntü doğuruyor.
Milleti, İstanbul Hükümeti'ne karşı istenmeyen hareketlere sürükleyebilecek
niteliktedir. Çok açık olarak arz edeyim ki, millet her türlü iradesini
kullanabilecek güçtedir. Teşebbüslerinin önüne geçebilecek hiçbir
kuvvet yoktur.
İstanbul Hükûmeti'nin olumsuz teşebbüsleri hiçbir yerde hiçbir
kimse tarafından uygulanamayacaktır. Millet, çizdiği program çerçevesinde
pek kesin ve açık adımlarla hedefine doğru yürümektedir. İstanbul
Hükûmeti'nin şimdiye kadar süregelen engelleyici teşebbüslerinin
hiçbir yerde hiçbir etki yapamamakta olmasıyla, gerçek durumun takdir
buyurulmuş olacağına şüphe edilemez.
İngilizlerin gösterdikleri yolda bir kurtuluş çaresi aramak da
boşunadır ve sonucu bir hiçtir. Bununla birlikte, İngilizler de
en sonunda kuvvetin millette olduğunu takdir ederek, hiçbir dayanağı
olmayan ve millet adına hiçbir taahhütte bulunamayan, bulunsa bile
milletçe kabul edilemeyecek olan bir hükumetle sonuç alınabilecek
bir işe girişmenin mümkün olamayacağına inanmışlardır .........
Bütün dilekler şu noktada birleşmiştir ki, hükûmet meşru olan milli
akımı engellemeye çalışmaktan vazgeçerek, Kuva-yı Milliye'ye dayansın
ve bütün teşebbüslerinde kendine millî gayeyi rehber edinsin.
Bunun için de millî varlığı ve millî iradeyi temsil edecek olan
Meclis-i Meb'usan'ın en kısa zamanda toplanmasını sağlasın!.......
SİVAS KONGRESİ HAZIRLIKLARI Efendiler, Sivas'ta toplanmasını sağlamaya çalıştığımız kongreye
her taraftan temsilci seçtirmek ve onların Sivas'a gelmelerini sağlamak
üzere, daha Amasya'da iken başlamış olan çalışma ve yazışmalar devam
ediyordu. Bütün komutanlar ve birçok vatansever her yerde olağanüstü
bir çaba harcıyorlardı.Ne var ki, yine her tarafta olumsuz ve aleyhte
propagandalar ve özellikle İstanbul Hükûmeti'nin engelleyici tedbirleri
işi güçleştiriyordu.
Bazı yerlerden hem temsilci seçmiyorlar hem de maneviyat kıracak
ve herkesi ümitsizliğe düşürecek cevaplar veriyorlardı. Örnek olarak,20'
nci Kolordu Komutanı adına Kurmay Başkanı Ömer Halis Bey'in İstanbul'dan
gelen bilgileri içine alan 9 Ağustos 1919 tarihli şifresinde, şu
maddeler dikkate değer görüldü :
1- İstanbul temsilci göndermiyor. Oradaki işleri uygun bulmakla
birlikte, cür'etli bir duruma girmeyi de istemiyor.
2 - İstanbul'dan temsilci göndermek imkânsızdır. Gönderilmek istenen
kimseler, orada verimli, başarılı iş göreceklerine emin olmadıklarından
dolayı, boşuna masraf etmemek ve yolculuk sıkıntılarına katlanmamak
için hareket etmiyorlar. (Bilindiği üzere, bazı kimseleri özel birer
mektupla da davet etmiştik. )
Biz, her yerden temsilci seçtirmek ve göndertmekte karşılaşılan
güçlükleri yenmeye çalışırken, öte yandan kongrenin toplanması için
en güvenli bir yer olarak seçtiğimiz Sivas'ta da bir telâş ve heyecan
başladı.
Efendiler, burada, sırası gelmişken arz edeyim ki, ben Sivas'ı
gerçekten de her bakımdan güvenli bir yer saymış olmakla birlikte,
daha Amasya'da iken Siıvas'a gelen bütün yollar üzerinde uzaktan
ve yakından her türlü askerî tedbir ve tertipleri aldırmayı da ihtiyatlı
olmanın gereği saymıştım.
SİVAS VALİSİNİN ENDİŞELERİ
Sivas'ın heyecanı şöyle öğrenildi. 20 Ağustos günü öğleyin, Sivas
Valisi Reşit Paşa tarafından telgraf başına davet olunduğum zaman,
Paşa'nın uzun bir telgrafı veriliyordu. O telgraf şudur :
Erzurum'da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
Önce, rahatsız ettiğim için beni bağışlamanızı diler ve zâtı devletlerinin
sağlığını sorarım. Neden rahatsız ettiğimi aşağıda arz ediyor ve
açıklıyorum efendim. Görünüşte, Fransızlara ait kuruluşları teslim
almak, gerçekte buraların durumu konusunda incelemelerde bulunmak
üzere, Cizvit papazlarıyla birlikte İstanbul'dan önceki gün Sivas'a
gelerek valilik makamını ziyaret eden Fransız subaylarının ziyaretlerini
iade için dün sabah yanlarına gitmiştim. Ziyaret ve görüşmenin sonunda
orada hazır bulunan Fransız binbaşılarından Jandarma Müfettişi Mösyö
Brunot(Brüno) biraz özel görüşmek isteğinde bulunarak bendenizi
başka bir odaya aldı. Söylediği sözleri olduğu gibi aktarıyorum
:
Mustafa Kemal Paşa ile Kongre Hey'etinin Sivas'a gelerek burada
da bir kongre yapacaklarını işittim. Bunu İstanbul'dan gelen Fransız
subayları söylediler. Sizinle bu kadar samimi görüşüp şahsınıza
karşı pek çok saygı duyarken bu konuyu benden saklamanıza çok üzüldüm,
dedi. Bendeniz de gereken cevabı vererek kendisini inandırmaya çalıştımsa
da son söz olarak :
"Eğer Mustafa Kemal Paşa Sivas'a gelir ve burada kongre yapmaya
kalkışırlarsa, beş on gün içinde buraları, işgal etme kararının
verildiğini kesin olarak biliyorum. İnanmazsanız, gerçekleştiğinde
görürsünüz. O zaman vatanınızın felâketini hazırlayanlar arasına
siz de girmiş olursunuz sözlerini söyledi. Dahiliye Nezareti'nden
aldığım şifreli telgraf da başka şekilde yazılmış olmakla birlikte
aynı kanaati verecek nitelikte idi. Yeni gelen Fransız subaylarından
biri de dün kolordu komutanı ile uzun uzadıya görüşerek, kongre
hakkında komutan beyefendi'nin düşüncesini anlamaya çalıştığı gibi,
bu sabah da Mösyö Brunot bendenize gelerek saat 15.00'te öteki Fransız
subaylarıyla birlikte kongre hakkında görüşüleceğini, ancak kendisinin
aradaki samimiyet dolayısiyle daha önce ayrıca görüşmek istediğini
bildirdi. Bir süre konuşulduktan sonra sonuç olarak şunu da ekledi
: "Ben dünden beri bu mesele üzerinde çok düşündüm.Sonunda
şuna karar verdim ki, eğer Mustafa Kemal Paşa ile Kongre Hey'eti,
Sivas Kongresi'nde İtilâf Devletleri aleyhine kışkırtmalarda bulunmazlar
ve onlar hakkında saldırgan bir dil kullanmazlarsa, kongrenin toplanmasında
hiçbir sakınca yoktur. Bizzat ben General Franchetd'Esperey (Franşe
Despere)'ye yazar, Mustafa Kemal Paşa hakkındaki tutuklama emrini
geri aldırır ve kongrenin toplanmasına engel olunmaması için Dahiliye
Nezareti'nden size emir verdiririm. Ancak, şu şartla ki, siz de
benden hiçbir şeyi saklamayacaksınız ve samimî dostluğumuzdan dolayı
birbirimize karşı daima açık bir dil kullanacağız. Yalnız, kongrenin
toplanma tarihini öğrenmek gerekir" dedi. Bendeniz de kendisine
bu konuda bir şey bilmediğimi, öğrendiğimde kendisine bildireceğimi
ve aradaki dostluğa dayanarak hiçbir şeyi saklamayacağımı söyledim.
Binbaşının işgal konusunda dünkü kesin ifadesine rağmen bugünkü
yumuşaklığının sebebini, bütün incelikleri gören yüksek dikkatinize
arz etmeyi görev bilir ve bu hususta sözü uzatmayı gereksiz sayarım.
Öyle anlaşılıyor ki, bunların düşüncesi, kongreyi Sivas'ta toplatmaya
razı görünerek sayın kongre üyeleri ile sizi burada toplamak ve
el altından hazırlıklarda bulunarak bütün arkadaşları ele geçirmekten
ve işgal mes'elesini de bir oldu bitti haline getirmekten ibarettir.
Dün akşam Dahiliye Nezareti'nden aldığım şifreli telgraf da, başka
şekilde yazılmış olmakla birlikte, nitelik bakımından hemen hemen
aynı idi. İşte bendeniz her gerçeği gizli tutulmak istirhamı ile
efendimize arz ediyorum. Bundan sonra tutulacak yolun tayini size
düşer. Entrikalı bir tehlikenin bu kadar yakın ve âdeta elle tutulacak
derecede görünürde olduğunu bilip dururken, durumdan zâtıâlîlerini
haberdar etmemeyi ve dolayısıyla Sivas'ta kongre toplanmasından
vazgeçilmesini arz etmemeyi vicdanıma sığdıramadım. İşte bunun için
zâtıdevletlerinden ve orada bulunan diğer sayın arkadaşlardan pek
çok rica ederim ki,ikinci bir kongrenin toplanmasına mutlak bir
ihtiyaç yoksa vazgeçilsin.Varsa,dört yandan işgali pek kolay olan
Sivas'ın toplantı merkezi olmasından vazgeçilerek,işgal ihtimali
pek uzak olan Erzurum'da veyahut uygun görülürse,Erzincan'da toplanması
çarelerinin araştırılmasını,memleketin selameti adına istirham ederim.Kolordu
komutanı Salahattin Beyefendi de bu husustaki düşüncelerini ayrıca
Kazım Paşa Hazretleri vasıtasıyla size yazacaklardır.Şimdi yanımda
bulunan eski Sivas milletvekili Rasim Bey de,eski Erzurum Milletvekili
Hoca Raif Efendi Hazretleri 'ne bu husustaki bilgi ve görüşlerini
bildiren bir telgraf çekecektir. Elbette, okuduktan sonra, Hoca
Raif Efendi Hazretleri' nin Ilıca'dan dönüşünde kendilerine yollamak
lûtfunda bulunursunuz. İşte efendim durum bu merkezdedir. Herkesçe
bilinen vatanseverliğinize karşı fazla rahatsızlık vermekten çekinir,
cevabınızda vereceğiniz emrinizi beklerim efendim. İşte Rasim Bey'in
telgrafı.
Reşit
Bu telgrafa orada verdiğim cevabı olduğu gibi arz edeceğim. Ertesi
gün Heyet-i Temsiliye adına da aynı nitelikte uzun bir telgrafla
vali yatıştırılmaya ve inandırılmaya çalışıldı. Ayrıca Kadı Hasbi
Efendi'ye de dolaylı olarak bir telgraf çekildi. Kolordu Komutanı'na
da gerektiği gibi yazıldı. Rasim Bey'e de endişeye kapılmaması için
kendim yazdım.
Sivas Valisi Reşit Paşa Hazretleri'ne
20/8/1919 Saat : 13.00
Verdiğiniz bilgilere ve yüksek düşüncelerinize özellikle teşekkürümü
arz ederim. Mösyö Brunot ve arkadaşlarının bir gözdağı vermek için
söyledikleri sözleri tamamiyle blöf olarak saydım. Sivas Kongresi'nin
toplanması yeni bir mesele değildir; aylarca öncesinden dünyaca
bilinen bir teşebbüstür. Gariptir ki, İstanbul da bulunan yetkili
Fransız siyaset adamlarının da bana gönderdikleri haberler, Anadolu'da
millet tarafından girişilmekte olan teşebbüslerin pek haklı ve meşru
olduğu, milletimizin istekleri kendilerine ve açıkça bildirildiği
takdirde, bunları memnunlukla kabul ile gereğini yerine getireceklerine
dair şimdiden yazılı güvence vermeye hazır oldukları şeklindedir.
Mösyö Brunot'nun ikinci görüşmede ağız değiştirmesi ve yumuşaması,
beni kazanma maksadına dayanabilir. Binbaşı Brunot'nun dediği gibi
Sivas'ın Fransız'lar tarafından beş gün içinde işgali o kadar kolay
bir şey değildir. Zâtıdevletinizin hatırında olsa gerekir ki, İngilizler
bu konudaki tehditlerinde daha ileri giderek Batum'daki askerlerinin
Samsun'a çıkarılmasına karar verdiler. Hatta sözde beni yıldırmak
için, bir tabur bile çıkardılar. Fakat, bu teşebbüse karşı, milletin
sarsılmaz bir azim, iman ve ateşle karşı koyacağı gerçeği kendilerince
anlaşıldıktan sonra, hem kararlarından vazgeçmeye hem de Samsun'a
çıkarmış oldukları askerleriyle birlikte orada bulunan taburu da
alıp götürmeye mecbur olmuşlardır. Sivas Kongresi'nde ele alınacak
hususlar da Erzurum Kongresi bildirisi'ndeki maddelerden kolaylıkla
anlaşılacağına göre,İtilaf devletleri aleyhine kışkırtmalarda bulunmak
gibi maksatlar asla söz konusu değildir. Burada şunu da arz edeyim
ki, bendeniz ne Fransızların ve ne de herhangi bir yabancı devletin
yardımına tenezzül eden şahsiyetlerden değilim, Benim için en büyük
korunma yeri ve yardım kaynağı milletimin bağrıdır. Kongrenin gereği,
zaman ve toplanma yeri hakkında söz sahibi olmak, bendenizin şahsî
hükmünün pek üstünde bir söz sahibi olan millet kararına bağlı bir
durumdur. Yalnız, tahmin buyurulduğu gibi, Fransızların, kongre
üyelerinin Sivas'ta toplanmasına taraftar görünerek, sonradan onları
ele geçirme imkânını bulabilmesi bizce pek uzak kuruntulardandır.
Bütün bu arz ettiklerimi Mösyö Brunot'ya aynen söylemenizde hiçbir
sakınca görmüyorum. Bu münasebetle Mösyö Brunot ve arkadaşlarına,
milletimizi savunmak için, Erzurum Kongresi Bildirisi ile, bütün
dünyaya olduğu gibi kendilerinin İstanbul'daki siyasî temsilcilerine
de duyurmuş olduğu temel kararları uygulamakta hiçbir şekilde kararsızlığa
düşmesine imkan bulunmadığı bildirilmiş olur. Mösyö Brunot bilmelidir
ki, Fransızların Sivas'ı işgale karar vermeleri, kendilerine pek
pahalıya mal olabilecek yeni kuvvetlerle ve çok paralarla yeni bir
harbe karar vermelerine bağlıdır. Böyle bir kararın, Jandarma Binbaşısı
Mösyö Brunot ve arkadaşları arasında söz konusu edilse bile, Fransız
milletince kabul edilebileceğine ihtimal verilemez.
Milletvekili Rasim Bey' in, Raif Efendi Hazretleri ne olan telgrafını
okudum. Korkmanın yeri olmadığının kendisine bildirilmesini rica
ederim.
Gerek bendenize vermiş bulunduğunuz bilgi ve düşünceleri gerek
Rasim Bey'in telgrafını Hey'et-i Temsiliye'ye olduğu gibi takdim
edeceğim yalnız, Sivas Kongresi hakkındaki kesin karar ancak Hey'et-i
Temsiliye'nin görüşmeleri sonunda belli olacaktır. Alınacak karar,
yüksek şahsiyetinize elbette arz olunacaktır.Yalnız, bugün için
istirhamım, Brunot'nun tehditlerinin halk arasında yayılıp maneviyatın
bozulmasına engel olunmasıdır. Samimî saygılarımın kabulünü ve Sâlahattin
ve Refet Beyefendi'lere selâmımın bildirilmesini istirham ederim.
Muhterem Paşa Hazretleri.
Mustafa Kemal
(Verilen Cevap Üzerine Reşit Paşa'dan Alınan İkinci Telgraftır)
Bendeniz anlayabildiğim kadarını Efendimize arz etmekle vicdani
görevimi yerine getirmiş oluyorum. İstanbul'daki Fransız ordu ve
siyaset adamlarının görüşlerini ve zâtıdevletlerine karşı vermiş
oldukları sözlerin ne dereceye kadar güvenilebilir olduğunu kestirememekte
haklıyım. Şüphe götürmez olan vatanseverliğiniz açısından vatanın
kurtuluşu söz konusu olduğuna göre, iyice düşünerek tutulması gerekli
yolun belirlenmesi Efendimize ve yüksek kongre hey'etinin orada
bulunan sayın üyelerine düşer. Emirlerinizi yerine getireceğimizi
arz ile derin saygılarımı sunarım, efendim.
Reşit
Efendiler, Diyarbakır ve Bitlis dolaylarındaki halkı aydınlatmak
maksadıyla, oralarda ordu komutanı olarak bulunduğum sıralarda,
bir kısmını şahsen tanıdığım birtakım ileri gelenlere özel mektuplar
yazdım.Van, Bayezıt ve yakınlarında bulunan bazı aşiret beyleri
ile de ilişki ve bağlantılar kurdum.
ERZURUMDAN AYRILMA GEREĞİ
Nihayet, Efendiler, Ağustos içinde, her yerden bir takım temsilcilerin
Sivas'a doğru yola çıktıkları ve kısmen Sivas'a gelmeye başladıkları
anlaşıldı. Sivas'a gelen temsilciler tarafından bizim Sivas'a ne
zaman hareket edeceğimiz sorulmaya başlandı.
Artık, Erzurum'dan ayrılmak gerekiyordu. Fakat, şimdiye kadar verdiğim
bilgilerden anlaşılmıştır ki, Sivas Kongresi, Doğu ve Batı illeri
ile Trakya'nın yani bütün bir memleketin birliğini sağlamak gayesini
güdüyordu. Bu sebeple kongrede Doğu illerinin de temsilcileri bulunmak
gerekirdi. Bu illerden Sivas Kongresi için temsilciler seçtirmeye
kalkışmak ise, uygulanması bakımından değeri olmayan bir düşünceydi.
Erzurum Kongresi'ni yapan temsilcilerin, Sivas'a gönderilmesine
kalkışmanın da mümkün olamayacağı anlaşılıyordu. Zaten Vilâyât-ı
Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adına, kendi illerinden yetki almış
olan bu temsilcilerin daha genel bir gayeye yönelen yetkileri de
yoktu. Bu bakımdan Erzurum Kongresi'nin, Sivas Kongresi'ne Doğu'daki
seçim bölgeleri adına,bir temsilci hey'et gönderme yetkisini alamayacağı
da belliydi.
Yeniden temsilci seçtirmeye kalkışmak pratik bakımdan ne kadar
geçersiz idiyse, birtakım teorik fikir çerçevesi içinde sıkışıp
kalmak da o kadar geçersiz idi.
En basit ve çıkar yol, Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin
Temsil Hey'eti'ni Sivas'a götürüp kongreye katmaktan ibarettir.
Üyelerden Mutki aşiret reisinin Mutki dağlarından çıkmaktan korktuğunu
bilirdim. Siirt milletvekili Sadullah Bey de ortada yok.
Servet ve İzzet Bey'ler kongre biter bitmez birer mazeretle Trabzon'a
gitmiş bulunuyorlar.
Erzurum'da Rauf Bey ve Raif Efendi var.Raif Efendi de özür diliyor.
Yolumuz üzerinde, Erzincan'da Şeyh Fevzi Efendi'yi bulabileceğiz.
Servet ve İzzet Bey'leri davet ettim, gelmediler. Raif Efendi've
bizimle birlikte gelmesi için rica ettik, kabul etti.
Nihayet, Hey'et-i Temsiliye üyeleri olarak Erzurum'dan üç kişi,
Erzincan'dan bir kişi ve Sivas'ta bulduğum Bekir Sami Bey ile beş
kişi olduk. Sivas kongresi'ne katılan temsilcilerin ellerindeki
kartları inceleme gereği duyulduğu, zaman, ben, orada şöyle bir
belge hazırladım ve altına Hey'eti Temsiliye'nin mührünü bastım.
"Hey'et-i Temsiliye'den :
Mustafa Kemal Paşa
Rauf Bey
Ulemadan Raif Efendi
Şeyh Fevzi Efendi
Bekir Sami Bey
Yukarıda adları yazılı şahıslar, Doğu Anadolu adına Sivas Kongresi'nde
bulunmak üzere Erzurum Kongresi'nce görevlendirilmiştir. ( Mühür)
Efendiler, Erzurum'dan ayrıldığımız tarih 29 Ağustos 1919'dur.
SİVAS YOLUNDA
Amasya'dan Erzurum'a gelirken, Sivas'ta küçük bir hikâyeye konu
olan olay hatırlarınızdadır. Gariptir ki, Erzurum'dan Sivas'a giderken
de buna benzer küçük bir durumla karşılaştık.
Erzincan'dan batıya hareket ettiğimiz günün sabahı, Erzincan Boğazı'nın
girişine gelir gelmez, bazı Jandarma erlerinin ve subaylarının heyecanlı
ve telâşlı bir şekilde otomobillerimizi durdurduklarını gördük.
Durumu açıkladılar : "Dersim Kürtleri 'boğazı tutmuşlardır.
Tehlike var. Geçilemez."
Bir subay, merkeze kuvvet gönderilmesini yazmış. O kuvvet gelince
tertibat alacak, hücum edecek ve eşkiyayı püskürterek yolu açacakmış.
Pek iyi ama, bu eşkiyanın kuvveti nedir? Neresini nasıl tutmus?
Ne kadar kuvvet ve ne vakit gelecek?
Bu sorunlar çözülünceye kadar, geri Erzincan'a dönmek ve kimbilir
nice günler beklemek gerekir. Bizim ise, işimiz pek aceleydi. Ben
Erzurum ile Sivas arasındaki yolu belli bir zamanda katedip kararlaştırılan
günde Sivas'ta bulunamazsak, şurada veya burada şu veya bu sebeple
korkup kaldığım, Sivas'ta ve başka yerlerde duyulursa, panik başlayabilir,
işler altüst olabilirdi.
O halde karar? Tehlikeyi göze alıp yola devam etmek. Başka çaremiz
de yoktu. Yalnız ufak bir tedbir almayı uygun buldum.
Hafif makinalı tüfeklerle silâhlanmış olan fedâkâr arkadaşlarımızdan
birkaçını - şimdi bir alay komutanı olan Osman Bey ki Tufan Bey
adıyla tanınmıştır. Bunların başında idi - bir otomobille kendi
otomobilimizin önüne geçirdik. Sağdan soldan gelecek uzak mesafedeki
ateşlere aldırış etmeyerek, otomobiller, şose üzerinde sür'atle
ilerlemeye devam edecekler. Vurulan, ölen olursa, onlarla meşgul
olunmayacak... Tam şose üzerinde ve yakınında, şoseyi kapamış olan
eşkıyaya rastlanırsa, hepimiz otomobillerden atlayacağız ve bunlara
hücum ederek yolu açacağız. Kalanlar tekrar kullanılabilir durumdaki
otomobillere binerek ve sür'atle uzaklaşarak yola devam edecekler...
İşte verilen emir de buydu. . .
Bu tedbiri ve bu arzdaki hareketi yerinde ve emniyetli görmeyenler
bulunabilir. Gerçi bu tarihlerde Elâzığ Valisi Ali Galip Bey'in
Dersim'de dolaştığı, bazı propadganda ve tertiplere giriştiği bilinmekte
idiyse de, açıklayayım ki, ben, önce, boğazın gerçekten tutulmuş
olduğuna inanmadım. Bunu İstanbul Hükûmeti'ne hizmet edeceklerini
tahmin ettiğim bazı kimseler tarafından, sırf beni geri dönmeye
mecbur etmek için kurulmuş bir plân olarak kabul ettim. İkincisi,
eğer Dersim Kürtleri boğazı tutmuşlarsa, bunların alabilecekleri
tertibatın, uzak tepelerden yola ateş etmekten ibaret kalması bence
çok muhtemeldi.
Özet olarak, yürüdük, boğazı geçtik ve 2 Eylül 1919 günü Sivas'a
vardık. Halkın, şehrin çok uzaklarından başlayan büyük ve parlak
gösterileriyle karşılandık.
3' üncü Kolordu Komutanı olan Salâhattin Bey, Sivas'ta bulunuyordu.
Vali Paşa ile birlikte, kongreye gelen temsilcilerin yerleştirilmesinde,
Hey'et-i Temsiliye için lise binasının ve kongrenin yapılacağı salonun
hazırlanmasında, ayrıca her türlü tedbirin alınmasında, bir konukseverlik
örneği verecek şekilde mükemmel çalışmışlardır.
Refet Bey orada değildi. Nerede bulunduğunu da kimse bilmiyordu.
7 Temmuz 1919 tarihli genelgemiz uyarınca, kendi bölgesi olan 3'
üncü Kolordu bölgesinden ayrılmaması gerekir ve özellikle tam Sivas'ta
kongre yapılacağı günlerde, orada bulunması uygun düşerdi. Haberleşme
sonunda kendisinin Ankara'da olduğu anlaşıldı. Ankara'da Kolordu
Komutanı Ali Fuat Paşa'ya "derhal ve mutlaka Sivas'a gönderilmesini"
emrettim. 7 Eylül'de geldi ve Hey'et-i Temsiliye üyesi olarak tarafımdan
Kongre Hey'eti'ne takdim edildi.
Efendiler, bizden önce gelmiş olan temsilciler, gelişimizi beklerken,
aralarında toplantılar yapmışlar ve hazırlık olarak bazı tasarılar
kaleme almışlar.
Bizim gelişimizden sonra da bazı özel toplantılar ve görüşmeler
yapılmış. Bu defa bazı kararlar da verilmiş. Müsaade ederseniz,
çok karakteristik olduğu için bu noktayı açıklayayım :
SİVAS KONGRESİ AÇILIYOR
Sivas Kongresi, 1919 Eylülünün 4'üncü Perşembe günü saat 14.00 te
açıldı. Öğleden önce temsilciler arasında bulunan ve öteden beri şahsen
tanıdığım Husrev Sami Bey yanıma gelerek şöyle bir haber getirdi :
Rauf Bey ve diğer bazı kimseler Bekir Sami Bey'in evinde özel bir
toplantı yapmışlar ve beni başkan yapmamaya karar vermişler. Arkadaşların,
özellikle Rauf Bey'in böyle bir davranış içine girmesine asla ihtimal
vermedim. Husrev Sami Bey'e itiraf edeyim ki, biraz ciddi olarak,
böyle anlamsız sözleri bana getirmemesi uyarısında bulundum. Verdiği
haberin aslı olmak imkân ve ihtimali bulunmadığını, arkadaşlar arasında,
yanlış anlaşılmalara yol açabilecek sözler sarfedilmesinin doğru olmadığını
da ekledim.
Efendiler, ben bu kongrede başkanlık meselesine önem vermiyordum.
Başkanlığa, belki yaşlı bir zatın getirilmesinin uygun olacağını
düşünüyordum. Bu maksatla, bazı arkadaşların da düşüncelerini yolladım.
Bu arada, kongre salonuna girmeden önce koridorda Rauf Bey'e rasladım.
Kimi başkan yapalım? dedim. Rauf Bey, âdeta heyecanlı bir sesle,
zaten söylemeye hazırlanmış olduğu o anda halinden anlaşılan bir
tavırla ve keskin bir dille : Sen başkan olmamalısın. dedi. Derhal
Husrev Sami Bey'in verdiği haberin doğruluğuna inandım ve doğrusu
üzüldüm. Gerçi, Erzurum Kongresi'nde de benim başkanlığımı sakıncalı
görenler vardı. Fakat onların nasıl kimseler olduklarını belirtmiştim.
Bu defa en yakın arkadaşlarımın aynı zihniyeti açığa vurmaları beni
düşündürdü. Rauf Bey'e :Anladım, Bekir Sami Bey'in evinde aldığınız
kararı bana bildiriyorsun dedim ve cevabını beklemeden yanından
uzaklaşarak kongre salonuna girdim.
Kongrenin açılmasından sonra ilk söz alan bir yüksek zatın kongre
zaptına aynen geçmiş olan şu konuşmasını dinledik :
- Efendim, şimdi tabiî başkanlık meselesi söz konusu olacak. Bendeniz
başkanlığın birer gün veyahut birer hafta devam etmek üzere sıra
ile yapılmasını ve üyelerin veya temsil edilen il ve sancak adlarının
baş harfleri esas alınarak alfabe sırasına uyulmasını teklif ediyorum.
Efendiler, garip bir tesadüftür ki, bu teklif sahibinin temsil
ettiği ilin adı elif (A) ile başladığı gibi, kendi adının ilk harfi
de (A) ile başlıyordu. Ben davet sahibi sıfatıyla bir konuşma yaparak
kongreyi açtıktan sonra, geçici olarak başkanlık makamında bulunuyordum.
- Buna neden gerek duyuluyor, efendim? diye sordum.
Teklif sahibi : Bu şekilde işin içine şahsiyat karışmamış olacağı
gibi, eşitlik ilkesine uyulduğu için dışarıya karşı da olumlu bir
etki yapmış olur dedi.
Efendiler, ben, vatanın, teklif sahibi ile birlikte bütün milletin
ve hepimizin bir felâket çıkmazında bulunduğumuzu gözönüne getirerek,
kurtuluş çaresi olduğuna inandığım teşebbüsleri, sonsuz güçlük ve
engellere rağmen, maddî, manevî bütün varlığımla bir sonuca ulaştırmaya
çalışırken, benim en yakın arkadaşlarım daha dün İstanbul'dan gelmiş
ve tabiî olarak işin içyüzünü bilmeyen, saygı duyduğum yaşlı bir
zatın diliyle, bana şahsiyattan söz ediyorlar.
Bu teklifi oya koydum. Çoğunlukla reddettiler. Başkan seçimini
gizli oyla yaptırdım. Üç olumsuz oya karşı, beni başkan seçtiler.
SİVAS KONGRESİNİN UĞRAŞTIĞI İŞLER
Sivas Kongresi'nin gündemini, Erzurum Kongresi'nin tüzük ve bildiri
metinleri ile, bizden önce Sivas'a gelmiş olan yirmi beş kadar üyenin
hazırladığı bir muhtıra oluşturacaktı.
İlk açılış günü olan 4 Eylül ile, beşinci, altıncı günler yani
üç gün, İttihatçı olmadığımızı ispat için yemin etmek gerektiğinden,
yemin formülü hazırlamakla, Padişah'a sunulacak bir yazı yazmakla,
kongrenin açılışı dolayısıyla gelen telgraflara cevap vermekle ve
özellikle, kongre siyasetle uğraşaçak mı uğraşmayacak mı konusunun
tartışması ile geçti. İçinde bulunulan mücadele ve yapılan işler
siyasetten başka bir şey değilken, bu son konuyu tartışmak, hayretle
karşılanacak bir durum değil midir?
En sonunda, Kongrenin dördüncü günü asıl maksada geldik ve aynı
günde, Erzurum Kongresi Tüzüğü'nün metnini görüşerek hemen bir sonuca
bağladık. Çünkü, Erzurum Kongresi'nin Tüzüğü'nde yapılması gereken
değişiklikleri zaten hazırlamış ve gereken kimseleri de aydınlatmış
bulunuyorduk.
Bununla birlikte, yapılan değişiklikler sonradan bazı itirazlara,
anlaşmazlıklara, birçok yazışma ve tartışmalara yol açtığı için,
değiştirilen noktaların önemli olanlarına işaret edeceğim :
1- Derneğin adı Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti idi. Anadolu
ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti oldu.
2 - Hey'et-i Temsiliye, bütün Doğu Anadolu'yu temsil eder yerine
Hey'et-i Temsiliye bütün vatanı temsil eder dendi. Mevcut üyelere
altı kişi daha eklendi.
3 -Her türlü işgal ve müdahaleyi Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine
bağlı sayacağımızdan, topyekün savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir
yerine her türlü işgal ve müdahalenin özellikle Rumluk ve Ermenilik
kurma gayesine yönelmiş faaliyetin reddi konularında topyekûn savunma
ve direnme ilkesi kabul edilmiştir denildi.
Bu iki cümlede anlam bakımından elbette büyük fark vardır. Birincisinde
İtilâf Devletlerine karşı düşmanca tavır alma ve direnmeden söz
edilmiyor. İkincisinde bu husus açıklık kazanıyor.
4 - Tüzüğün dördüncü maddesinde yer alan konu oldukça tartışmalı
geçti. Madde şuydu :
Osmanlı Hükûmeti'nin yabancı devletlerin baskısı karşısında, buraları
(yani Doğu illerini) bırakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldığı anlaşılırsa,
alınacak idarî, siyasî, askerî tedbirlerin tayin ve tespiti yani
geçici bir vekalet kurma konusu.
Sivas Kongresi Tüzüğü'nün bu maddesindeki buraları yerine yurdumuzun
her hangi bir parçasını bırakmak ve ilgilenmemek şeklinde daha geniş
ve genel bir kayıt kondu.
AMERİKAN MANDASI İÇİN PROPAGANDALAR AMERİKAN MANDASI
İÇİN PROPAGANDALAR
Bundan sonra, 8 Eylül toplantısında sözünü ettiğim muhtıra ele
alındı. Bu muhtırada başlıca Amerikan mandası üzerinde duruluyordu.
O günlerde, İstanbul'dan gelen bazı kimseler Amerikalı Mistez Brown
(Bravn) adında bir gazeteciyi de Sivas'a getirmişlerdi.
Bu konu üzerinde kongrede geçen görüşmelere yer vermeden önce,yüksek
hey'etinizi yeterince aydınlatabilmek için, bazı, ön bilgiler arz
edeyim. Bu bilgiler, Erzurum'dan beri başlayan bazı haberleşmelerden
daha iyi anlaşılacağı için, onları olduğu gibi sunacağım :
Güvenlikle ilgili ve çok ivedi Amasya, 25/26.7.1919
Erzurum'da 3' üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkaılığı'na
1-Mustafa Kemal Paşa'ya özel : Bu gün 25 Temmuz 1919 akşamı Bekir
Sami Beyefendi Amasya'ya geldiler. Kendileri ile uzunca bir süre
görüşmek şerefine eriştim. Mustafa Kemal Paşa'ya ve Rauf Beyefendi'ye
saygılarını sunarlar. Kendisi aşağıdaki düşüncelerini arz etmekliğimi
rica etmiştir.
2 - Bağımsızlık, elbette istenir ve tercih edilir. Ancak, tam bağımsızlık
istediğimiz takdirde, vatanın birçok parçalara ayrılacağı kesin
ve şüphesizdir. Şu halde, iki üç ili içine almaktan ibaret olacak
bağımsızlığa, vatanımızın bütünlüğünü garanti altına alacak yabancı
bir devletin himayesi (mandaterlik) elbette tercih edilir. Osmanlı
ülkesinin tamamını içine alan meşruluğumuz ve dışarıdaki temsil
hakkımız eskiden olduğu gibi devam etmek şartıyla, belirli süre
için Amerika mandasını istemeyi milletimiz için en yararlı bir çözüm
şekli olarak kabul ediyorum. Bu konuda Amerika temsilcisiyle görüştüm.
Birkaç kişinin değil,bütün bir milletin sesini Amerika'ya duyurmak
gerektiğini söyledi ve aşağıdaki şartlar çerçevesinde Wilson'a,
Senato'ya ve Amerikan Kongresi'ne başvurulmasını teklif etti :
a) Adil bir hükumetin kurulması,
b) Öğretim ve eğitimin yayılması ve genelleştirilmesi,
c) Din ve mezhep hürriyetinin sağlanması,
d) Gizli anlaşmaların kaldırılması
e) Bütün Osmanlı ülkesini sınırları içine alacak şekilde, Amerikan
Hükûmeti'nin bizi kumandası altına almayı kabul etmesi.
3 - Bundan başka kongremizin seçeceği bir hey'eti, Amerika'ya bir
zırhlı ile göndermeyi de temsilci üzerine almıştır.
4 - Bekir Sami Bey, daha bir iki gün buralarda kalacağından, her
türlü emir ve talimatın benim aracılığımla gönderilmesini, özellikle
Sivas Kongresi'nin ne zaman toplanacağının ve kendilerinin o güne
kadar nerede beklemesinin uygun olacağının bildirilmesini istirham
eylemekte olduğu.
5' inci Kafkas Tümeni Komutan Vekili Arif
Şifre İvedi ve kişiye özel Erzurum
Amasya'da 5' inci Tümen Komutanlığına
1- Şimdi Amasya'da bulunan eski Vali Bekir Sami Beyefendi'ye özel
: Zâtıâlîlerinin telgrafından çok yararlandık, Toplanmış bulunan
Vilâyat-ı Şarkiye Kongresi hemen her tarafta kendi memleketleri
halkınca etkili,hatırı sayılır ve söz sahibi olarak tanınmış kimselerden
kurulmuş yetkili bir hey'et durumundadır. Bu kongrede, şimdiye kadar
yapılan görüşmelerde, devlet ve milletin istiklâlinin bölünmezliği
ısrarla savunulmaktadır. Bu bakımdan, bizce de daha şartları ve
niteliği belirsiz olan bir Amerika mandaterliğinden kongrede doğrudan
doğruya söz edilmesi pek sakıncalı olacağından, zâtıâlîlerinin İstanbul'da
temasta bulunduğu kimselerle yaptığı görüşmelere dayanarak aşağıdaki
noktaların açıklanmasını ve bizleri hemen aydınlatmanızı özellikle
rica ederiz. Bundan önce de doğrudan doğruya İstanbul'dan gelen
bu konudaki bilgiler şüpheli görüldüğünden, aynı esaslar çerçevesinde
açıklama istendiği gibi, 21 Temmuz 1919 tarihinde Sivas'ta Refet
Bey vasıtasıyla İstanbul'dan alınan bilgilerde de yine şüpheli noktalar
bulunduğundan, oradan da şartlar hakkında kestirmeden açıklama istenmiştir.
a) Tam bağımsızlık istendiği takdirde, vatanın birçok parçalara
ayrılacağı kesin ve şüphesizdir, buyuruluyor. Bu görüşün kaynağı
nedir?
b) Vatanın bütünlüğünden maksat, memleketin bütünlüğü mü, yoksa
hakimiyet hakları mıdır?
c) Osmanlı ülkesinin tamamını içine alan meşruluğumuz ve dışarıdaki
temsil edilme hakkımız eskiden olduğu gibi devam etmek şartiyle
mandaterlik istemeyi en yararlı bir çözüm olarak kabul buyuruyorsunuz,
Ancak, temsilcinin ileri sürdüğünü bildirdiğiniz maddeler ile bu
şekil biribiri ile çelişmiş görünüyor.Çünkü, meşruluğumuz eskiden
olduğu gibi devam ettiği takdirde, hükûmet, yasama gücünün güvenine
sahip ve denetimine tâbî bir hey'etten ibaret olur ki, artık bu
hey'etin kuruluşunda Amerika'nın müdahalesi ve etkisi olamaz. Bu
durumda ya meşruluk devam edecektir ve Amerika'dan âdil bir hükümetin
kurulmasını istemeye gerek yoktur. Yahut da, istendiğine göre, meşruluğun
devamı sözden ibaret kalır.
d) Öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat
nedir? İlk anda hatırımıza gelen, memleketin her tarafında Amerikan
okullarının açılmasıdır. Çünkü daha şimdiden yalnız Sivas'ta yirmi
beş kadar okul açmışlardır ki, yalnız bir tanesinde bin beş yüz
kadar Ermeni öğrenci vardır. Bu durum karşısında Osmanlı ve İslâm
ve öğretim ve eğitiminin yayılması ve genelleştirilmesi ile bu teşebbüs
nasıl bağdaştırılacaktır.
e) Din ve mezhep hürriyetinin sağlanması maddesi de önemlidir.
Patrikhanelerin imtiyazları devam ederken bunun farklı yanı ve anlamı
nedir?
f) Temsilcinin beşinci madde olarak sözünü ettiği bütün Osmanlı
ülkesinin sınırları ne demektir? Yani savaştan önceki sınırlarımız
mıdır? Eğer bu deyim içinde Suriye ve Irak da varsa, Anadolu halkı
Arabistan adına mandaterlik isteğine hak ve yetkisi olabilir mi?
g) Bugünkü hükûmetin politikası nedir? Tevfik Paşa neden Londra'ya
gitti? Amerikalılar gibi İngilizlerin de ayrıca bir mandaterlik
politikası güttükleri anlaşılıyor. Aralarındaki fark nedir? Hükümet
Amerikan mandası için ne düşünüyor? Yani buna eğilimli mi, yoksa
isteksiz mi? Amerikalılar neden Ermenistan mandaterliğini bıraktılar?
Amerikalılar mandayı almaya ne dereceye kadar yatkın ve isteklidirler?
2 - Sivas Kongresi'nin toplanması, Erzurum Kongresi'nin sonucuna
bağlıdır. Bununla ayrıca uğraşılmaktadır.. Yüksek şahsiyetlerinin
bunu beklemek üzere ya Tokat'ta yahut Amasya'da bulunmaları uygundur.
Saygılarımızı sunarız.
Mustafa Kemal
Güvenlikle ilgili Amasya, 30.7.1919
İvedi
3' üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na
1-Mustafa Kemal Paşa'ya özel; Bekir Sami Bey'den alınan cevap aşağıda
arz olunur :
a) Tam bağımsızlık istendiği takdirde, vatanın birçok bölgeye ayrılacağı
ve birkaç mandaya tabi tutulacağımız Dörtler Komisyonu'nca kararlaştırılmıştır.Bu
bakımdan ve buna engel olmak için, Amerikan temsilcisi, bir manda
istemenin en uygun olacağını söylemiştir.
b) Yalnız hakimiyet hakları söz konusudur; yurt bütünlüğümüzün
korunması temel ilkedir.
c) Amerika'dan herhangi şekilde bir hükumet istemeyeceğiz. Amerika'ya
adil bir hükumet kuracağımız konusunda güvence vereceğiz. Anayasamızın
hükümleri yürürlükte kalmak, Hanedan'ın her türlü hüküm sürme haklarına
dokunulmamak ve korunmak, eskiden olduğu gibi dışarıda temsilcilerimiz
bulunmak şartıyla,Amerikan Hükûmeti'nin mutluluğumuza ve gelişmemize
yardımcı olmasını isteyeceğiz. İsteyeceğimiz manda şekli budur.
d) Öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat
Amerikan okullarının köylerimize kadar girmesine izin vermek değil,
millî ve islâmî öğretim ve eğitimi yaymaya ve genelleştirmeye çalışacağımız
konusunda kendilerine söz vermekle birlikte yardımlarını istemektir.
Mandaterliği Amerikan misyonerlerine değil Amerikan Hükümeti'ne
vermek istiyoruz.
e) Din ve mezhep hürriyeti esasen dinî ve islâmî ilkelerimizin
gereğidir;Amerikan kamuoyu bu gerçeği bilmediği için, kendilerine
bu konuda güvence vermek istiyoruz. Temsilcinin sözünü ettiği sınırlar
savaştan önceki sınırlarımızdır.Suriye ve diğer memleketler üzerinde
bizim mandaterlik isteğine yetkimiz olup olmaması kongrece çözülecek
bir sorundur. Esasen Suriye ve Irak'ta Amerikan hey'etleri halk
oyuna başvurdular. Suriye ve Filistin'de bağımsız bir Arap hükûmeti
kurulmasını istemekle birlikte, Amerikan mandasını ötekilerden daha
üstün tuttuklarını gösterdiler.
f) Bugünkü hükûmet daha yeni kurulduğundan politikası belli değildir.
Ancak, daha önceki hükûmetlerin siyasetleri güçsüzlük ve İtilâf
kuvvetlerinin her emrine boyun eğmekti. Tevfik Paşa, Londra'ya gitmeyerek
Ferit Paşa ile geri dönmüştür.Amerika, Ermenistan hükûmeti belli
olmadan yalnız oralarda dolaşan heyetlerinin verdiği raporlara göre,
büyük bir Ermenistan'ın kurulmasına maddî olarak imkân bulunmadığı
görüşündedir. Manda konusundaki aynntılı bir rapor posta ile gönderilmek
üzeredir.
g) Şimdilik tarafınızdan yapılacak tebligatı beklemek üzere Tokat'ta
bulunacağım. Amasya ve Tokat ile ilçelerde gerekli tebliğlerde bulunmakta
ve bunların iyi sonuçlar vereceğini ümit etmekteyim. Hepinize saygılarımı
sunarım, efendim.
5' inci Tümen Komutanı
Arif
şifre Erzurum, 1.8.1919
Kişiye özel
Amasya'da 5' inci Tümen Komutanlığı'na
Bu telgrafın hemen Bekir Sami Beyefendi'ye ıılaştırılması ve cevabının
acele olarak alınması rica olunur.
Bekir Sami Beyefendi'ye Özel:
İlgi : 3.7.1919.
Amerikan mandası hakkındaki son açıklamalarınızı öğrendik. Bu şartlara
göre aslında korkulacak bir şey olmamak lâzım. Bununla birlikte
daha bir nokta hakkındaki yüksek görüşlerinizi de almak istiyoruz.
Lehimizde bu kadar elverişli şartlar ileri sürülmesine yatkın bulunacak
olan Amerikan Hükumeti, böyle bir mandaterliği kabul etmesine yani
buna katlanmasına karşılık,Amerika adına ne gibi yarar ve çıkarlar
sağlamış olacaktır? Bununla kendi hesaplarına elde edecekleri sonuç
nedir? Bu konudaki yüksek düşünce ve bilgilerinizle de bizi aydınlatmanızı
acele bekleriz, efendim.
Mustafa Kemal
Amasya, 3.8.l919
3' cü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na
Bekir Sami Bey'den alınan cevap aşağıda arz olunur :
Mustafa Kemal Paşa'ya Özel : Amerikalılarla şimdiye kadar yapılan
görüşmeler tabiatıyla hep özel bir şekilde olmuş ve sırf bir varsayımdan
ibaret kalmış olduğu için, mandaterliklerin her iki tarafa yükleyeceği
şartlar üzerinde durulmamıştır. Mümkünse, hazırlıklara başlanarak
Sivas Kongresi'nin bir an önce açılması gereğini özet olarak arz
ederim.
Kurmay Yarbay Arif
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
Saygıdeğer Efendim,
Memleketin siyasî durumu en son kertesine geldi. Kendimize bir
yön çizebilmek için, Türk milletinin zarını atıp olumlu bir durum
alma zamanı ise geçmek üzere bulunuyor.
Dış durum İstanbul'da şöyle görünüyor :
Fransa,İtalya, İngiltere, Türkiye'nin mandaterlik meselesini Amerikan
Senatosu'na resmen teklif etmiş olmakla birlikte, Senato'nun bu
teklifi kabul etmemesi için bütün güçlerini kullanıyorlar. Taksimden
pay kaçırmak elbette işlerine gelmiyor.
Suriye'de aradığını bulamayan Fransa, zararını Türkiye'den kapatmak
istiyor. İtalya namuslu bir emperyalist olduğundan, savaşa ancak
Anadolu'nun bölüşülmesinde pay almak için girdiğini açıktan açığa
söylüyor. İngiltere'nin oyunu biraz daha incedir.
İngiltere, Türk'ün birliğini, çağdaşlaşmasını, gerçek bir bağımsızlık
kazanmasını, gelecekte bile istemiyor. Yeni imkân ve görüşlerle
;tamamen çağdaş ve kuvvetli bir Müslüman - Türk hükûmeti başında
hilâfet de olursa, İngiltere'nin elindeki müslüman esirleri için
kötü bir örnek olur. İngiltere Türkiye'yi bütünü ile ele geçirebilse,
kafasını kolunu koparır, birkaç yılda sadık bir sömürge durumuna
sokar. Buna, memleketimizde en başta ve özellikle dinî sınıflar
çoktan taraftardırlar. Fakat bunu Fransa ile dövüşmeden yapabilmek
mümkün olamayacağından taraftar olamaz. Fakat, Türkiye'yi bütün
olarak korumak gereği duyulursa, yani bölüşmenin büyük askerî fedakârlıklarla
yapılabileceğini anlarsa Lâtinleri sokmamak için Amerikan görüşünü
tutar ve destekler.Nitekim İngiliz siyasetçileri arasında zaten
bu görüşe eğilimli olanlar vardır. Morisson (Morison) gibi ünlü
kimseler Amerika'nın Türkiye'de manda kurmasmı istiyorlar.
Başka bir çözüm yolu da, Türkiye'yi Trakya'dan, İzmir'den, Adana'dan,
belki de Trabzon'dan ve hele İstanbul'dan yoksun bıraktıktan sonra,
eski Kapitülasyonları ve boğulmaya mahkûm iç sınırlarıyla başbaşa
bırakmak.
Biz İstanbulda, kendimiz için, bütün eski ve yeni Türkiye sınırlarını
içine almak üzere geçici bir Amerikan mandasını Kehven-i şerolarak
görüyoruz. Dayandığımız noktalar şunlardır :
1- Aramızda, hangi şartlar altında olursa olsun, Hristiyan azınlıklar
kalacaktır. Bunlar hem Osmanlı vatandaşı olma haklarından yararlanacaklar
hem de dışarıda bir Avrupa devletine dayanarak karışıklık çıkaracaklar,
sürekli olarak müdahaleye yol açacaklar ve zaten göstermelikten
ibaret olan bağımsızlığımızdan azınlıklar adına her yıl bir parça
daha kaybedeceğiz.
Güçlü bir hükûmet ve çağdaş bir idare kurulabilmesi için, patrikhanenin
siyasî imtiyazla, azınlıkların kuvvetli devletler vasıtasıyla yaptıkları
sürekli tehditler ortadan kalkmalıdır. Küçük ve zayıf bir Türkiye
bunu başaramayacaktır.
2 - Biribirini yok eden, çıkar sağlama, hırsızlık, macera ve şöhret
için yaşayanların hırsını doyuran bu hükûmet anlayışı yerine, milletin
refah ve kalkınmasını sağlayabilecek, halkı ve köyleri, sağlığı
ve zihniyeti ile çağdaş bir halk durumuna getirebilecek bir hükûmet
anlayış ve uygulamasına ihtiyacımız var.Bunun için gerekli olan
paraya uzmanlığa ve kudrete sahip değiliz. Siyasî dış borçlar, siyasî
esareti artırıyor. Taraf tutma, cahillik ve çok konuşmaktan başka
olumlu bir sonuç veren yeni bir hayat yaratamıyoruz.
Bugünkü hükûmet, adamlarını takdir etmese bile, halkı ve halk hükûmeti
kurulmasını yararlı gören Filipin gibi vahşî bir memleketi, bugün
kendi kendini idareye muktedir çağdaş bir makine haline koyan Amerika,
bu konuda çok işimize geliyor. On beş yirmi yıl sıkıntı çektikten
sonra yeni bir Türkiye'yi, her ferdi öğrenimi ve zihniyetiyle gerçek
bağımsızlığı kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiye'yi, ancak
yeni dünyanın kabiliyeti yaratabilir.
3 - Yabancı devletlerin Türkiye üzerindeki rekabetlerini ve kuvvetlerini
memleketimizden uzaklaştırabilecek bir yardımcıya ihtiyacımız var.
Bunu ancak Avrupa dışında ve Avrupa'dan daha güçlü bir elde bulabiliriz.
4 - Bugünkü oldu bittileri ortadan kaldırmak ve davamızı sür'atle
dünyaya karşı savunabilmek için, gerekli güce sahip bir devletin
yardımını istemek lâzımdır. Yayılma siyaseti güden Avrupa'nın başvurduğu
binbir yol ve alçakça siyasetine karşı böyle bir vekil olarak Amerika'yı
kendimize kazanarak ortaya atabilirsek, Doğu Meselesi'ni de Türk
Meselesi'ni de gelecek için kendimiz çözümlemiş olacağız.
Bu sebeplerden dolayı, bir an önce istememiz gereken Amerikan mandası
da, elbette sakıncasız değildir. Haysiyetimizden epeyce fedakârlık
etmek mecburiyetinde bulunuyoruz. Yalnız, bazılarının düşündüğü
gibi, Amerika'nın resmî sıfatında dinî eğilim ve taraf tutma yoktur.
Hristiyanlara para verecek misyoner kadın Amerika'sı, Amerika'nın
yönetim mekanizmasında bir yer tutmaz. Amerika'nın yönetim mekanizması
dinsiz ve milliyetsizdir. O, türlü cins ve mezhepten insanları çok
uyumlu ve kaynaşmış olarak bir arada tutmanın yolunu biliyor.
Amerika, Doğu'da mandaterlik yapmak Avrupa'da başına dert açmak
niyetinde değildir. Fakat onların onur meselesi yaptıklan şey, yöntemleri
ve idealleri ile Avrupa'dan daha üstün bir milet olmak iddiasıdır.
Bir millet içtenlikle Amerikan milletine başvurursa, Avrupa'ya,
girdikleri memleket ve milletin yararına nasıl bir idare kurduklarını
göstermek isterler.
Amerikan resmî mahfillerinin önemli şahsiyetleri arasında epey
lehimize bir hava oluştu. İstanbul'a Ermeni dostu olarak gelen birçok
hatırı sayılı Amerikalı, Türk dostu ve Türk propagandacısı olarak
döndüler.
Bu akımı temsil eden resmî ve gayrî resmî Amerikan görüşünün altında
yatan gizli düşünce şudur : Türkiye'yi parçalamamak, eski sınırları
içinde bir bütün halinde olduğu gibi korumak şartıyla genel ve tek
bir mandaya bağlamak. Suriye, Amerikan Komisyonu orada iken, genel
bir kongre toplayarak Amerika'yı istemiştir. Suriye'nin bu isteği
Amerika'da çok iyi karşılanmıştır.
Amerika, bizim topraklarımız üzerinde Ermenistan kurmaya niyetli
görünmüyor. Eğer mandayı alırlarsa, bütün milletleri eşit şartlar
altında bir memleket evdâdı olarak kabul edip alacaklarını önemli
çevrelerden haber aldım.
Ne var ki, Avrupa, mutlaka bir Ermenistan meselesi ortaya çıkarmak
- özellikle İngiltere - Ermenilere tavizler vermek istiyor. Amerikan
kamuoyunda zulüm görmüş Ermeniler adına bir oyun oynamaya çalışıyor.
Avrupa korkusu bizim fikir adamlarını düşündürüyor. Reşat Hikmet
Bey gibi, Câmi Bey gibi,hattâ millî birliğe şekil veren diplomatlarımızın,
Ermeni meselesi için bir çözüm yolu tavsiyeleri var. Resmen size
yazılıyor.
Çok tehlikeli anlar geçiriyoruz. Anadolu'daki mücadeleyi dikkat
ve sevgiyle izleyen bir Amerika var. Hükûmet ve İngilizler, bunun
Hristiyanları öldürmek,İttihatçılar getirmek için yapılan bir hareket
olduğu düşüncesini Amerika'ya elbirliği ile benimsetmeye çalışıyorlar.
Her an bu Millî Mücadele'yi durdurmak için kuvvet gönderilmesi
tasarlanıyor; bunun için İngilizleri kandırmaya çalışıyorlar. Millî
Mücadele sür'atle ve olumlu isteklerle kendini ortaya koyarsa ve
Hristiyan düşmanlığı gibi bir rengi de olmazsa Amerika'da hemen
destek bulacağını yine çok önemli çevreler garanti ediyorlar.
Sivas Kongresi toplanıncaya kadar, Amerikan komisyonunu alıkoymaya
çalışıyoruz. Hattâ, kongreye Amerikalı bir gazeteci göndermeyi de
belki başarabileceğiz.
İşte bütün bunlar karşısında, dâvâmızda bize yardımcı olabilmesi
için, bu fırsat dakikalarını kaybetmeden, bölüşülme ve çözülme korkusu
karşısında, kendimizi Amerika'ya başvurmaya mecbur görüyoruz Vasıf
Bey kardeşimizle bu hususta birleştiğimiz noktaları kendisi de ayrıca
yazacaktır.
Türkiye'yi azim ve irade sahibi geniş görüşlü bir iki kişi belki
kurtarabilir. Macera ve boğuşma devri artık geçmiştir.Gelecek için
kalkınma ve birlik savaşı açmaya mecburuz. Sınırlarında bu kadar
çok evladı ölen zavallı memleketimizin düşünce ve medeniyet savaşında
kaç tane şehidi var.Biz Türkiye'nin hayırlı evlâtlarından, yarının
kurucuları olmalarını istiyoruz. Sizin, Rauf Bey kardeşimizle birlikte,
temelleri bile çöken zavallı memleketimiz için uzakları görerek
düşünüp çalışmanızı bekliyoruz.
Saygılarımı gönderir, başarınıza dua ederim. Millî dâvâda canıyla
başıyla çalışanlar arasında, sade bir Türk askerinin alçak gönüllülüğü
ile, sizinle birlikte olduğumu ifade ederim. 10.8.1919
Halide Edip
Afyonkarahisar 13.8.1969
15' inci Kolordu Komutanlığı'na
Mustafa Kemal Paşa'ya özel : İstanbul'daki çeşitli partilerin birleşerek
Amerika hey'etine verilmek üzere aldıkları kararlar aşağıda arz
olunur :
1- Ermenistan için Türkiye'nin doğu sınırları üzerinde Ermenilerin
işine yarayacak bir toprak parçası vermeye Doğu illerindeki Türklerin
ve orada iş başında bulunan büyüklerin, bu bölgenin gelecekteki
refahını ve serbestçe gelişmesini düşünerek razı olabilecekleri
görüşünde olduklarını, yalnız bu görüşlerini, oradaki Kürtlerle
işbirliği yapmış olmaları ve Kürtlerin de Ermenilere toprak verme
düşüncelerine kesinlikle karşı bulunmaları dolayısıyla açığa vurmak
istemediklerini ve hattâ açığa vursalar bile, oradaki Türk çoğunluğunun,
aşağıdaki şartların yerine getirileceği konusunda kendilerine güvence
verilmedikçe bu düşüncede Kürtlerden ayrılmayacaklarını zannettiklerini
tespit etmiştir. Şöyle ki Birincisi,Türk ve Kürt çoğunluğunun ve
aralarındaki diğer azınlıkların yaşadıkları toprakların bütünlüğü;
ikincisi, Türk bağımsızlığının tam olarak tanınması ve fiilen garanti
edilmesi; üçüncüsü, Türkiye'nin çağdaş medeniyete ulaşabilmesi için
serbestçe gelişmesine engel olan kayıtların kaldırılmasıyla Wilson
prensiplerinde vadedildiği üzere, bağımsızlıklarından ve haklarından
en güvenli bir şekilde yararlanmasına imkân verilmesi; dördüncüsü,
bu hususlarda ve Türklerin gelişmelerinin çabuklaştırılmasında Amerika'nın
bize yardımcı olacağını, Cemiyet-i Akvam 'a karşı üstlenmesi.
2 - Boşaltılacak topraklardan çıkarılacak olan Türk ve Kürtlerin
gönderildikleri yeni topraklarda derhal yerleştirilmeleri ve bu
topraklardan hemen yararlanmalarını sağlamak için Amerika'nın yardım
etmesi.
3 - O çevrede ve özellikle Erzincan ve Sivas arasında yoğun olarak
bulunan Ermeniler'in yine Ermenistan sınırları içine gönderilmelerinin
sağlanması.
4 - Ermenistan adına ve hesabına gerçekleşmesini muhtemel gördüğümüz
toprak verme durumu, bağımsız bir Ermenistan adına değil, ancak
büyük ve medenî bir devletin mandası altında gelişecek çağdaş bir
devlet adına olacaktır. Çünkü,bugünkü Ermenistan'a toprak bırakmak,
Türkiye'nin başına ikinci bir Makedonya derdi açmak demek olduğu
gibi, Kafkasya için de bir gaile çıkarmak demektir.
5 - Bütün bunlar tartışılabilir bir "teklif" niteliğindedir.
Ancak, bunların kesin bir şekil alabilmesi, memleketteki hey'etlerle
temas kurmaya bağlı ise oraya Amerikan hey'etinden birinin gönderilmesi
şarttır.
6 - Ve en son olarak konunun kanunî ve meşru bir şekle sokulması
için Osmanlı Millî Meclisi'ne götürülmesi tabiîdir.
12'nci Kolordu Komutanı
Salâhattin
Şifre Erzurum, 21.8.1919
Kişiye özel
12' nci Kolordu Komutanlığı'na
20' nci Kolordu Komutanlığı'na
(Yalnız 12'nci Kolordu). İlgi : 13.8.1919.
İstanbul'da çeşitli partilerin Amerikan Komisyonu'na verilmek üzere
aldıkları kararlar, burada Hey'et-i Temsiliye'mizce son derece üzüntü
ve esefle karşılandı. Çünkü, birinci maddede Ermenistan'a Doğu illerimizden
toprak verilmesi söz konusu olmaktadır. Oysa, ezici çoğunluğu Türk
ve Kürt olan bu illerden bir karış toprağın bile Ermeniler hesabına
yazılmasının, bugün için uygulamada mümkün olamayacağı şöyle dursun,
unsurlar arasındaki nefret ve öcalma duygusunun dehşet ve şiddeti,
Osmanlı Ermenilerinin dönmeleri halinde bile iller içinde yoğun
olarak yerleştirilmelerini tehlikeli göstermektedir. Bu bakımdan,
suçlu olmayan Osmanlı Ermenilerine gösterilecek en büyük kolaylık,
adaletli ve eşit şartlar altında vatanlarına dönmelerini kabulden
başka bir şey olamayacaktır. Üçüncü maddede, Erzurum ve Sivas arasında
yoğun bir Ermeni topluluğu bulunduğu hayali,bilgisizlik ve vukufsuzluktan
başka birşey değildir : Harpten önce bile, buralarda oturanların
büyük çokluğu Türk, birazı Zaza denilen Kürtlerden ve pek azı da
Ermenilerden ibaretti. Bugün artık varlığından söz edilecek sayıda
Ermeni yoktur. O halde, bu gibi dernekler yetkilerini bilmeli ve
bir iş yapmak isterlerse, hiç olmazsa Harbiye ve Hariciye Nezaretleri'nin
barış hazırlıkları dolayısıyla yaptıkları resmî istatistik ve grafiklere
olsun başvurmak zahmetinden kaçınmamalıdırlar. Bu telgrafın aynen
İstanbul'a gönderilmesini rica ederiz.
Mustafa Kemal
Güvenlikle ilgili Ankara,14.8.1919
3' üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na
1- Mustafa Kemal Paşa'ya (özel) : İstanbul'a gönderilmek üzere yazmış
olduğunuz son cevaplarınız, yerine ulaştırılmış ve buna cevap olarak
basılı bir raporla, Ahmet Rıza Bey, Ahmet İzzet, Cevat, Çürüksulu
Mahmut Paşalar, Reşat Hikmet, Câmi, Reşit Sadi Beyler, Esat Paşalar
gibi pek çok şahsiyetin düşüncelerine uygun olan Kara Vasıf'ın yani
Cengiz'in ve Halide Edip Hanım'ın görüşlerinin yer aldığı uzun mektuplar
geldi. Bunlar sıra ile özetlenerek arz edileceği gibi, asılları
da Sivas'a gönderilecektir. Bunların hepsinde bir yardıma ihtiyaç
duyulduğu ve bu yardımın Amerika tarafından yapılmasının en az zararlı
yol olarak kabul ve uygun bulunduğu şeklinde bir gerekçe ileri sürülmektedir.
Basılı rapor, Câmi, Rauf, Ahmet, Reşit Hikmet, Reşit Sadi Bey'ler
ile Halide Hanım, Kara Vasıf, Esat Paşa, bütün parti ve derneklerin
düşünceleri yoklandıktan sonra büyük çoğunluğun görüşüne göre düzenlenmiştir.
Vakit varmış. Kongrede bir an önce iş görmek,Amerikalılar gitmeden
tebligat yapılmak gerekirmiş. Amerikalıları oyalayarak hareketleri
geciktirilmeye çalışılıyormuş. Kongre hemen kesin bir karar verebilir
mi? sorusuyla Amerikalılar bu düşünceyi benimsediklerini hissettiriyorlarmış.
Kongrenin toplanmasını çabuklaştırmanız rica olunur.
20' nci Kolordu Komutanı
Ali Fuat
Bu telgrafta sözü edilen uzun mektuplar günlerce telleri işgal
eden şifrelerle verildi. Birbirine ekli olan o şifrelerden biri
de şuydu :
Güvenlikle ilgili
Kişiye özel Ankara,17.8.1919
3'üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Kâzım Beyefendi'ye
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne(özel):16.7.1919tarih ve 880 sayılı
şifrenin dokuzuncu maddesinin ekidir :
Kara Vasıf'ın 10 numaralı madde hakkında ek olarak verdiği bilgi
:
1- Bir yardım şeklinde Amerika'ya taraftar olursak ve bunu Doğu
İlleri Kongresi, Millî Kongre, bir istek gibi telgrafla hükûmetimize
bildirirse, Wilson'un Amerikan Kongresi'ne karşı güzel bir dayanak
noktası olacaktır. İstanbul'da pek çok aydın bu görüşten yanadır
ve böyle bir şey hazırlıyorlar. Eğer Anadolu da yaparsa yararlı
olur diyorlar. Böyle olursa, Amerika'nın mandasından yararlanarak
öteki alçak düşmanları memleketimizden çıkarmak ve sonra yalnızca
Amerikalılarla karşılaşmak mümkün olur ve uğraşmak da kolay olur.
Bir de Amerikalılar bizi şiddetle suçluyorlar. Yani hükûmeti aşağılayıp
milletimizi de horluyorlar. Temsilcilerine İstanbul'dan çıkışını,
Paris'e gidişini, muhtıraları.... sonra diyorlar ki, Avrupa'nın
yapmaya cesaret edemediğini siz kabul ediyorsunuz. Söz gelişi,Avrupa
büyük bir Ermenistan kurulmasını düşünmüyor. Sizin sadrazam, Toros'tan
sınır veriyor, Ermenistan istiyor. Oysa, şimdiye kadar Amerikan
komisyonlarından hiçbirisi bile, buna olabilir demedi. Bütün raporlara
göre, Anadolu'da, Türkiye'de bir Ermenistan kurmak şöyle dursun,
muhtar ve bölgesel idareler bile oluşturmak mümkün değildir. Nüfusları
yok, toprakları yok. Bu yönetim müthiş bir askerî kuvvete dayandırılmazsa
olmaz. Ermenilerde bu kuvvet olamaz, Amerika bu lûtfu yapamaz. Öteki
devletler de buna tahammül edemez. Meğer ki, oraları zaptetsinler
ve barış yapsınlar, Bu da mümkün değil, Rekabet bunu engeller.İşte
İstanbul'un haberleri. Orada iyice düşünülsün : Epeyce zaman vardır.
Amerikan Kongresi hemen hemen Wilson'u dinlemek üzeredir.
2 - İstanbul'da büyük çapta temaslar var. Onun için Mustafa Kemal
Paşa genel bir emir verir mi? Yoksa İstanbul'un karar ve çalışmalarını
benimser mi? Bu çalışmaların amacı, milletin birliği, vatanın bütünlüğü,
istiklâl ve hâkimiyetin elde edilmesi! Eğer Mustafa Kemal Paşa buraya
genel bir emir vermezse ve kendisi hemen oradan Amerikalılar, İngilizler
ve diğer yabancılarla temasa geçmezse, tabiî burada faaliyet devam
edecektir. Belki; ters bir sonuç ortaya çıkabilir. Buna dikkati
çekerim. Bu rolü, siyaseti çok daha iyi yürüten bir Mustafa Kemal
Paşa'nın mücadelesine ve kuvvetine dayanmak ise , onun sözleri,
demeçleri, tavır ve hareketleriyle tutum ve söz olarak yalanlanmış.
3-Çolak Hüseyin Salâhattin iki yüzlü davranışını sürdürüyor. Sadık
Bey'in en gözde bendelerinden olan bu şahsın bir mevki sahibi olmaması
için ne yapılacağı düşünülüyor.
20' nci Kolordu Komutanı
Ali Fuat
Kara Vasıf Bey'e bildirilmek üzere verilen cevap şuydu :
Şifre Erzurum, 19.8.1918
Kişiye özel ve ivedi
20' nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Hazretleri'ne
İlgi :17.8.1919
1- Sözü edilen Amerikan mandasının nasıl bir yardım sağlayacağının
dikkatli bir incelemeden geçirilmesi ve millî gayemiz açısından
bir yararı olup olmayacağının da hesaplanması pek önemlidir. İstanbul'da
çalışan grubun gayesi milletin birliği, vatanın bütünlüğü, istiklâl
ve hâkimiyetin elde edilmesi noktasında toplanmış gösterildiğine
göre, Amerikan mandasını kabul durumunda bu gaye korunmuş olabilir
mi?
2 - Millî isteklere bağlı kalmayan ve onlara uygun düşmeyen kararlar,
hiçbir zaman milletçe kabul edilemeyeceğinden, milletimizin ve vatanımızın
alınyazısını tayinde, millî vicdana tercüman olmaktan ibaret bulunan
görevimizi tam olarak yerine getirebilmek için, millî isteğin odaklaşarak
tek bir hedefe yönelmesini beklemeden hiç bir meselede yetkili görünmemiz
doğru değildir. Bundan dolayıdır ki,tarafımızdan yabancılarla olan
temas ve ilişkilerin, kongrenin kararlarına uyularak millet adına
yapılmasını tercih etmekteyiz. Tanrı'ya şükür, yurdumuzdaki millî
akımın pek çok gelişmekte, kökleşmekte ve güçlenmekte oluşu, bizleri
sürekli olarak bu noktaya doğru çekiyor ve davet ediyor.
3 - Şurası da gözönünde tutulmalıdır ki, memleket ve milletin alınyazısı
üzerinde Amerika veya herhangi bir devletle anlaşmaya yetkili olabilecek
bir hükûmet, ancak millî hâkimiyet ilkesini kabul ve milli bir meclis'in
varlığını benimseyerek ona dayanmayı gerekli sayan bir hükûmettir.
Bu takdirde, İstanbul Hükümeti'ni oluşturacak şahısların da mutlaka
bu vasıfları taşıması gerekir.
Burada bizce olduğu gibi oradaki çalışmalarınız da bu amacın sağlanmasına
yönelmelidir.
4 - Yakında kongre kararlarını öğreneceksiniz. Gözlerinizden öperiz.
Mustafa Kemal
Bi küçük bilgi daha vereyim. Sivas'a gelmiş olan gazeteci Mister
Brown(Brovn) ile bizzat görüşmeyi uygun gördüm. Karşısındakini kolaylıkla
anlayan çok zeki bir genç.
Bundan sonra, 8 Eylül toplantısında sözünü ettiğim muhtıra ele alındı.
Bu muhtırada başlıca Amerikan mandası üzerinde duruluyordu.
O günlerde, İstanbul'dan gelen bazı kimseler Amerikalı Mistez Brown
(Bravn) adında bir gazeteciyi de Sivas'a getirmişlerdi.
Bu konu üzerinde kongrede geçen görüşmelere yer vermeden önce,yüksek
hey'etinizi yeterince aydınlatabilmek için, bazı, ön bilgiler arz
edeyim. Bu bilgiler, Erzurum'dan beri başlayan bazı haberleşmelerden
daha iyi anlaşılacağı için, onları olduğu gibi sunacağım :
Güvenlikle ilgili ve çok ivedi Amasya, 25/26.7.1919
Erzurum'da 3' üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkaılığı'na
1-Mustafa Kemal Paşa'ya özel : Bu gün 25 Temmuz 1919 akşamı Bekir
Sami Beyefendi Amasya'ya geldiler. Kendileri ile uzunca bir süre
görüşmek şerefine eriştim. Mustafa Kemal Paşa'ya ve Rauf Beyefendi'ye
saygılarını sunarlar. Kendisi aşağıdaki düşüncelerini arz etmekliğimi
rica etmiştir.
2 - Bağımsızlık, elbette istenir ve tercih edilir. Ancak, tam bağımsızlık
istediğimiz takdirde, vatanın birçok parçalara ayrılacağı kesin
ve şüphesizdir. Şu halde, iki üç ili içine almaktan ibaret olacak
bağımsızlığa, vatanımızın bütünlüğünü garanti altına alacak yabancı
bir devletin himayesi (mandaterlik) elbette tercih edilir. Osmanlı
ülkesinin tamamını içine alan meşruluğumuz ve dışarıdaki temsil
hakkımız eskiden olduğu gibi devam etmek şartıyla, belirli süre
için Amerika mandasını istemeyi milletimiz için en yararlı bir çözüm
şekli olarak kabul ediyorum. Bu konuda Amerika temsilcisiyle görüştüm.
Birkaç kişinin değil,bütün bir milletin sesini Amerika'ya duyurmak
gerektiğini söyledi ve aşağıdaki şartlar çerçevesinde Wilson'a,
Senato'ya ve Amerikan Kongresi'ne başvurulmasını teklif etti :
a) Adil bir hükumetin kurulması,
b) Öğretim ve eğitimin yayılması ve genelleştirilmesi,
c) Din ve mezhep hürriyetinin sağlanması,
d) Gizli anlaşmaların kaldırılması
e) Bütün Osmanlı ülkesini sınırları içine alacak şekilde, Amerikan
Hükûmeti'nin bizi kumandası altına almayı kabul etmesi.
3 - Bundan başka kongremizin seçeceği bir hey'eti, Amerika'ya bir
zırhlı ile göndermeyi de temsilci üzerine almıştır.
4 - Bekir Sami Bey, daha bir iki gün buralarda kalacağından, her
türlü emir ve talimatın benim aracılığımla gönderilmesini, özellikle
Sivas Kongresi'nin ne zaman toplanacağının ve kendilerinin o güne
kadar nerede beklemesinin uygun olacağının bildirilmesini istirham
eylemekte olduğu.
5' inci Kafkas Tümeni Komutan Vekili Arif
Şifre İvedi ve kişiye özel Erzurum
Amasya'da 5' inci Tümen Komutanlığına
1- Şimdi Amasya'da bulunan eski Vali Bekir Sami Beyefendi'ye özel
: Zâtıâlîlerinin telgrafından çok yararlandık, Toplanmış bulunan
Vilâyat-ı Şarkiye Kongresi hemen her tarafta kendi memleketleri
halkınca etkili,hatırı sayılır ve söz sahibi olarak tanınmış kimselerden
kurulmuş yetkili bir hey'et durumundadır. Bu kongrede, şimdiye kadar
yapılan görüşmelerde, devlet ve milletin istiklâlinin bölünmezliği
ısrarla savunulmaktadır. Bu bakımdan, bizce de daha şartları ve
niteliği belirsiz olan bir Amerika mandaterliğinden kongrede doğrudan
doğruya söz edilmesi pek sakıncalı olacağından, zâtıâlîlerinin İstanbul'da
temasta bulunduğu kimselerle yaptığı görüşmelere dayanarak aşağıdaki
noktaların açıklanmasını ve bizleri hemen aydınlatmanızı özellikle
rica ederiz. Bundan önce de doğrudan doğruya İstanbul'dan gelen
bu konudaki bilgiler şüpheli görüldüğünden, aynı esaslar çerçevesinde
açıklama istendiği gibi, 21 Temmuz 1919 tarihinde Sivas'ta Refet
Bey vasıtasıyla İstanbul'dan alınan bilgilerde de yine şüpheli noktalar
bulunduğundan, oradan da şartlar hakkında kestirmeden açıklama istenmiştir.
a) Tam bağımsızlık istendiği takdirde, vatanın birçok parçalara
ayrılacağı kesin ve şüphesizdir, buyuruluyor. Bu görüşün kaynağı
nedir?
b) Vatanın bütünlüğünden maksat, memleketin bütünlüğü mü, yoksa
hakimiyet hakları mıdır?
c) Osmanlı ülkesinin tamamını içine alan meşruluğumuz ve dışarıdaki
temsil edilme hakkımız eskiden olduğu gibi devam etmek şartiyle
mandaterlik istemeyi en yararlı bir çözüm olarak kabul buyuruyorsunuz,
Ancak, temsilcinin ileri sürdüğünü bildirdiğiniz maddeler ile bu
şekil biribiri ile çelişmiş görünüyor.Çünkü, meşruluğumuz eskiden
olduğu gibi devam ettiği takdirde, hükûmet, yasama gücünün güvenine
sahip ve denetimine tâbî bir hey'etten ibaret olur ki, artık bu
hey'etin kuruluşunda Amerika'nın müdahalesi ve etkisi olamaz. Bu
durumda ya meşruluk devam edecektir ve Amerika'dan âdil bir hükümetin
kurulmasını istemeye gerek yoktur. Yahut da, istendiğine göre, meşruluğun
devamı sözden ibaret kalır.
d) Öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat
nedir? İlk anda hatırımıza gelen, memleketin her tarafında Amerikan
okullarının açılmasıdır. Çünkü daha şimdiden yalnız Sivas'ta yirmi
beş kadar okul açmışlardır ki, yalnız bir tanesinde bin beş yüz
kadar Ermeni öğrenci vardır. Bu durum karşısında Osmanlı ve İslâm
ve öğretim ve eğitiminin yayılması ve genelleştirilmesi ile bu teşebbüs
nasıl bağdaştırılacaktır.
e) Din ve mezhep hürriyetinin sağlanması maddesi de önemlidir.
Patrikhanelerin imtiyazları devam ederken bunun farklı yanı ve anlamı
nedir?
f) Temsilcinin beşinci madde olarak sözünü ettiği bütün Osmanlı
ülkesinin sınırları ne demektir? Yani savaştan önceki sınırlarımız
mıdır? Eğer bu deyim içinde Suriye ve Irak da varsa, Anadolu halkı
Arabistan adına mandaterlik isteğine hak ve yetkisi olabilir mi?
g) Bugünkü hükûmetin politikası nedir? Tevfik Paşa neden Londra'ya
gitti? Amerikalılar gibi İngilizlerin de ayrıca bir mandaterlik
politikası güttükleri anlaşılıyor. Aralarındaki fark nedir? Hükümet
Amerikan mandası için ne düşünüyor? Yani buna eğilimli mi, yoksa
isteksiz mi? Amerikalılar neden Ermenistan mandaterliğini bıraktılar?
Amerikalılar mandayı almaya ne dereceye kadar yatkın ve isteklidirler?
2 - Sivas Kongresi'nin toplanması, Erzurum Kongresi'nin sonucuna
bağlıdır. Bununla ayrıca uğraşılmaktadır.. Yüksek şahsiyetlerinin
bunu beklemek üzere ya Tokat'ta yahut Amasya'da bulunmaları uygundur.
Saygılarımızı sunarız.
Mustafa Kemal
Güvenlikle ilgili Amasya, 30.7.1919
İvedi
3' üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na
1-Mustafa Kemal Paşa'ya özel; Bekir Sami Bey'den alınan cevap aşağıda
arz olunur :
a) Tam bağımsızlık istendiği takdirde, vatanın birçok bölgeye ayrılacağı
ve birkaç mandaya tabi tutulacağımız Dörtler Komisyonu'nca kararlaştırılmıştır.Bu
bakımdan ve buna engel olmak için, Amerikan temsilcisi, bir manda
istemenin en uygun olacağını söylemiştir.
b) Yalnız hakimiyet hakları söz konusudur; yurt bütünlüğümüzün
korunması temel ilkedir.
c) Amerika'dan herhangi şekilde bir hükumet istemeyeceğiz. Amerika'ya
adil bir hükumet kuracağımız konusunda güvence vereceğiz. Anayasamızın
hükümleri yürürlükte kalmak, Hanedan'ın her türlü hüküm sürme haklarına
dokunulmamak ve korunmak, eskiden olduğu gibi dışarıda temsilcilerimiz
bulunmak şartıyla,Amerikan Hükûmeti'nin mutluluğumuza ve gelişmemize
yardımcı olmasını isteyeceğiz. İsteyeceğimiz manda şekli budur.
d) Öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat
Amerikan okullarının köylerimize kadar girmesine izin vermek değil,
millî ve islâmî öğretim ve eğitimi yaymaya ve genelleştirmeye çalışacağımız
konusunda kendilerine söz vermekle birlikte yardımlarını istemektir.
Mandaterliği Amerikan misyonerlerine değil Amerikan Hükümeti'ne
vermek istiyoruz.
e) Din ve mezhep hürriyeti esasen dinî ve islâmî ilkelerimizin
gereğidir;Amerikan kamuoyu bu gerçeği bilmediği için, kendilerine
bu konuda güvence vermek istiyoruz. Temsilcinin sözünü ettiği sınırlar
savaştan önceki sınırlarımızdır.Suriye ve diğer memleketler üzerinde
bizim mandaterlik isteğine yetkimiz olup olmaması kongrece çözülecek
bir sorundur. Esasen Suriye ve Irak'ta Amerikan hey'etleri halk
oyuna başvurdular. Suriye ve Filistin'de bağımsız bir Arap hükûmeti
kurulmasını istemekle birlikte, Amerikan mandasını ötekilerden daha
üstün tuttuklarını gösterdiler.
f) Bugünkü hükûmet daha yeni kurulduğundan politikası belli değildir.
Ancak, daha önceki hükûmetlerin siyasetleri güçsüzlük ve İtilâf
kuvvetlerinin her emrine boyun eğmekti. Tevfik Paşa, Londra'ya gitmeyerek
Ferit Paşa ile geri dönmüştür.Amerika, Ermenistan hükûmeti belli
olmadan yalnız oralarda dolaşan heyetlerinin verdiği raporlara göre,
büyük bir Ermenistan'ın kurulmasına maddî olarak imkân bulunmadığı
görüşündedir. Manda konusundaki aynntılı bir rapor posta ile gönderilmek
üzeredir.
g) Şimdilik tarafınızdan yapılacak tebligatı beklemek üzere Tokat'ta
bulunacağım. Amasya ve Tokat ile ilçelerde gerekli tebliğlerde bulunmakta
ve bunların iyi sonuçlar vereceğini ümit etmekteyim. Hepinize saygılarımı
sunarım, efendim.
5' inci Tümen Komutanı
Arif
şifre Erzurum, 1.8.1919
Kişiye özel
Amasya'da 5' inci Tümen Komutanlığı'na
Bu telgrafın hemen Bekir Sami Beyefendi'ye ıılaştırılması ve cevabının
acele olarak alınması rica olunur.
Bekir Sami Beyefendi'ye Özel:
İlgi : 3.7.1919.
Amerikan mandası hakkındaki son açıklamalarınızı öğrendik. Bu şartlara
göre aslında korkulacak bir şey olmamak lâzım. Bununla birlikte
daha bir nokta hakkındaki yüksek görüşlerinizi de almak istiyoruz.
Lehimizde bu kadar elverişli şartlar ileri sürülmesine yatkın bulunacak
olan Amerikan Hükumeti, böyle bir mandaterliği kabul etmesine yani
buna katlanmasına karşılık,Amerika adına ne gibi yarar ve çıkarlar
sağlamış olacaktır? Bununla kendi hesaplarına elde edecekleri sonuç
nedir? Bu konudaki yüksek düşünce ve bilgilerinizle de bizi aydınlatmanızı
acele bekleriz, efendim.
Mustafa Kemal
Amasya, 3.8.l919
3' cü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na
Bekir Sami Bey'den alınan cevap aşağıda arz olunur :
Mustafa Kemal Paşa'ya Özel : Amerikalılarla şimdiye kadar yapılan
görüşmeler tabiatıyla hep özel bir şekilde olmuş ve sırf bir varsayımdan
ibaret kalmış olduğu için, mandaterliklerin her iki tarafa yükleyeceği
şartlar üzerinde durulmamıştır. Mümkünse, hazırlıklara başlanarak
Sivas Kongresi'nin bir an önce açılması gereğini özet olarak arz
ederim.
Kurmay Yarbay Arif
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
Saygıdeğer Efendim,
Memleketin siyasî durumu en son kertesine geldi. Kendimize bir
yön çizebilmek için, Türk milletinin zarını atıp olumlu bir durum
alma zamanı ise geçmek üzere bulunuyor.
Dış durum İstanbul'da şöyle görünüyor :
Fransa,İtalya, İngiltere, Türkiye'nin mandaterlik meselesini Amerikan
Senatosu'na resmen teklif etmiş olmakla birlikte, Senato'nun bu
teklifi kabul etmemesi için bütün güçlerini kullanıyorlar. Taksimden
pay kaçırmak elbette işlerine gelmiyor.
Suriye'de aradığını bulamayan Fransa, zararını Türkiye'den kapatmak
istiyor. İtalya namuslu bir emperyalist olduğundan, savaşa ancak
Anadolu'nun bölüşülmesinde pay almak için girdiğini açıktan açığa
söylüyor. İngiltere'nin oyunu biraz daha incedir.
İngiltere, Türk'ün birliğini, çağdaşlaşmasını, gerçek bir bağımsızlık
kazanmasını, gelecekte bile istemiyor. Yeni imkân ve görüşlerle
;tamamen çağdaş ve kuvvetli bir Müslüman - Türk hükûmeti başında
hilâfet de olursa, İngiltere'nin elindeki müslüman esirleri için
kötü bir örnek olur. İngiltere Türkiye'yi bütünü ile ele geçirebilse,
kafasını kolunu koparır, birkaç yılda sadık bir sömürge durumuna
sokar. Buna, memleketimizde en başta ve özellikle dinî sınıflar
çoktan taraftardırlar. Fakat bunu Fransa ile dövüşmeden yapabilmek
mümkün olamayacağından taraftar olamaz. Fakat, Türkiye'yi bütün
olarak korumak gereği duyulursa, yani bölüşmenin büyük askerî fedakârlıklarla
yapılabileceğini anlarsa Lâtinleri sokmamak için Amerikan görüşünü
tutar ve destekler.Nitekim İngiliz siyasetçileri arasında zaten
bu görüşe eğilimli olanlar vardır. Morisson (Morison) gibi ünlü
kimseler Amerika'nın Türkiye'de manda kurmasmı istiyorlar.
Başka bir çözüm yolu da, Türkiye'yi Trakya'dan, İzmir'den, Adana'dan,
belki de Trabzon'dan ve hele İstanbul'dan yoksun bıraktıktan sonra,
eski Kapitülasyonları ve boğulmaya mahkûm iç sınırlarıyla başbaşa
bırakmak.
Biz İstanbulda, kendimiz için, bütün eski ve yeni Türkiye sınırlarını
içine almak üzere geçici bir Amerikan mandasını Kehven-i şerolarak
görüyoruz. Dayandığımız noktalar şunlardır :
1- Aramızda, hangi şartlar altında olursa olsun, Hristiyan azınlıklar
kalacaktır. Bunlar hem Osmanlı vatandaşı olma haklarından yararlanacaklar
hem de dışarıda bir Avrupa devletine dayanarak karışıklık çıkaracaklar,
sürekli olarak müdahaleye yol açacaklar ve zaten göstermelikten
ibaret olan bağımsızlığımızdan azınlıklar adına her yıl bir parça
daha kaybedeceğiz.
Güçlü bir hükûmet ve çağdaş bir idare kurulabilmesi için, patrikhanenin
siyasî imtiyazla, azınlıkların kuvvetli devletler vasıtasıyla yaptıkları
sürekli tehditler ortadan kalkmalıdır. Küçük ve zayıf bir Türkiye
bunu başaramayacaktır.
2 - Biribirini yok eden, çıkar sağlama, hırsızlık, macera ve şöhret
için yaşayanların hırsını doyuran bu hükûmet anlayışı yerine, milletin
refah ve kalkınmasını sağlayabilecek, halkı ve köyleri, sağlığı
ve zihniyeti ile çağdaş bir halk durumuna getirebilecek bir hükûmet
anlayış ve uygulamasına ihtiyacımız var.Bunun için gerekli olan
paraya uzmanlığa ve kudrete sahip değiliz. Siyasî dış borçlar, siyasî
esareti artırıyor. Taraf tutma, cahillik ve çok konuşmaktan başka
olumlu bir sonuç veren yeni bir hayat yaratamıyoruz.
Bugünkü hükûmet, adamlarını takdir etmese bile, halkı ve halk hükûmeti
kurulmasını yararlı gören Filipin gibi vahşî bir memleketi, bugün
kendi kendini idareye muktedir çağdaş bir makine haline koyan Amerika,
bu konuda çok işimize geliyor. On beş yirmi yıl sıkıntı çektikten
sonra yeni bir Türkiye'yi, her ferdi öğrenimi ve zihniyetiyle gerçek
bağımsızlığı kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiye'yi, ancak
yeni dünyanın kabiliyeti yaratabilir.
3 - Yabancı devletlerin Türkiye üzerindeki rekabetlerini ve kuvvetlerini
memleketimizden uzaklaştırabilecek bir yardımcıya ihtiyacımız var.
Bunu ancak Avrupa dışında ve Avrupa'dan daha güçlü bir elde bulabiliriz.
4 - Bugünkü oldu bittileri ortadan kaldırmak ve davamızı sür'atle
dünyaya karşı savunabilmek için, gerekli güce sahip bir devletin
yardımını istemek lâzımdır. Yayılma siyaseti güden Avrupa'nın başvurduğu
binbir yol ve alçakça siyasetine karşı böyle bir vekil olarak Amerika'yı
kendimize kazanarak ortaya atabilirsek, Doğu Meselesi'ni de Türk
Meselesi'ni de gelecek için kendimiz çözümlemiş olacağız.
Bu sebeplerden dolayı, bir an önce istememiz gereken Amerikan mandası
da, elbette sakıncasız değildir. Haysiyetimizden epeyce fedakârlık
etmek mecburiyetinde bulunuyoruz. Yalnız, bazılarının düşündüğü
gibi, Amerika'nın resmî sıfatında dinî eğilim ve taraf tutma yoktur.
Hristiyanlara para verecek misyoner kadın Amerika'sı, Amerika'nın
yönetim mekanizmasında bir yer tutmaz. Amerika'nın yönetim mekanizması
dinsiz ve milliyetsizdir. O, türlü cins ve mezhepten insanları çok
uyumlu ve kaynaşmış olarak bir arada tutmanın yolunu biliyor.
Amerika, Doğu'da mandaterlik yapmak Avrupa'da başına dert açmak
niyetinde değildir. Fakat onların onur meselesi yaptıklan şey, yöntemleri
ve idealleri ile Avrupa'dan daha üstün bir milet olmak iddiasıdır.
Bir millet içtenlikle Amerikan milletine başvurursa, Avrupa'ya,
girdikleri memleket ve milletin yararına nasıl bir idare kurduklarını
göstermek isterler.
Amerikan resmî mahfillerinin önemli şahsiyetleri arasında epey
lehimize bir hava oluştu. İstanbul'a Ermeni dostu olarak gelen birçok
hatırı sayılı Amerikalı, Türk dostu ve Türk propagandacısı olarak
döndüler.
Bu akımı temsil eden resmî ve gayrî resmî Amerikan görüşünün altında
yatan gizli düşünce şudur : Türkiye'yi parçalamamak, eski sınırları
içinde bir bütün halinde olduğu gibi korumak şartıyla genel ve tek
bir mandaya bağlamak. Suriye, Amerikan Komisyonu orada iken, genel
bir kongre toplayarak Amerika'yı istemiştir. Suriye'nin bu isteği
Amerika'da çok iyi karşılanmıştır.
Amerika, bizim topraklarımız üzerinde Ermenistan kurmaya niyetli
görünmüyor. Eğer mandayı alırlarsa, bütün milletleri eşit şartlar
altında bir memleket evdâdı olarak kabul edip alacaklarını önemli
çevrelerden haber aldım.
Ne var ki, Avrupa, mutlaka bir Ermenistan meselesi ortaya çıkarmak
- özellikle İngiltere - Ermenilere tavizler vermek istiyor. Amerikan
kamuoyunda zulüm görmüş Ermeniler adına bir oyun oynamaya çalışıyor.
Avrupa korkusu bizim fikir adamlarını düşündürüyor. Reşat Hikmet
Bey gibi, Câmi Bey gibi,hattâ millî birliğe şekil veren diplomatlarımızın,
Ermeni meselesi için bir çözüm yolu tavsiyeleri var. Resmen size
yazılıyor.
Çok tehlikeli anlar geçiriyoruz. Anadolu'daki mücadeleyi dikkat
ve sevgiyle izleyen bir Amerika var. Hükûmet ve İngilizler, bunun
Hristiyanları öldürmek,İttihatçılar getirmek için yapılan bir hareket
olduğu düşüncesini Amerika'ya elbirliği ile benimsetmeye çalışıyorlar.
Her an bu Millî Mücadele'yi durdurmak için kuvvet gönderilmesi
tasarlanıyor; bunun için İngilizleri kandırmaya çalışıyorlar. Millî
Mücadele sür'atle ve olumlu isteklerle kendini ortaya koyarsa ve
Hristiyan düşmanlığı gibi bir rengi de olmazsa Amerika'da hemen
destek bulacağını yine çok önemli çevreler garanti ediyorlar.
Sivas Kongresi toplanıncaya kadar, Amerikan komisyonunu alıkoymaya
çalışıyoruz. Hattâ, kongreye Amerikalı bir gazeteci göndermeyi de
belki başarabileceğiz.
İşte bütün bunlar karşısında, dâvâmızda bize yardımcı olabilmesi
için, bu fırsat dakikalarını kaybetmeden, bölüşülme ve çözülme korkusu
karşısında, kendimizi Amerika'ya başvurmaya mecbur görüyoruz Vasıf
Bey kardeşimizle bu hususta birleştiğimiz noktaları kendisi de ayrıca
yazacaktır.
Türkiye'yi azim ve irade sahibi geniş görüşlü bir iki kişi belki
kurtarabilir. Macera ve boğuşma devri artık geçmiştir.Gelecek için
kalkınma ve birlik savaşı açmaya mecburuz. Sınırlarında bu kadar
çok evladı ölen zavallı memleketimizin düşünce ve medeniyet savaşında
kaç tane şehidi var.Biz Türkiye'nin hayırlı evlâtlarından, yarının
kurucuları olmalarını istiyoruz. Sizin, Rauf Bey kardeşimizle birlikte,
temelleri bile çöken zavallı memleketimiz için uzakları görerek
düşünüp çalışmanızı bekliyoruz.
Saygılarımı gönderir, başarınıza dua ederim. Millî dâvâda canıyla
başıyla çalışanlar arasında, sade bir Türk askerinin alçak gönüllülüğü
ile, sizinle birlikte olduğumu ifade ederim. 10.8.1919
Halide Edip
Afyonkarahisar 13.8.1969
15' inci Kolordu Komutanlığı'na
Mustafa Kemal Paşa'ya özel : İstanbul'daki çeşitli partilerin birleşerek
Amerika hey'etine verilmek üzere aldıkları kararlar aşağıda arz
olunur :
1- Ermenistan için Türkiye'nin doğu sınırları üzerinde Ermenilerin
işine yarayacak bir toprak parçası vermeye Doğu illerindeki Türklerin
ve orada iş başında bulunan büyüklerin, bu bölgenin gelecekteki
refahını ve serbestçe gelişmesini düşünerek razı olabilecekleri
görüşünde olduklarını, yalnız bu görüşlerini, oradaki Kürtlerle
işbirliği yapmış olmaları ve Kürtlerin de Ermenilere toprak verme
düşüncelerine kesinlikle karşı bulunmaları dolayısıyla açığa vurmak
istemediklerini ve hattâ açığa vursalar bile, oradaki Türk çoğunluğunun,
aşağıdaki şartların yerine getirileceği konusunda kendilerine güvence
verilmedikçe bu düşüncede Kürtlerden ayrılmayacaklarını zannettiklerini
tespit etmiştir. Şöyle ki Birincisi,Türk ve Kürt çoğunluğunun ve
aralarındaki diğer azınlıkların yaşadıkları toprakların bütünlüğü;
ikincisi, Türk bağımsızlığının tam olarak tanınması ve fiilen garanti
edilmesi; üçüncüsü, Türkiye'nin çağdaş medeniyete ulaşabilmesi için
serbestçe gelişmesine engel olan kayıtların kaldırılmasıyla Wilson
prensiplerinde vadedildiği üzere, bağımsızlıklarından ve haklarından
en güvenli bir şekilde yararlanmasına imkân verilmesi; dördüncüsü,
bu hususlarda ve Türklerin gelişmelerinin çabuklaştırılmasında Amerika'nın
bize yardımcı olacağını, Cemiyet-i Akvam 'a karşı üstlenmesi.
2 - Boşaltılacak topraklardan çıkarılacak olan Türk ve Kürtlerin
gönderildikleri yeni topraklarda derhal yerleştirilmeleri ve bu
topraklardan hemen yararlanmalarını sağlamak için Amerika'nın yardım
etmesi.
3 - O çevrede ve özellikle Erzincan ve Sivas arasında yoğun olarak
bulunan Ermeniler'in yine Ermenistan sınırları içine gönderilmelerinin
sağlanması.
4 - Ermenistan adına ve hesabına gerçekleşmesini muhtemel gördüğümüz
toprak verme durumu, bağımsız bir Ermenistan adına değil, ancak
büyük ve medenî bir devletin mandası altında gelişecek çağdaş bir
devlet adına olacaktır. Çünkü,bugünkü Ermenistan'a toprak bırakmak,
Türkiye'nin başına ikinci bir Makedonya derdi açmak demek olduğu
gibi, Kafkasya için de bir gaile çıkarmak demektir.
5 - Bütün bunlar tartışılabilir bir "teklif" niteliğindedir.
Ancak, bunların kesin bir şekil alabilmesi, memleketteki hey'etlerle
temas kurmaya bağlı ise oraya Amerikan hey'etinden birinin gönderilmesi
şarttır.
6 - Ve en son olarak konunun kanunî ve meşru bir şekle sokulması
için Osmanlı Millî Meclisi'ne götürülmesi tabiîdir.
12'nci Kolordu Komutanı
Salâhattin
Şifre Erzurum, 21.8.1919
Kişiye özel
12' nci Kolordu Komutanlığı'na
20' nci Kolordu Komutanlığı'na
(Yalnız 12'nci Kolordu). İlgi : 13.8.1919.
İstanbul'da çeşitli partilerin Amerikan Komisyonu'na verilmek üzere
aldıkları kararlar, burada Hey'et-i Temsiliye'mizce son derece üzüntü
ve esefle karşılandı. Çünkü, birinci maddede Ermenistan'a Doğu illerimizden
toprak verilmesi söz konusu olmaktadır. Oysa, ezici çoğunluğu Türk
ve Kürt olan bu illerden bir karış toprağın bile Ermeniler hesabına
yazılmasının, bugün için uygulamada mümkün olamayacağı şöyle dursun,
unsurlar arasındaki nefret ve öcalma duygusunun dehşet ve şiddeti,
Osmanlı Ermenilerinin dönmeleri halinde bile iller içinde yoğun
olarak yerleştirilmelerini tehlikeli göstermektedir. Bu bakımdan,
suçlu olmayan Osmanlı Ermenilerine gösterilecek en büyük kolaylık,
adaletli ve eşit şartlar altında vatanlarına dönmelerini kabulden
başka bir şey olamayacaktır. Üçüncü maddede, Erzurum ve Sivas arasında
yoğun bir Ermeni topluluğu bulunduğu hayali,bilgisizlik ve vukufsuzluktan
başka birşey değildir : Harpten önce bile, buralarda oturanların
büyük çokluğu Türk, birazı Zaza denilen Kürtlerden ve pek azı da
Ermenilerden ibaretti. Bugün artık varlığından söz edilecek sayıda
Ermeni yoktur. O halde, bu gibi dernekler yetkilerini bilmeli ve
bir iş yapmak isterlerse, hiç olmazsa Harbiye ve Hariciye Nezaretleri'nin
barış hazırlıkları dolayısıyla yaptıkları resmî istatistik ve grafiklere
olsun başvurmak zahmetinden kaçınmamalıdırlar. Bu telgrafın aynen
İstanbul'a gönderilmesini rica ederiz.
Mustafa Kemal
Güvenlikle ilgili Ankara,14.8.1919
3' üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı'na
1- Mustafa Kemal Paşa'ya (özel) : İstanbul'a gönderilmek üzere yazmış
olduğunuz son cevaplarınız, yerine ulaştırılmış ve buna cevap olarak
basılı bir raporla, Ahmet Rıza Bey, Ahmet İzzet, Cevat, Çürüksulu
Mahmut Paşalar, Reşat Hikmet, Câmi, Reşit Sadi Beyler, Esat Paşalar
gibi pek çok şahsiyetin düşüncelerine uygun olan Kara Vasıf'ın yani
Cengiz'in ve Halide Edip Hanım'ın görüşlerinin yer aldığı uzun mektuplar
geldi. Bunlar sıra ile özetlenerek arz edileceği gibi, asılları
da Sivas'a gönderilecektir. Bunların hepsinde bir yardıma ihtiyaç
duyulduğu ve bu yardımın Amerika tarafından yapılmasının en az zararlı
yol olarak kabul ve uygun bulunduğu şeklinde bir gerekçe ileri sürülmektedir.
Basılı rapor, Câmi, Rauf, Ahmet, Reşit Hikmet, Reşit Sadi Bey'ler
ile Halide Hanım, Kara Vasıf, Esat Paşa, bütün parti ve derneklerin
düşünceleri yoklandıktan sonra büyük çoğunluğun görüşüne göre düzenlenmiştir.
Vakit varmış. Kongrede bir an önce iş görmek,Amerikalılar gitmeden
tebligat yapılmak gerekirmiş. Amerikalıları oyalayarak hareketleri
geciktirilmeye çalışılıyormuş. Kongre hemen kesin bir karar verebilir
mi? sorusuyla Amerikalılar bu düşünceyi benimsediklerini hissettiriyorlarmış.
Kongrenin toplanmasını çabuklaştırmanız rica olunur.
20' nci Kolordu Komutanı
Ali Fuat
Bu telgrafta sözü edilen uzun mektuplar günlerce telleri işgal
eden şifrelerle verildi. Birbirine ekli olan o şifrelerden biri
de şuydu :
Güvenlikle ilgili
Kişiye özel Ankara,17.8.1919
3'üncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Kâzım Beyefendi'ye
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne(özel):16.7.1919tarih ve 880 sayılı
şifrenin dokuzuncu maddesinin ekidir :
Kara Vasıf'ın 10 numaralı madde hakkında ek olarak verdiği bilgi
:
1- Bir yardım şeklinde Amerika'ya taraftar olursak ve bunu Doğu
İlleri Kongresi, Millî Kongre, bir istek gibi telgrafla hükûmetimize
bildirirse, Wilson'un Amerikan Kongresi'ne karşı güzel bir dayanak
noktası olacaktır. İstanbul'da pek çok aydın bu görüşten yanadır
ve böyle bir şey hazırlıyorlar. Eğer Anadolu da yaparsa yararlı
olur diyorlar. Böyle olursa, Amerika'nın mandasından yararlanarak
öteki alçak düşmanları memleketimizden çıkarmak ve sonra yalnızca
Amerikalılarla karşılaşmak mümkün olur ve uğraşmak da kolay olur.
Bir de Amerikalılar bizi şiddetle suçluyorlar. Yani hükûmeti aşağılayıp
milletimizi de horluyorlar. Temsilcilerine İstanbul'dan çıkışını,
Paris'e gidişini, muhtıraları.... sonra diyorlar ki, Avrupa'nın
yapmaya cesaret edemediğini siz kabul ediyorsunuz. Söz gelişi,Avrupa
büyük bir Ermenistan kurulmasını düşünmüyor. Sizin sadrazam, Toros'tan
sınır veriyor, Ermenistan istiyor. Oysa, şimdiye kadar Amerikan
komisyonlarından hiçbirisi bile, buna olabilir demedi. Bütün raporlara
göre, Anadolu'da, Türkiye'de bir Ermenistan kurmak şöyle dursun,
muhtar ve bölgesel idareler bile oluşturmak mümkün değildir. Nüfusları
yok, toprakları yok. Bu yönetim müthiş bir askerî kuvvete dayandırılmazsa
olmaz. Ermenilerde bu kuvvet olamaz, Amerika bu lûtfu yapamaz. Öteki
devletler de buna tahammül edemez. Meğer ki, oraları zaptetsinler
ve barış yapsınlar, Bu da mümkün değil, Rekabet bunu engeller.İşte
İstanbul'un haberleri. Orada iyice düşünülsün : Epeyce zaman vardır.
Amerikan Kongresi hemen hemen Wilson'u dinlemek üzeredir.
2 - İstanbul'da büyük çapta temaslar var. Onun için Mustafa Kemal
Paşa genel bir emir verir mi? Yoksa İstanbul'un karar ve çalışmalarını
benimser mi? Bu çalışmaların amacı, milletin birliği, vatanın bütünlüğü,
istiklâl ve hâkimiyetin elde edilmesi! Eğer Mustafa Kemal Paşa buraya
genel bir emir vermezse ve kendisi hemen oradan Amerikalılar, İngilizler
ve diğer yabancılarla temasa geçmezse, tabiî burada faaliyet devam
edecektir. Belki; ters bir sonuç ortaya çıkabilir. Buna dikkati
çekerim. Bu rolü, siyaseti çok daha iyi yürüten bir Mustafa Kemal
Paşa'nın mücadelesine ve kuvvetine dayanmak ise , onun sözleri,
demeçleri, tavır ve hareketleriyle tutum ve söz olarak yalanlanmış.
3-Çolak Hüseyin Salâhattin iki yüzlü davranışını sürdürüyor. Sadık
Bey'in en gözde bendelerinden olan bu şahsın bir mevki sahibi olmaması
için ne yapılacağı düşünülüyor.
20' nci Kolordu Komutanı
Ali Fuat
Kara Vasıf Bey'e bildirilmek üzere verilen cevap şuydu :
Şifre Erzurum, 19.8.1918
Kişiye özel ve ivedi
20' nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Hazretleri'ne
İlgi :17.8.1919
1- Sözü edilen Amerikan mandasının nasıl bir yardım sağlayacağının
dikkatli bir incelemeden geçirilmesi ve millî gayemiz açısından
bir yararı olup olmayacağının da hesaplanması pek önemlidir. İstanbul'da
çalışan grubun gayesi milletin birliği, vatanın bütünlüğü, istiklâl
ve hâkimiyetin elde edilmesi noktasında toplanmış gösterildiğine
göre, Amerikan mandasını kabul durumunda bu gaye korunmuş olabilir
mi?
2 - Millî isteklere bağlı kalmayan ve onlara uygun düşmeyen kararlar,
hiçbir zaman milletçe kabul edilemeyeceğinden, milletimizin ve vatanımızın
alınyazısını tayinde, millî vicdana tercüman olmaktan ibaret bulunan
görevimizi tam olarak yerine getirebilmek için, millî isteğin odaklaşarak
tek bir hedefe yönelmesini beklemeden hiç bir meselede yetkili görünmemiz
doğru değildir. Bundan dolayıdır ki,tarafımızdan yabancılarla olan
temas ve ilişkilerin, kongrenin kararlarına uyularak millet adına
yapılmasını tercih etmekteyiz. Tanrı'ya şükür, yurdumuzdaki millî
akımın pek çok gelişmekte, kökleşmekte ve güçlenmekte oluşu, bizleri
sürekli olarak bu noktaya doğru çekiyor ve davet ediyor.
3 - Şurası da gözönünde tutulmalıdır ki, memleket ve milletin alınyazısı
üzerinde Amerika veya herhangi bir devletle anlaşmaya yetkili olabilecek
bir hükûmet, ancak millî hâkimiyet ilkesini kabul ve milli bir meclis'in
varlığını benimseyerek ona dayanmayı gerekli sayan bir hükûmettir.
Bu takdirde, İstanbul Hükümeti'ni oluşturacak şahısların da mutlaka
bu vasıfları taşıması gerekir.
Burada bizce olduğu gibi oradaki çalışmalarınız da bu amacın sağlanmasına
yönelmelidir.
4 - Yakında kongre kararlarını öğreneceksiniz. Gözlerinizden öperiz.
Mustafa Kemal
Bi küçük bilgi daha vereyim. Sivas'a gelmiş olan gazeteci Mister
Brown(Brovn) ile bizzat görüşmeyi uygun gördüm. Karşısındakini kolaylıkla
anlayan çok zeki bir genç.
MANDA MESELESİNİN KONGREDE GÖRÜŞÜLMESİ
Şimdi, Efendiler, Kongre'de manda konusunda yapılmış olan görüşme
ve tartışmaları elden geldiğince, olduğu gibi yüksek heyetinize
dinletmeye çalışacağım :
Birçok kimse söz aldı. Hiç kimseye söz vermeden önce, başkanlık
kürsüsünden zabıtlara aynen geçmiş olan şu kısa konuşmayı yaptım
: Bu rapor üzerinde görüşmeye başlamadan önce bazı noktalara dikkatinizi
çekmek isterim. Raporda, söz gelişi Mister Brown'dan söz edilmekte
ve elli bin kişilik bir işçi ordusunun getirileceğini söylediği
bildirilmektedir.
Efendiler, Mister Brown : Ben hiçbir ,resmî sıfatla görüşmüyorum.
Tamamiyle özel olarak görüşüyorum diyor ve hattâ Amerika'nın mandayı
kabul edeceğini değil, belki etmeyeceğini söylüyor. Onun için sözleri
Amerika adına değil, kendi adınadır. Mandanın ne olduğunu kendisi
de bilmiyor.Manda siz ne derseniz odur, diyor. Bu raporda önemli
olarak manda meselesi vardır. Bu konuda görüşmeden önce on dakika
ara verelim ( saat 15.25 ).
Sonraki oturumda - İIk söz Vasıf Bey'indir, dedim. Vasıf Bey, önce
mandanın ne olduğu konusunda uzun açıklamalar yaptı. Sözü başkalarına
bıraktı. Yeniden söz aldı ve bir kere prensip olarak mandayı kabul
edelim, şartları üzerinde daha sonra görüşürüz dedi.
Üyelerden Macit Bey adında bir zat, genel kurulda asıl gürüşülecek
mesele, bundan sonra yalnız yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız?
Mandayı nasıl yorumlayacak ve mandaterle ne tarzda görüşeceğiz?
Bizi mandasına alacak devlet kim olacaktır? Asıl mesele budur, şeklinde
konuştu. Ben, başkanlık kürsüsünden Zannederim bu rapordan iki görüş
ortaya çıkıyor. Bunlardan birincisi, devletin içte ve dışta bağımsızlığından
vazgeçmemesi; ikincisi de, devlet ve milletin yabancı devletlerin
zararlı baskıları karşısında bir yardım ve destek ihtiyacında bulunup
bulunmamasıdır. Asıl kararsızlık doğuran nokta budur. Müsaade buyurulursa,
bu noktayı etraflıca düşünmek için Teklif Komisyonu'na havale edelim.
Sonra da yüksek huzurlarınıza arz edelim. Herhalde içeride ve dışarıda
istiklâlimizi kaybetmek istemiyoruz dedim. Bunun üzerine söz alan
Bekir Sami Bey : yüklendiğimiz görev pek ağır ve önemlidir. Boş
tartışmalara ayıracak hiçbir dakikamız yoktur. Bu raporumuzu görüşelim
ve vakit geçirmeden hemen bir karar alalım dedi. Ben, başkanlık
kürsüsünden bu meseleyi komisyon başkanı olmak dolayısıyla açıklayayım
(ben aynı zamanda Teklif Komisyonu Başkanı idim). Bu rapor metni
komisyonda okundu, üzerinde birçok konuşma ve tartışma yapıldı.
Ancak, kesin karar verecek şekilde bir görüş belirmedi. Daha önce,
Genel Kurul'da okunmaksızın Teklif Komisyonu'na gönderilmişti. Bu
sebeple bir defa da burada okunup Genel Kurul'un görüşü belirdikten
sonra yeniden Teklif Komisyonu'na gönderilerek kesin karar verilmesini
istemiştik dedim. İsmail Fazıl Paşa merhum da söz alarak şu konuşmayı
yaptı : Bekir Sami Bey'in düşüncesine katılırım; kaybedecek vaktimiz
yoktur. Aslında sorun da basitleşmiştir. Tam istiklâl mi, yoksa
manda mı kabul edeceğiz? Alacağımız karar budur. Böylesine önemli,
hattâ pek önemli olan bir meseleyi yeniden komisyona götürmek ve
oradan yeniden Genel Kurul'a getirmekle vakit geçirmeyelim. İş uzar.
Zamanımız değerlidir. Buna bugün yarın yahut öbür gün her halde
Genel Kurul'da bir karar verelim. Komisyonda vakit geçirmeyelim.
Çünkü, pek ince bir konudur.
Bunun arkasından Hami Bey söz alarak İsmail Paşa Hazretleri ile
Bekir Sami Beyefendi'nin düşüncelerine katıldığını söyledikten sonra
: Herhalde bir desteğe muhtacız, bunun en basit delili de, devlet
gelirlerinin ancak borcumuzun faizini karşılayabilmesidir ! buyurdular.
Bundan sonra, Raif Efendi manda aleyhinde konuştu. İsmail Fazıl
Paşa ona karşılık olacak şekilde uzun bir konuşma yaptı. Daha sonra
tekrar Bekir Sami Bey söz aldı ve dedi ki : İsmail Fazıl Paşa Hazretleri'nin
tamamiyle katıldığım konuşmasına yalnız bir şey ilâve edeceğim :
Kırım Muharebesinden savaşı kazanmış olarak çıkıp da katıldığımız
Paris Kongresi'nde, müttefiklerimizin bize yüklemiş oldukları bilinen
şartlarla bu şimdi okunan rapordaki isteklerimiz karşılaştırılacak
olursa, bunlardan hangisinin daha çok bağımsızlığı yokedici olduğu
anlaşılır sanırım.
Bekir Sami Bey'den sonra Hâmi Bey Hâmi Bey'den sonra da Refet Bey
(Refet Paşa) konuştular. Refet Bey'in konuşması aynen şöyleydi :
Mandanın bağımsızlığı yok etmeyeceği gerçeği ortada iken, bazı arkadaşlarımız
- bağımsız mı kalacağız yoksa mandayı mı kabul edeceğiz? -- tarzında
birtakım görüşler ileri sürüyorlar. Onun için her şeyden önce mandanın
ne olduğu anlaşılmalıdır. Bununla birlikte daha mandadan söz etmeden
önce, düşünceleri gıcıklayan bu raporda bu deyimin ne şekilde anlaşılmış
olduğunu bilmek gerekir. Fazıl Paşa Hazretleri bağımsızlığı korumak
şartıyla manda buyuruyorlar. Hâmi Beyefendi tarafından verilmiş
olan rapor iki bölüme ayrılıyor. Bir gerekçe bölümü var, ondan sonra
bir de mandanın ne olduğunu anlatan bölüm var. Manda meselesini
buradaki görüş açılarından değerlendirebilmek için önce bir noktayı
anlamak isterim. Bu rapor metni genel kurulda görüşülmeye sunulmuş
mudur, sunulmamış mıdır?
İsmail Fazıl Paşa : Yanlış anlaşıldığı için biz üçümüz yani Fazıl
Paşa Bekir Sami ve Hâmi Bey'ler bu raporu , geri çekiyoruz. Hiç
verilmemiş saydık dedi (bu raporun müsveddesi de temize çekilmişi
de kendilerinde kalmıştır).
Başkanlıktan - Rapor geri alınmıştır dedim. Raporun geri alınmış
olmasına rağmen, söz alan Refet Bey, zabıtlarda beş altı sayfa yer
tutan özentili bir konuşma yaptı. Bu konuşmadan, zabıtlara dayanarak
olduğu gibi aldığım bazı cümleler, katibin maksadını açıklamaya
yetecektir, sanırım.
Refet Bey diyordu ki : Bizim, Amerika mandasını tercih etmekten
maksadımız, bütün toplumları kendine tutsak eden, kalpleri, vicdanları
söndüren İngiliz mandasından kurtulmak ve sakin milletlerin vicdanlarına
saygılı olan Amerika'yı kabul etmektir. Yoksa asıl iş para meselesi
değildir .
Söz olarak, manda ile bağımsızlık biribirine engel olan şeyler
değildir: Yalnız, eğer biz gerçekte güçlü olmayacak olursak, işte
o zaman mandanın altında eziliriz ve o zaman manda bizim için bağımsızlığımızı
yok edici bir unsur olur. Bir de diyelim ki, biz dışarıda ve içeride
tam bir bağımsızlık isteriz. Ancak, acaba hemen kendi başımıza yapabilecek
miyiz, yapamayacak mıyız? Ondan da önce acaba bizi kendi başımıza
bırakacaklar mı, bırakmayacaklar mı? Bunu düşünelim. burası bir
gerçektir ki, bugün bizi İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan
aralarında bölüşmek istiyorlar; Ancak, eğer biz bugün bu devletin
kefilliği altında bir barış anlaşması yapacak olursak, ileride,
uygun şartlar altına girer girmez hemen döner ve kendi yararımızı
sağlarız. Fakat, eğer olumsuz bir durum ortaya çıkacak olursa, acaba
büsbütün heder etmiş olmayacak mıyız?
Herhalde bir Amerikan kefilliğini kabul etmek zorundayız. Yirminci
yüzyılda, beş yüz milyon lira borcu, harap bir memleketi, pek verimli
olmayan bir toprağı ve ancak on onbeş milyon lira geliri olan bir
millet için, bir dış dayanak olmaksızın yaşamak imkânı olamaz :
Eğer bundan sonra da bu durumumuzda kalır ve dışarıdan bir destekle
kalkınamayacak olursak, belki de ileride, Yunanistan'ın saldırılarına
karşı bile kendimizi savunamayız...
Allah korusun, eğer İzmir Yunanistan'da kalsa ve aramızda bir savaş
çıksa, düşmanımız, Yunanistan'dan vapurlarla asker getirebileceği
halde, acaba biz Erzurum'dan hangi demiryolları ile ulaştırmamızı
sağlayabileceğiz. O halde, Amerikan mandası her şeyden önce bir
kefil ve yardımcı bulmak için gereklidir. Hatip, sözlerini şu cümle
ile bitirdi : Eğer sunmuş olduğum bu açıklamalarla ilerideki görüşmeler
için bir giriş yapabildimse ne mutlu.
Efendiler, bu parlak ve ustalıklı nutkun, dinleyenlerin düşünce
ve görüşleri üzerinde yapabileceği yanıltıcı etkinin derecesini
kolaylıkla takdir buyurursunuz. Zihinlerin, bunun ardından gelebilecek
aynı görüşteki hatiplerin konuşmalarıyla büsbütün zehirlenmesine
meydan vermemek ve kendilerini özel olarak aydınlatıp yol göstermeye
fırsat bulabilmek için, derhal on dakika dinlenelim efendim - diyerek
oturuma ara verdim (Saat : 17.30).
Efendiler, bu nutkun son cümleleri üzerinde dikkatle durulmaya
değer. Refet Beyefendi, Yunanlılar'ın İzmir'i işgalini geçici sayıyor
ve savaş halinde olduğumuzu kabul etmiyor. Yunanlılar İzmir'de kalır
da savaş durumuna girilirse başa çıkamayacağımız görüşünde bulunuyor.
Bundan sonraki oturumda, Bursa temsilcilerinden Ahmet Nuri Bey,
manda aleyhinde uzun bir konuşma yaptı. Hâmi Bey, buna daha uzun
bir konuşma ile cevap verdi ve gerçekten de pek uzun olan konuşmasının
sonlarına doğru, anlattıklarını şu bilgilerle doğruluyordu :
Fakat, şimdi biraz da işin kesin bildiğim bir yanından söz edeceğim.
Konunun bu safhasında, ilgili zat ile şahsen bağlantı kurmuş olduğum
için, sözlerim tahminî değildir; kesin bilgilere dayanıyor. İstanbul'dan
hareket etmeden önce, eski Sadrazam İzzet Paşa Hazretleri'ni ziyarete
gitmiştim. Herhalde bir manda ihtiyacında olduğumuza kendileri de
inanıyorlardı. Bendenizden de bu konudaki düşüncemi sordular, ben
de düşündüklerimizi arz ettim. Birkaç gün sonra bendenizi çağırtıp
şu meseleyi açıkladılar : Suriye ve Adana bölgesinde dolaştıktan
sonra, İstanbul'a gelip siyasî partilerin görüşlerini öğrenmeye
çalışan Amerikan Araştırma Komisyonu üyeleri, İzzet Paşa'yı konağında
ziyaret ederek, Anadolu'daki millî teşkilâtın Türk milletini temsil
ettiği inancında olduklarını ve paşayı da (yani İzzet Paşa'yı) bu
işin öncüsü bildiklerini söylemişler ve eğer siz Erzurum ve Sivas
Kongrelerine Amerikan mandasını istettirecek olursanız, Amerika
da Osmanlı mandasını kabul edecektir. demişler, Paşa, bunu bendenize
açıkladıktan sonra, bu milletin bir harbe daha gücü kalmadığından
ve herhalde böyle bir çareye başvurmak zorunda kaldığımızdan söz
etti ve Sivas'a gittiğim zaman oradakilere bu durumu anlatmaklığımı
tavsiye buyurdu. İzzet Paşa'nın inancı da bu şekilde istenecek bir
mandanın yüzde doksan kabul ihtimalinin bulunduğu ve yalnız bizim
için birtakım şartlar ileri sürmenin zarurî olduğu merkezindedir.
Hattâ Paşa, Amerika için milletin isteğine dayanmayan bir mandayı
kabul etmek mümkün olmadığından, kongremiz tarafından gösterilecek
isteğin Avrupa devletlerine karşı Amerika lehinde bir dayanak noktası
olacağını da söyledi. Bendeniz bu meseleyi İstanbul'dan şifre ile
Erzurum'da Rauf Bey'e bildirdim. Manda'nın kendinden çok adına karşı
çıkanlar boşuna telâşlanıyorlar kelimenin önemi yoktur. Önem, işin
gerçeğinde ve niteliğindedir. Manda altına girdik demeyelim de isterlerse
varlığını ebedî olarak sürdürecek devlet olduk diyelim.
Bu son söze cevap verenler arasında, Husrev Sami Bey'in şu sözleri
işitildi : Fakat bizim bu çalışmalardan beklediğiımiz kendimizi
savunmak suretiyle, ebedi olarak varlığını koruyacak bir millet
olduğumuzu ispat etmektir! Hâmi Bey, buna düşüncesinde bir geriye
dönüş sezgisi uyandıracak şekilde cevap verirken, Kara Vasıf Bey
söz aldı ve o günkü toplantının sonuna kadar konuştu. Vasıf Bey'in
uzun sözlerinin özetini, zabıtlara olduğu gibi geçmiş olan şu cümlelerle
yüksek dikkatlerinize sunuyorum : Bütün devletler bizi tamamen bağımsız
bırakacaklarını söyleseler bile, biz yine bir dış desteğe muhtacız
( Vasıf Bey, sözlerinin başında ,mandaya ve dışarıdan destek adını
verelim demişti ). Dört yüz ilâ beş yüz milyon lira borcumuz var.
Bu parayı kimse kimseye bağışlamaz; bize bunu ödeyiniz diyecekler;
halbuki bizim gelirimiz bunun faizine bile yeterli değildir. O zaman
güç bir durumda kalacağız; bunun için bağımsız olarak yaşamaya malî
durumumuz elverişli değildir. Sonra, yanı başımızda, bizi bölüşmeyi
emel edinmiş hükûmetler var; onların ihtirasları karşısında mahvoluruz.
Parasız, ordusuz ne yapabiliriz? Onlar uçakla havada uçuyorlar,
biz henüz kağnı arabasından kurtulamıyoruz. Onlar savaş gemisi yapıyorlar,
biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz. Bu şartlar altında bugün bağımsızlığımızı
kurtarsak bile yine günün birinde bizi bölüşürler. Vasıf Bey, konuşmasını
şu sözlerle bitiriyordu :
. . . İstanbul'daki Amerikalılar : Manda'dan korkmayınız. Milletler
Cemiyeti Tüzüğünde yeri vardır diyorlar. İşte bütün bunlardan dolayı
İngiltere'yi kendimize sürekli düşman Amerika'yı da en az kötülük
gelebilecek bir devlet olarak kabul ediyorum. Eğer uygun bulursanız,
buradan İstanbul'daki temsilciye 'bir mektup yazıp gizlice bir hey'et
göndermek için bir torpido isteyebiliriz.
Eylül'ün dokuzunda salı günü yapılan toplantıda, manda meselesine
dokunan Rauf Bey'in zabıtlara geçen konuşması aynen şöyledir : Bu
manda konusu üzerinde şimdiye kadar gerek basın ve gerekse başka
çevreler tarafından birçok sözler söylendi. Gerçi yüksek hey'etiniz
dış destek prensibini kabul buyurmuş ise de, bu desteği kimden isteyeceğimiz
açıklanmadı. Bunun Amerika olduğu dolaylı olarak anlatılıyorsa da,
bence doğrudan doğruya belirtilmesinde bir sakınca olamaz!
ERZURUM KONGRESİ HİÇBİR ŞEKİLDE MANDA KABULÜ HAKKINDA
KARAR VERMIŞ DEĞİLDİR
Bu sözlerden anlasilacagi üzere Rauf Bey'in görüsüyle, gerek Sivas
Kongresi Hey'eti'nin ve gerek Erzurum Kongresi Hey'eti'nin anlayislari
arasinda bir görüs ayriligindan dogan yanlislik olduguna süphe yoktur.
Rauf Bey'in görüsünün yorumu niteliginde olan bu sözlerin, gerek Erzurum
ve gerek Sivas Kongreleri bildirilerinin yedinci maddesindeki yazilis
seklinden kaynaklandigina hükmedilebilir. Gerçekten de bu maddenin
yazilis seklinde, belki de mandacilikta pek ileri giden ve sonu gelmemis
propagandalariyla kamuoyunu bulandiranlari susturmak ve belki bundan
da çok, onlann iddialarina cevap olacak bir özellik vardir. Madde
metni dikkatle okunur ve incelenirse ne manda ne de Amerika'nin mandaterligini
istemek düsüncesinin yer almadigi kendiliginden ortaya çikar. Bu noktayi
açikça göstermek için, söz konusu maddeyi aynen hatirlatmak isterim
:
Madde: 7 - Milletimiz çagdas gayelerin büyüklügüne inanir; teknik,
sinat ve ekonomik durumumuzu ve ihtiyacimizi takdir eder. Bu itibarla
devlet ve milletimizin hakimiyet ve bagimsizligi ile vatanimizin
bütünlügü korunmak sartiyla altinci maddede belirtilen sinirlar
içinde milliyetin gereklerine saygili ve memleketimizi ele geçirme
emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, sinai ve ekonomik
yardimini memnunlukla karsilariz. Böyle adaletli ve insancil sartlari
içine alan bir barisin bir an önce gerçeklesmesi, insanligin güvenligi
ve dünyanin huzuru adina basta gelen milli gayemizdir.
Efendiler, bu maddenin hangi noktasinda manda ve mandaterin Amerika
olacagi görüsü vardir? Olsa olsa "herhangi bir devletin teknik>
sinai ve ekonomik yardimini memnunlukla karsilariz" sözlerinden
manda düsüncesi çikaranlar olabilir. Ancak, mandanin anlam ve gayesinin
bu olmadigi bir gerçektir. Her zaman ve bugün bile, bu açiklik çerçevesinde
yapilacak yardimlari kivançla karsilamaktayiz ve karsilariz. Nitekim
Ankara-Eregli ve Keller-Diyarbakir demiryollarinin yapimi için bir
Isveç firmasinin; Kayseri - Sivas - Turhal hatlarinin yapimi için
de bir Belçika firmasinin teknik, sinai ve ekonomik yardimini severek
kabul ettik. Söz gelisi, Ankara sehrinin ve diger Anadolu sehirlerimizin
bir an önce kurulup yapilmalarinda olsun, öteki bütün kara ve demiryollarimizin,
limanlarimizin yapimlarinda olsun teklifte bulunacak yabanci sermaye
sahiplerinin yardimlarini severek kabul ederiz. Yeter ki, memleketimize
sermaye getireceklerin içeride ve disarida devlet ve milletimizin
hakimiyet ve bagimsizligi ile vatanimizin bütünlügünü bozmaya yönelmis
gizli emelleri olmasin. Bu maddede yer alan "milliyetin gereklerine
saygili ve memleketimizi ele geçirme emeli beslemeyen herhangi bir
devlet "ifadesinden, Amerikan Devleti anlaminin çikarilmasi
da yersizdir. Çünkü, milliyetin gereklerine saygili dünya devletleri
arasinda yalniz Amerikalilar yoktur. Söz gelisi Isveç Devleti, Belçika
Devleti ayni nitelikte devletler degiller midir? Bu devletlerden
herhangi birinin mandaterligi de söz konusu olabilir mi? Bir de
eger dolayli olarak Amerikan Devleti kastedilmek istenseydi, "herhangi
bir devletin" ifadesi yerine bir devletin kelimeleri veya hiç
olmazsa sadece "devletin" kelimesi ile yetinilmesi gerekirdi.
Bu bakimdan maddenin açikladigi sartlar çerçevesinde teknik, sinai
ve ekonomik yardimin iyi karsilanacagi hususunun bütün devletler
için söz konusu oldugu açiktir.
Efendiler, bu manda konusu üzerindeki görüsümün - bu görüs bundan
önce yapilan ve su anda yüksek hey'etinizin'de ögrenmis bulundugu
bunca yazisma ve tartismalarimizla ortaya konmustur -- aylardan
beri gece gündüz yanimda bulunan bir arkadas tarafindan hala anlasilmamis
olduguna hükmedilebilir mi? 0 halde Rauf Bey, ya aslinda benimle
ayni görüste degildi veyahut ayni görüste idi de, Sivas'ta, Istanbul'dan
gelenlerle yaptigi konusmadan sonra görüs degistirmis oluyordu.
Burasini kestirmek bence güçtür. Simdi biraz da Rauf Bey'i dinleyelim;
Rauf Bey, sözüne söyle devam ediyor:
"Ateskes Anlasmasi yapildigi siralarda Almanlarin baris anlasmasini
imza etmeyecekleri sanilirken, Ingiliz basini bazi sirlari açiga
vurdu. Bunun birinci bölümü, Almanya'nin baris anlasmasini imza
edecegi hususu idi. Bu gerçeklesti. Ikinci bölümü de Türkiye'nin
bölüsülecegi hususu idi. Bu çok sükür gerçeklesmedi. Bu bölümde,
konferansin aldigi karar geregince Kizilirmak'in dogu tarafi Ermenistan
sayilarak Amerikan himayesine veriliyor. Belki Gürcistan ile Azerbaycan
da Amerika'ya birakiliyor, deniliyordu. Kizilirmak'in batisindaki
topraklar da, Izmir ve Istanbul bunlarin disinda kalmak üzere, denize
çikis yeri Antalya olarak Türkiye'yi olusturuyordu Bu bölgenin kuzeyi,
Italyan ve Fransiz, güneyi de Ingiliz himaye ve yönetimine veriliyordu.
Izmir'in isgali, bu açiga vurulan sirlarin dogruliigunu ispata basladi.
0 halde, böyle bir tehlike karsisinda rnemleketimize karsi en tarafsiz
durumda bulunan Amerika'nin destegini kabule mecburuz. Ben bu görüsteyim."
Rauf Bey'in düsüncesini anlamak için bundan sonra daha çok devam
eden sözlerini dinlemeye bilmem gerek kaldi mi?
Efendiler, pek uzun ve tartismali olarak geçen bu manda görüsmesi,
taraftarlarini susturaeak ortalama bir çare bulunarak sona erdi.
Hem de bu çareyi teklif eden yine Rauf Bey oldu: "Amerika'da
yillardan beri aleyhimizde yapilmakta olan olumsuz yöndeki propagandalarin
dogurdugu düsünce akimini düzeltmek için, her seyden önce Amerikan
Kongresi'nden memleketimizi inceleyecek ve gerçegi görecek bir hey'et
davet etmek. "Bu teklif oy birligi ile kabul edildi. Kongre
Baskanlik Divani'nin imzalariyla bu yolda bir mektup kaleme alindigini
hatirliyorsam da bu mektubun gönderilip gönderilmedigini pek iyi
hatirlamiyorum. Kaldi ki, ben bu mektuba özel bir önem de vermis
degildim.
Efendiler, sirasi gelmisken kisaca sunu da belirteyim: Belge olarak
basvurdugum Kongre tutanaklari, Baskanlik Divan KAtipligi'nde bulunan
Afyonkarahisar temsilcisi Sükrü ve manda lehindeki konusmalarini
dinledigimiz Hami Beyler tarafindan tutulmus ve Hami Bey'in yazisiyla,
düzgün bir deftere, temize çekilmistir.
SİVAS KONGRESİ'Nİ BALTALAMA TESEBBÜŞLERİ
Efendiler, Kongre 11 Eylül'de sona erdi, 12 EyIül'de Sivas halkinin
da hazir bulundugu açik bir toplanti yapilarak bazi nutuklar söylendi.
Kongre görüsmeleri sirasinda, önemli olarak Meclis-i Meb'usan seçimlerinin
çabuklastirilmasi ve Meclis'in nerede toplanmasi gerektigi konularina
dokunuldu. Ancak, simdi açiklamaya baslayacagim mes'eleler, Kongre
görüsmelerini kisa kesmeyi gerektiriyordu. Bu son noktalarla daha
sonra Hey'et-i Temsiliye mesgul oldu. 9 Eylül 1919 günü, toplanmis
olan bazi bilgiler Kongre'ye su sekilde açiklandi "Eskisehir
ve Afyoiikarahisar'daki Ingiliz Kuvvetler' bir kat daha artirildi.
General Mi11er Konya'ya geldi. Konya Valisi Cemal Bey ve Ankara Valisi
Muhittin Pasa karsi koymaya çekiniyorlar. Yeni Kastamonu Valisi Ali
R1Za Bey de tipki Cema1 Bey türünden bir adammis. Pek sayin arkadaslarin
böyle durumlar karsisinda siddetli davranma taraflisi olduklarim bildigimden,
hemen sert tedbirler alimnasini Fuat Pasa'dan rica etmistim. Fuat
Pasa da Kongre'nin kendisine olan güvenine dayanarak, Kongre adina
gereken tebligat ve tesebbüslerde bulunmustur. Bu davranis tarzinin
yüce hey'etinizce kabul edilmesini rica ediyor. Fuat Pasa, valilere
sert uyarilarda bulunuyor. Bölgelere yüksek rütbeli subaylardan milli
komutanlar tayin ediyor ve bu komutanlara millet adina her türlü yetki
verilmistir" diyor.
Kongre teklifi kabul etti. Bundan sonra ben açiklamalara söyle
devam ettim:
"Buraya Galip Bey adinda bir vali tayin edilmis, geliyormus.
Ancak, bunun Harput Valisi Ali Galip Bey mi, yoksa Trabzon Valisi
Mehmet Galip Bey mi oldugu anlasilamadi. Fakat biz baska bir bilgi
elde ettik. Mister Nowil adinda bir Ingiliz binbasisi Bedirhanlilar'dan
Kamuran Celadet ve Cemil Bey'lerle birlikte, yaninda on bes kadar
Kürt atlisi oldugu halde Malatya'ya gelmis ve mutasarrif Bedirhanli
Halil Bey tarafindan karsilanmislardir. Harput Valisi de görünüste
bir posta hirsizinin pesine düsme bahanesiyle otomobille Malatya'ya
gelmistir. Bu maksatla bunlara Adiyaman'daki müfreze de verilmistir.
Maksatlarinin Kürtleri, Kürdistan kurulacagi vaadiyle aleyhimize
çevirerek, bize karsi suikast yapilmasina yöneltmek oldugu anlasilmis
ve karsi tedbirlere de basvurulmustur. Diyelim ki, valiyi ve digerlerini
tutuklatmak istiyoruz. Malatya Mutasarrifi da Kürt asiretlerini
Malatya'ya çagirmistir. Bu durum üzerine 13' üncü Kolordu bölgesinde
faaliyete geçtik. Gereken tedbirler alinmistir. Yarin aksam Harput'tan
gönderilecek bir askerî birlik bozguncuları tepeleyecektir. Buradaki
Kolordu Komutani da gereken tedbirleri almistir. Malatya'ya ve öteki
yerlere de gereken emirler verilmistir."
Efendiler, Sivas Kongeresi'nin hemen hemen bütün toplanti süresince,
sinirlere gerginlik verecek nitelikte haberler almaktan geri kalmiyordum.
Ancak, aldigim bütün bilgileri oldugu gibi Kongre hey'etine sunmakta
yarardan çok sakinca buluyordum. Gördünüz ki, simdi açikladigim
üzere, gerçekten tehlikeli sayilabilecek nitelikte olan A1i Ga1ip
meselesinden de söz ederken ihtiyatli bir dil kullanmayi tercih
etmistim. Bence en önemli mesele, her türlü güçlük ve tehlikelere
ragmen, Sivas Kongresi'nin sonuca ulasan kararlarla, görüsmelerini
bir an önce tamamlamis olmak ve alinan bu kararlari memlekette uygulamaya
girismekti. Bu istegim yerine geldi. Bütün memleketi içine alan
milli teskilat tüzügünün ve genel kongre bildirisinin hemen bastirilarak
her yere dagitilmasi yoluna gidildi. Ancak, beklenenlerin disinda
yeni olaylar karsisinda kalindigindan, kongre sona erdigi halde,
kongre üyelerinin yeni gelismeler kendini gösterinceye kadar Sivas'ta
kalmalarini uygun gördüm ve gerekirse daha etkili olaganüstü bir
kongre toplamak için de hazirlik yaptim. A1i Ga1ip'in kaçmasi üzerine,
kongre üyelerini Sivas'ta bekletmekten vazgeçildigi gibi, Ferit
Pasa Kabinesi'nin düsmesi üzerine olaganüstü kongre toplanmasina
da gerek görülmedi.
ALİ GALİP OLAYI
Şimdi Efendiler, Millî Mücadele tarihimizde önemli bir olay durumunda
olan A l i G a l i p konusu üze rinde biraz açıklamalı bilgi vereyim:
Efendiler, daha Temmuz başında, Erzurum'da bulunduğumuz sıra larda
C e l â d e t ve K â m u r a n A l i adlarında iki şahsın yabancı
lar tarafından, bol para ile İstanbul'dan Kürdistan'a gönderileceği,
bun ların yıkıcı propaganda ve aleyhte kışkırtıcılık yapmakla görevlendiril
dikleri; bir iki gün içinde hareket etmiş ve edecek oldukları haberi
alındı. Bu haber üzerinde, bunların dağdağaya meydan verilmeden
gözet Ienerek yakalanmaları gereğini 3 Temmuz tarihinde Diyarbakır'da
13' üncü Kolordu Komutanı'na, ayrıca Kurmay Başkanı H a l i t B
e y' e ve Canik Mutasarrıfı'na bildirdim.
20 Ağustos'ta 13' üncü Kolordu Kamutanı'na verdiğim emirde, adı
geçen kimselerin İstanbul'dan hareket ettiklerinin bildirildiğini
ve alı nacak tedbirler arasında, özellikle Mardin istasyonunun sıkı
bir kont rol altında tutulmasının uygun olacağını yazdım.
Sivas Kongresi'nin ikinci günü, yani 6 Eylül tarihinde, "Bedirhanlı
ailesinden C e l â d e t ve K â m u r a n ile Diyarbakırlı C e m
i l P a ş a z a d e E k r e m adlarında üç şahsın, yanlarında, vaktiyle
Diyarba kır ilinde aleyhimizde propaganda yapan bir yabancı subay
bulunduğu halde silâhlı Kürtlerin koruyuculuğunda Elbistan ve Akçadağ
üze rinden Malatya'ya geldikleri, orada Mutasarrıf ve Belediye Başkanı
tara fından karşılandıkları" 13' üncü Kolordu'nun yazısından
anlaşılıyor. 15' inci Kolordu Komutanı K â z ı m K a r a b e k i
r P a ş a ' nın 3' üncü Kolordu Komutanlığı'na bununla ilgili olarak
gönder diği 6 Eylül 1919 tarih ve 529 sayılı şifresinde verilen
bilgide : "Yabancı subayın, Türk, Kürt ve Ermeni nüfusunu incelemek
üzere, İstanbul Hükûmeti'nin iz niyle dolaştığını söyledikleri;
Malatya'da bulunan süvari alayının mev cudunun azlığı yüzünden bunları
tutuklamaya cesaret edemediği, bu nunla birlikte hemen tutuklanmaları
için İstanbul'a başvurulduğu 13' üncü Kolordu'dan bildirilmiştir.
Bu adamların ne maksatla hangi gö revle, nereleri gezecekleri konusunda
bildiklerini Harput, Valisi'nden sordum" denilmekte idi. (Belge
: 56 l Harput Valisi A l i G a l i p B e y' dir. Bu adamların ne
maksatla geldiklerini 3 Temmuz tarihinden beri bilmekteyiz. Beş
on silâhlı Kürd'e karşı bir süvari alayının mevcudu az görülmüş,
tutuklanmalarına cesaret edilememiş; asıl hayret verici olan husus,
bunların tutuklanması için İstanbul'a başvurmuş olduğu haberidir.
Bu küçük ve önemsiz gibi görünen noktaları, o zamanki durum değerlendirmesinde,
dikkate değer anlayış ve zihniyet farklarının bulun duğunu göstermesi
bakımından kaydediyorum.
Diyarbakır'da, 13' üncü Kolordu Komutanı'nın tutumu şüpheli gö
rüldüğünden, doğrudan doğruya bu kolordunun Kurmay Başkanı'na 3'üncü
Kolordu Komutanı'nın imzasıyla 1 Eylül 1919 tarihinde yazılan (kişiye
özel) şifrede, V a l i G a l i p, Malatya Mutasarrıfı H a l i l,
K â m u r a n, C e l â d e t ve E k r e m B e y' lerle beraber İngiliz
binbaşısı nın mutlaka yakalanıp Sivas'a gönderilmeleri için Elâzığ'da
bulunan 15' inci Alav Komutanı İ l y a s B e y ' in kendi komutasında
altmış ka dar atlı ve katırlı askerden oluşan bir müfrezenin en
geç 9 Eylül'de Har put'tan Malatya'ya hareketi ile ilgili olarak
ve işin kestirmeden bitirilmesi bakımından doğrudan doğruya tebligat
yapıldığı bildirildi ve müfrezenin hemen hareketinin sağlanması
rica edildi.
8 Eylül'de, Sivas'tan da bir otomobille bazı subayların gönderile
ceği bilgisi verildi (Belge : 57).
Diyarbakır'dan, Kurmay Başkanı'nın 7/8 Eylül 1919 tarihiyle bana
gönderdiği şifrede şöyle deniyordu :
"Tutuklama ile ilgili isteği öğrendim. Bu hususta Komutan
Bey'in emir ve receğini hiç sanmıyorum. Çünkü askerî özelliklerini
biliyorum. Tarafımdan yapı lacak tebligatı ise, yerine getirmekten
çekinirler. Bu konuda İstanbul'Ia haberleş mekteyiz. Bu duruma göre
ne yapılması gerekeceğinin tayini yüksek kararınıza bağlıdır. Şifre
kaleminin 357 sayısıyla arz edilmiştir."
13' üncü Kolordu Kurmay Başkanı
Hâlit
Elâzığ'daki Alay Komutanı İ l y a s B e y' den 13' üncü Kolordu
Komutanı'nın emrine cevap olarak gelen 8 Eylül tarihli telgrafta
da "Kolordu'dan aldığım emir üzerine hareketim geri bırakılmıştır.
Kolor dunun izni olmadan, buradan hareket etmekliğim uygun düşmeyeceğin
den, hareket emrinin Kolordu'dan bildirilmesine lûtfen yardımcı
olunuz" denilmekte idi (Belge : 58).
Hâlit Bey'e hemen verdiğim cevap, aynen şuydu :
Malûm şahısların alçaklıkları ortaya çıkmıştır. İstanbul Hükümeti......
bu alçaklığa ortaktır. Oradan emir beklemek düşmana fırsat vermektir.
Bu hususta tebligat yaparken, hiç kimseyi kararsızlığa düşürmeyecek
şekilde, hemen emir ver mek, vakit geçirmemek gerekir. Komutanın
kararsızlığa düşeceğine ihtimal veriyor sanız, zatıâliniz, tarafımızdan
Elâzığ ve Malatya'daki alay komutanlarına yapılmış olan tebligatımızın
uygulanmasını bildiriniz. Gerçekten lüzum varsa, komutayı uy gun
gördüğünüz tümen komutanlarından biri üzerine alsın! Ağırdan alma
zamanı geçmiştir. Yapılanlarla ilgili cevabınızı bekliyoruz, kardeşim.
Mustafa Kemal
Alay Komutanı İ l y a s B e y 'e de aynı tarihte bizzat şu emri
ver dim : "Malûm şahısların hainlikleri ortaya çıkmıştır. İstanbul'daki
mer kezî hükûmet de bunların hainliğine ortaktır. Kolordunuz komutanı
bu konuda izin istemiş ve cevap alamamış olabilir. Bu bakımdan bu
mese lenin çözüme bağlanmasını zâtıâlinizden beklerim.
Cevabınızı bekliyorum, efendim. Malatya'da bu işi hallettikten
son ra, gerekirse Sivas'ta bize katılırsınız. M u s t a f a K e
m a l". Şifre dı şındaki imza da 3' üncü Kolordu Kurmay Başkanı
Z e k i B e y' indi.
Malatya'da bulunan 12' nci Süvari Alayı Komutanını da 7/8 Ey lül
gecesi bizzat telgraf başına çağırmış ve görüşmekte idim. Alay Ko
mutanı C e m a l B e y 'den durumu ve kuvveti hakkında bilgi aldım.
Gelenlerin yanlarındaki silâhlı Kürtlerle beraber on beş yirmi kişi
ka dar olduğunu, alayın da merkezde aancak o kadar kuvveti bulundu
ğunu söyledi. Ben bu kuvveti yeterli gördüm. Hattâ Süvari ve topçu
ala yının yalnız subayları yeterli olabilirdi Ne var ki özel durumu
ve mane viyatını anlamak istiyordum.
Bunun üzerine telgraf konuşması şöyle geçti :
" Ben - Vali G a l i p B e y, İngiliz binbaşısı, K â m u r
a n C e l â d e t ve E k r e m B e y 'lerin hep birlikte ustalıklı
bir tertiple bu gece yakalanarak Sivas'a gönderilmeleri zaruridir.
Durumunuz bunu yapmaya elverişli midir? Size buradan ve Harput'tan
yardım yetiştirilecektir.
C e m a l B e y - Valiyi de beraber mi?
Ben - Özellikle, evet.
C e m a l B e y - Arz ettiğim üzere durum ve kuvvetim buna el verişli
değildir. K â m u r a n, C e l â d e t ve E k r e m B e y lerin
yakalanmaları hakkında 13'üncü Kolordu Komutanı ile haberleşme ya
pıldı. Sonunda, durumun nezaketi dolayısıyla, şimdilik tutuklanmaları
nın uygun olamayacağı hakkında emir de çıkmıştır" dedi.
Artık, bu zatın daha çok üzerine varılamazdı. "Kendilerine
hisset tirmeden sıkı bir şekilde göz hapsinde bulundurunuz. Kolordunuzdan
emir gelecektir. Hareket ederlerse, ne tarafa dogru gittiklerini
ve han gi vasıta ile hareket ettiklerini hemen bildiriniz"
talimatını vermekle yetindim. (Belge : 59).
8 Eylül günü, C e m a l B e y' den şifre ile "malûm şahısların
hâlâ orada olup olmadıklarını ve göz hapsinde tutmak için alınan
tedbirlerin güvenirlik derecesini" sordum ve "kendisine
günde iki defa rapor ver mesinin emrettim.
H â l i t B e y' e yazdığım telgrafa ertesi günü (8 Eylül 1919)
al dığım cevapta, Elâzığ'daki Alay Komutanı İ l y a s B e y e emir
veril diği bildiriliyor ve bu emrin bir kopyası veriliyordu (Belge
: 60).
Kolordu Komutanı C e v d e t B e y de, İ l y a s B e y'in 52 ka
tırlı asker ve iki makineli tüfekle 9 Eylül sabahı hareket ettiğini
ve 10 Eylül akşamı Malatya'da bulunacağını bildirdi, 9 Eylül tarihli
bir şifre sinde karşı koyma hareketlerinin yoğun olduğu bir çevrede
daha fazla faaliyet göstermemek hususunda kendisini mazur göreceğimi"
de söylü yordu (Belge : 67). 9 Eylül'de, İ l y a s B e y müfrezesinden
başka, Aziziye den iki süvari bölüğü, Siverek'ten Malatya'daki alaya
bağlı bir bölük de Malatya' ya gönderildi (Belge : 62, 63, 64).
Vali A l i G a l i p 'in ve Bedirhanlılar ile C e m i l P a ş a
z a d e nin yaptıkları propagandanın etkisini kaldırmak için, Elâzığ
ve Dersim Bülgesi ile ilişkisi olduğunu bildiğim ve Kemah'ta bulunan
H â l e t B e y'e (eski milletvekili) 9 Eylül'de Elâzığ'a hareket
etmesini ve H a y d a r B e y ' le bağlantı kurmasını yazdım (Belge
: 65). Ayın sonuna doğru oraya vardı.
Van valisi bulunan H a y d a r B e y de Elâzığ valiliği görevine
başlamak üzere Erzurum'dan yola çıkarılmıştır. H a y d a r B e y,
15' in ci Kolordu'ya bağlı olup Mamahatun'da bulunan bir süvari
alayı ile de bağlantı kurarak, gereğinde bu alayı Malatya'ya doğru
harekete geçire cekti.
Otomobille bazı subayların da Malatya'ya gönderileceği konusunda
bir kayıt vardı.
Gerçekten de arkadaşlarımızdan R e c e p Z ü h t ü B e y görünüş
te 3'üncü Kolordu yaveri sıfatıyla ve benden aldığı özel talimatla,
ya nında, başkaları da olduğu halde 9 Eylül'de, otomobille Malatya'ya
ha reket etti. Maalesef bindiği otomobil, yolların bozuk ve çamurlu
olması yüzünden Kangal'da kırılmış ve tam zamanında Malatya'ya yetişememiş
ti. Kangal'dan sonra kâh araba ve kâh hayvanla, gece gündüz yol
ala rak Sivas'tan hareketinin dördüncü günü öğleden sonra Malatya'ya
va rabilmişti. R e c e p Z ü h t ü B e y 'in verdiği raporlar, durumun
ay dınlanmasında çok yararlı olmuştu.
Efendiler,10 Eylül günü geç vakit şu telgrafı aldık :
Malatya,10.9.1919
Sivas'ta 3' üncû Kolordu Komutanlığı'na
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri' ne özel :
1-10.9.1919 saat 14.00'de oIaysız olarak Malatya'ya varılmıştır.
2 - Malum şahısların hepsinin de maalesef Kâhta'ya doğru kaçtıkları,
et raflı bilginin daha sonra sunulacağı arz olunur.
15' inci Alay Komutanı
İlyas
Aynı gün ve fakat, İ l y a s B e y 'in telgrafından sonra da şu
telg rafı alıyoruz : Malatya'dan,10.9.1919 Sivas'ta 3' üncü Kolordu
Komutanlığı'na
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne:
1- Harput Valisi ile Malatya Mutasarrıfı, İngiliz binbaşısı ve
yardakçıları olan malum kimseler 15' inci Alay'ın Elâzığ'dan hareketini
ve kendilerinin tutuk lanacaklarını haber alır almaz, bu sabah erkenden
kaçmışlardır. Bunların Kâhta' daki B e d i r A ğ a 'nın yanına gittikleri
ve oradan alacakları Kürtlerle burayı basmaya gelecekleri söyleniyor.
2 - Herhangi bir kötülüğe yeltendikleri takdirde, bunlar ve B e
d i r A ğ a aşireti hakkında kovuşturma yapılması için Kolordu'dan
emir alınmıştır, izlerinde gidilmektedir, sonuç ayrıca arz edilecektir.
3 - 15' inci Alay Komutanı'nın emrindeki kuvvetle, bu gün saat
14.00 te Malatya'ya geldikleri arz olunur.
12' nci Süvari Alay Komutanı
Binbaşı Cemal
Aynı tarihte yazılmış olan bu iki telgraf yanyana getirilerek ince
lenirse, dikkate değer bazı noktaların göze çarpmamasına imkan yoktur.
Süvari Alay Komutanı C e m a l B e y, tarafımızdan aldığı talimat
üzerine malûm şahısları sıkı ve güvenli bir şekilde göz hapsinde
bulun duracak ve günde iki defa rapor verecekti.
Adı geçen kimseler,10 Eylül günü sabah erkenden kaçtıkları halde,
C e m a l B e y, bu bilgiyi ancak, İ l y a s B e y müfrezesinin
gelişinden ve İ l y a s B e y 'in raporundan sonra bildiriyor. C
e m a l B e y, ka çakların, İ l y a s B e y müfrezcsinin Elâzığ'dan
hareketini haber aldık larını söylüyor. Oysa, telgrafhane C e m
a l B e y'in gözetimi altındaydı.
Sonra, kaçakların Kürtleri toplayıp Malatya'yı basacaklarının söy
lendiğini de ekliyor. Bu noktalar, Süvari Alay Komutanı hakkında
şüp he ve kararsızlık uyandırmaktadır.
Daha sonra alınan bilgilerden anlaşıldı ki, A l i G a l i p ve
arka daşlarına 9 Eylül akşamı haber getirilmiş. A l i G a l i p
geceyi uyuma dan hükûmet dairesinde geçirmiştir. 10 Eylül'de, yanlarında
birkaç jan darma ve silâhlı Kürtle birlikte, hükûmet dairesinde
toplanıyorlar, vez nedarın odasına giriyorlar, kasayı açıyorlar,
yanlarında götürmek üzere altı bin lira sayıp bir kenara koyuyorlar
ve kasaya konmak üzere de şu senedi yazıyorlar :
"M u s t a f a K e m a l P a ş a ve adamlarının ortadan kaldırılması
mas raflarını karşılamak üzere, bununla ilgili emre uyularak altı
bin lira alınmıştır. 10 Eylül 1919. Halil Rahmi, Ali Galip."
İ l y a s B e y müfrezesinin Malatya'ya yaklaşmakta olduğunun anlaşıldığı
bir sırada, Süvari Alay Komutanı, subaylara mutasarrıfın evi ni
hedef gösteriyor. Mutasarrıfın evini sarıyorlar. Telefon tellerini
kesi yorlar ve evi basıyorlar. Bu hareketin başladığını sezen H
a l i l B e y ' in ailesi hükûmet dairesine haber veriyor. Hükûmette,
para almakla meşgul olan vali, mutasarrıf ve arkadaşları, durumdan
haberdar olur ol maz, korku ve telâşla her şeyi unutup ayırdıkları
parayı ve yazdıkları senedi de olduğu gibi bırakıyorlar; yanlarındaki
adamları ile birlikte hazır bulunan atlarına binerek kaçıyorlar
(Belge : 66, 67).
Süvari Alay Komutanı'nın ve Topçu Alay Komutanı'nın, valinin ge
ceyi hükûmet dairesinde geçirmekte olduğunu bilmedikleri kabul edile
mez. Mutasarrıftan çok valinin yakalanmasının önemli olduğu da açıktı.
O halde, malûm kişilerin kaçmasına göz yumulduğu bir gerçektir.
En basit bir yorumla, malûm kimselerin, yanlarındaki beş on silâhlı
jandar ma ve Kürtle çatışmaktan büyük fenalık çıkabileceği kuruntusu
Malatya' dakileri dolaylı yoldan tedbir almaya yöneltmiş ve onlara
bu şahısları ürküterek kaçırma yolunu benimsetmiştir, denebilir.
10 Eylül'de İ l y a s B e y 'e verdiğim talimatta belirttiğim başlıca
noktalar :
1- Kaçakların sür'atle yakalanmaları;
2 - Kürtlük akımına asla elverişli bir ortam bırakılmaması;
3 - Malatya'da, mutasarrıflığı Jandarma Komutanı T e v f i k B
e y' in üzerine alması; uygun namuslu ve vatansever bir zatın da
Harput'ta hemen valilik makamına getirilmesi;
4 - Malatya ve Harput'taki hükûmet kuvvetlerini tamamen ele alarak
vatan ve millet aleyhine hiçbir harekete meydan verilmemesi,
5 - Kaçaklara uyanların amansızca ve merhametsizce yok edile ceğinin
ilânı ve namuslu halkın gerçek durumundan haberdar edilmesi
6 - Millî varlığımızı tehlikeye sokacak olan yabancıların askerle
rine de karşı konulacağının belirtilmesi ve gerekli düzen ve tedbirlerin
alındığının" bildirilmesinden ibarettir (Belge : 68).
Efendiler, kaçakların, yakındaki veya çevredeki aşiretlerden bir
ta kım Kürtleri toplayabileceklerini, hattâ, Maraş'ta bulunan yabancı
kuv vetlerden bile yararlanabileceklerini kesin gibi kabul etmek
lâzım geliyor du. Onun için de alınmış olan tedbirleri ve bu işe
ayrılmış olan kuvvet leri güçlendirmek gerekiyordu. Bu maksatla
Sivas'tan Malatya'ya 9 Ey lül akşamı bir katırlı müfreze daha gönderildiği
gibi, 3' üncü Kolordu elden geldiği kadar kuvvetlerini güneye indirecek,
13' üncü Kolordu ta kip işini yüklenecek ve hainlere kıpırdayacak
bir fırsat vermemek için pek etkili olmak gerektiğinden, Mamahatun'daki
süvari alayı da Harput yönüne doğru hareket ettirilecekti.
Bu hususta 3' üncü, 13' üncü ve 15' inci Kolordu Komutanlarına
ge rektiği şekilde tebligat yapıldı ve istekler bildirildi (Belge
: 69).
Efendiler, verdiğimiz direktifler çerçevesinde kaçakları takip
etti rirken, bir yandan da elimize geçen bazı belgeleri gözden geçirelim.
Bu belgelerin, söz konusu olayı, A l i G a l i p ' in teşebbüsünü
ve İstanbul Hükûmeti'nin bayağılığını her türlü açıklamadan daha
mükemmel bir şekilde ortaya koyacağını zannettiğimden, onların olduğu
gibi gözden geçirilmesinin yersiz olmadığı görüşündeyim.
Önce, Dahiliye Nâzırı Â d i l B e y 'le Harbiye Nâzırı S ü l e
y m a n Ş e f i k P a ş a 'nın ortak imzalarıyla Elâzığ valisi A
l i G a I i p B e y 'e verilen 3 Eylül 1919 tarihli talimatı birlikte
okuyalım.
Bundan sonra, Dahiliye Nâzırı'nın gönderilecek kuvvet ve sarf edi
lecek para miktarı ile ilgili olarak Bâbıâlî'den çektiği telgrafını
görürüz :
İstanbul 906
Kendisi tarafından çözülecektir
Elâzığ Valisi Galip Beyefendi'ye
İlgi : 2 Eylül 1919, sayı : 2.
Arz olunmuştu. Padişah'ın, hakkındaki yüce buyruğu bu gün çıkacaktır.
Bu bakımdan kesinlik kazanmıştır. Talimat şudur : Bildiğiniz ûzere,
Erzurum'da Kong re adı altında birkaç kişi toplanarak birtakım kararlar
aldılar. Ne toplananların, ne de aldıkları kararların bir değeri
ve önemi vardır. Ancak, bu durumlar ülke ça pında birtakım dedikodulara
yol açıyor. Avrupa'ya da pek abartılarak aksettirili yor. Bundan
dolayı da kötü etkiler yaratıyor. Ortada önem verilmeye değer hiçbir
kuvvet ve hiçbir olay bulunmadığı halde, sırf bu abartma ve kötü
etkilerden endi şeye dûşen İngilizlerin, yakında Samsun'a epeyce
bir kuvvet çıkaracakları tahmin ediliyor. Hükümetin her yere olduğu
gibi size de gönderdiği, malum genelgeye ay kırı hareketler devam
ederse, çıkarılacak yabancı kuvvetlerin Sivas'ı ve oradan daha da
ilerleyerek birçok yerleri işgal etmeleri ihtimalden uzak değildir.
Bu da memleketin çıkarlarına elbette aykırıdır. Erzurum'da toplanan
malûm şahısların yakında Sivas'ta birleşerek yine bir kongre toplamak
istedikleri, olaylarla ilgili ha berleşmelerden anlaşılıyor. Böyle
beş on kişinin orada toplanmasından hiçbir şey çıkmayacağı hükûmetçe
bilinmektedir. Ne var ki, bunları Avrupa'ya anlatmak müm kün değildir.
İşte bunun içindir ki, onların orada toplanmasına meydan vermemek
gerekiyor. Bunu sağlayabilmek için, her şeyden önce, Sivas'ta hükûmetin
tam ola rak güvenini kazanmış va memleketin iyiliğine olan tebligatı
olduğu gibi yerine getirmeye azimli bir vali bulundurmak gerekmektedir.
Yüksek şahsınızı onun için oraya gönderiyoruz. Gerçi, Sivas'ta kongre
toplamak isteyen birkaç kişiye engel olmak o kadar güç birşey değilse
de, yüksek dereceli sivil memurlarla, komutan ların, subayların
ve askerlerden bazılarının da bunlarla aynı düşüncede olmaları dolayısıyla,
hükûmetin aldığı tedbirleri ellerinden geldiğince boşa çıkarmaya
ve malum şahısları güçleri yettiği kadar korumaya çalışacakları
gözönünde bulundu nılarak, güvenilir bir iki yüz kişinin yanınızda
bulunması başarı sağlama ba kımından uygun görülmektedir. Bundan
dolayı, daha önce yazdığım gibi, oralar daki Kürtlerden güvenilir
yûz elli kadar atlıyı birlikte alarak, oradan niçin gi dildiğini
hiç kimseye sezdirmeden, Sivas'a hiç kimsenin beklemediği bir zamanda
vararak, vali ve komutanlığı hemen ele alacak ve sayıları az olmakla
birlikte ora daki jandarma ve askeri iyi kullanacak olursanız, karşınızda
başka bir kuvvet bulunmayacağı için derhal otoritenizi kullanarak
toplantıya meydan vermemiş ola cağınız ve orada bulunanlar varsa
hemen yakalayıp, göz altında İstanbul'a gönde rebileceğiniz âşikârdır.
Böylece, kazanılacak hükûmet nüfuz ve otoritesi, içeride macera
peşinde koşanlan yıldırarak bir daha bu gibi kötü hareketlerin meydana
gelmesini önleyeceği gibi, dışanda da pek iyi bir etki yapacak,
yabancıların asker çıkararak oraları işgal etmek konusundaki tasarılarından
vazgeçmeleri için hükû metçe yapılacak müracaat ve teşebbüslere
sağlam bir dayanak oluşturacaktır. Zaten Sivas halkının bazı tanınmış
kimselerinden araştırılarak elde edilen doğru bilgilere göre, halk
bu politikacıların kışkırtmalarından, para toplamak için yaptıkları
bas kılardan pek nefret etmiş. Bu hareketlerin önlenmesi için, hükümete
her türlü yar dıma hazırdır. Orada derhal jandarmaya yazılacak,
istenildiği kadar asker buluna cağı, bunlara nüfuzlu kimseler tarafından
özel olarak yardım edileceği haber veril mektedir. Bu şekilde, yeteri
kadar ve hûkumete kuvvetle bağlı jandarma birliği kurulduktan sonra,
birlikte götüreceğiniz süvarileri hoşnut ederek yerlerine gön deririz.
İşte alınacak tedbirler bundan ibarettir. Bunun kolaylıkla ve başarıyla
uy gulanması, sadece son derece gizli hareket etmeye bağlıdır. Sivas'a
tayininizden, hattâ o taraflara gideceğinizden kendi aileniz içinde
en çok güvendiğiniz bir tek kimseye bile bahsetmeyiniz. Sivas'a
girinceye kadar, maksadınızı yanınızdakilere bile sezdirmeyiniz.
Bu, başannın temel şartıdır. Bu itibarla, şimdilik ailenizi her
halde orada bırakarak, etraftaki aşiretleri teftiş için beş on gün
kalacağınızı aile nize ve çevrenizdeki yakınlarnıza anlatarak, hemen
yola çıkıp bir gün öncesinden Sivas'a ansızın girmeye gayret etmelisiniz.
Oraya vardığınızda, aşağıdaki telgrafı gereken kimselere gönderip,
valilik ve komutanlığı ele alarak hemen işe başlamalı sınız. Bir
yandan da makine başında durumu Nezaret'e bildirmelisiniz. Böylece,
oradaki şartlar belli olur olmaz, size yine makine başında tarafımdan
gereğine uy gun tebligat yapılacaktır. Bu şekilde işe başladıktan
sonra, ne vakit uygun görür seniz ailenizi ve eşyanızı Sivas'a getirtebilirsiniz.
Yalnız, şimdi orada bulunan R e ş i t P a ş a ' nın valilik görevinden
alındığı, yerine bir başkasının gönderile ceği her nasılsa duyularak,
kendisi tarafından Nezaret'e başvurulmuş olduğundan ve adları malûm
kimselerin yakında Sivas'ta toplanmak istedikleri alınan haber lerden
anlaşıldığından, boşuna bir dakika geçirilmeksizin bir an önce hareketle,
oraya vaktinden önce ulaşmaya gayret etmeniz, işin gereği olarak
pek önemli ve zaruridir. Bu durum karşısında, ne zaman hareket edeceğinizin
ve ne kadar za manda oraya varabileceğinizin bildirilmesi gerekiyor.
Sivas'ta ilgililere göstereceğiniz telgraf şudur :
Zâtıâlîlerinin Sivas ve komutanlığına tayinleri Meclis-i Vûkelâ
kara rıyla Padişah Hazretleri'nin yüce buyruklarına sunulmuş ve
gereği şerefle onaylan mış olduğundan, hemen hareketle, bu telgrafı
Sivas'taki sivil ve askerî memurlar dan gerekenlere gösterip, vali
ve komutanlığı üzerinize alarak göreve başlamanız ve durumu hemen
bildirmeniz tebliğ olunur. 3.9.1919
Dahiliye Nâzırı Harbiye Nâzırı
Âdil Süleyman Şefik
58) Bakanlar Kurulu.
Bâbıâli, 6.9.1919
Malatya'da Elâzığ Valisi Galip Beyefendi'ye
İlgi : 6.9.1919.
Eşkıya takibi için gönderilecek kuvvetin masraflarının jandarma
ödeneği he sabına malsandığından karşılanması zarurîdir. Kaç kuruş
sarf edileceğinin ve gön derilecek kuvvetin miktarı ile hareket
gününün hemen bildirilmesi.
Nazır Âdil
Dahiliye nâzırı üç gün sonra da A l i G a l i p' in bir telgrafına
kar şılık olduğu anlaşılan şu telgrafı veriyor :
İstanbul, 9.9.l919
İlgi : 8.9.1919. Sayı : 2
Malatya'da Elâzığ Valisi Beyefendi'ye
Sivas'ta güvenilir bir vasıta olmadığından veterli bilgi alınamamakta
ise de ora halkından burada bulunan bir adamın ifadesine ve başka
yerlerden de alınan genel bilgilere göre, önce halk bu kışkırtmalara
taraftar değildir. Sonra, asker yok denecek kadar azdır. Bu hareketi
idare etmekte olanlar, malûm şahıslar ile komu tan ve subaylardan
bazılarıdır. Bunlar, işe millî bir yön vererek maksatlarını be nimsetmeye
çalışmaktadırlar. Oysa, millet bu işlere taraftar değildir. Orası
daha yakın olduğu için, istediğiniz bilgiyi kolaylıkla elde edebilirsiniz
: Bununla, birlikte; gazeteler her nasılsa Sivas'a tayininizden
bahsetmiş olduklarından, bir gün önce yola çıkmanız daha da önem
kazanmıştır. Birlikte bulunduracağınız kuvvet ne ka dar çok olursa,
başannın o oranda kolaylaşacağı âşikârdır. Bu kuvvetin miktarları
ile, hareket tarihinizin bir gün öncesine kararlaştırılarak bildirilmesini
bekliyo rum.
Nâzır Âdil
A l i G a l i p B e y bu telgrafa karşılık olarak, Malatya'dan son
defa şu telgrafı veriyor :
Çok ivedi ve gizli Kendisi tarafından çözülecektir
Dahiliye Nezareti'ne
Bu ayın 14'üncü günü yeterince kuvvetle eşkiyanın peşine düşüp ve
ya kalanması için Malatya'dan hareket edecek şekilde gerekli tedbirler
alınmıştır. Tan rı'nın yardımı ile çarpışmadan başanlı sonuç alınacağına
güven buyurulsun. Yalnız yazılan cevapları ve gerekleri geciktirilmemelidir.
9.9.1919
Elâzığ Valisi Ali Galip
Bu telgraftan, 9 -10 Eylül gecesini hükûmet dairesinde heyecanlar
içinde ve sabaha kadar uykusuz olarak geçiren A l i G a l i p'in
9 Ey lül 1919 günü, henüz kahramanlığının üzerinde ve Tanrı'nın
yardımı ile çarpışmada başarıdan pek ümitli olduğu anlaşılıyor.
Efendiler, bu olaydan ve bu belgelerden haberdar edilen sivil âmir
lerden Dahiliye Nâzırı Â d i l B e y' e Komutanlardan da Harbiye
Nâzırı S ü l e y m a n Ş e f i k P a ş a 'ya, güvensizlik bildiren
telgraflar çekil mesinin uygun olacağı düşünüldü. Halkın dikkati
çekildi.
Sivas Valisi R e ş i t P a ş a 'nın telgrafına cevap veren  d
i l B e y 'in şu sözleri ne kadar garip ve şaşırtıcıdır. Â d i l
B e y sözünü ettiğim telgrafı şu cümlelerle bitiriyordu : ".
. . . . . Elbette Halife Hazret leri'nin yüce buyruklarına uyma
gereğini takdir edersiniz! " (Belge : 70).
Efendiler, bir tesadüf eseri olarak bu görüşme sırasında ben de
telgrafhanede bulunuyordum. Bir aralık dayanamadım. Şu telgrafı
yazıp çekilmek üzere memura verdim.
10,11.9.1919
Dahiliye Nâzırı Âdil Bey'e
Milletin, Padişah'ına maruzatta bulunmasına engel oluyorsunuz. Alçaklar,
ca niler! Düşmanlarla millete karşı haince tertiplere girişiyorsunuz.
Milletin kudret ve iradesini takdirden âciz olduğunuza şüphe etmiyordum.
Ancak, vatan ve millete karşı haince ve son bir çırpınışla alçakça
harekette bulunacağınıza inanmak istemi yordum. Aklınızı başınıza
toplayın. G a l i p B e y ve yardakçıları gibi aptalların verdikleri
ahmakçasına ve asılsız sözlere kapılarak ve M i s t e r N o w i
l gibi milletimiz ve vatanımız için zararlı olan yabancılara vicdanınızı
satarak yaptığınız alçaklıkların milletçe sorulacak hesabını göz
önünde bulundurunuz. Güvendiğiniz şahısların ve kuvvetin sonunu
öğrendiğiniz zaman, kendi sonunuzla karşılaştırmayı unutmayınız.
Mustafa Kemal
Bütün komutanlar da gerektiği şekilde müracaatta bulundular. 12
Eylül'e kadar aldığımız raporlardan, kaçakların, 10 11 Eylül gecesini
Raka'da geçirdikleri, 11-12 Eylül gecesini de Raka'nın yarım saat
yakınındaki bir köyde, bir aşiret reisinin yanında geçireceklerinin
anlaşıldığı bildiriliyordu (Belge : 71 ). Bu bilgi, 20'inci.15'
inci ve 13'ün cü Kolordu Komutanları'na bildirildi (Belge : 72).
11 Eylül ve 11-12 Eylül'de Malatya ile telgraf başında yapılan
ha berleşmeler, daha Malatya'da, kesin emir ve talimat almış olan
şahıs ların zihinlerinin daha henüz bir karışıklık içinde bulunduğunu
göstere cek nitelikte idi.
Elâzığ'dan gelen Alay Komutanı İ l y a s B e y "Mutasarrıf
Bey'in gönderdiği özel bir adam tarafından Vali A l i G a l i p
ve Mutasarrıf H a l i l B e y'lerin bazı şartlarla yerlerine dönmek
istedikleri" bildiril miş. "Memleketin selâmeti adına
bunların bu şekildeki tekliflerini kabul etmenin uygun olup olmadığı
konusundaki emrinizi beklemekte olduğu muz arz olunur" demekteydi
( 11 Eylül) (Belge : 73).
Bunun arkasından İ l y a s B e y, 11/12 Eylül gecesî yine telgraf
başına gelen Süvari Alay Komutanı C e m a l, Mutasarrıf Vekili T
e v f i k, Topçu Alay Komutanı M ü n i r, Jandarma Yüzbaşısı F a
r u k, Baytar Binbaşısı M e h m e t ve Elâzığ'dan gelen Alay Komutanı
İ l y a s B e y ler adına şunları yazdırdı :
Malatya'dan İ l y a s B e y : Güvenilir bir kimse olan Jandarma
Yüzbaşısı F a r u k B e y'den biraz önce alınan bilgiler aşağıda
verildiği gibidir :
F a r u k B e y , Kâhta ve çevresinde takipte, Malatya'ya beş saat
uzaklıkta ki Raka köyünde Kürtlerin toplandıklarını, şimdi Mutasarrıf
ile arkadaşlarının orada bulunduklarını, Siverek'e kadar uzanan
bölgedeki aşiretlerin birbiri ardınca buraya gelmekte olduklarını;
Dersim aşiretle rine varıncaya kadar Kürtlük adına çağırıldıklannı,
Mutasarrıf'ın plânına uyularak önce Malatya'ya saldırıp tamamiyle
yağmaladıktan sonra, bü tün kuvvetleri ile Sivas'a doğru yürüyeceklerini,
Malatya'da bulunan Türkleri öldüreceklerini ve süreceklerini, Dersim'lilerin
de aynı zamanda Harput'a yürüyeceklerini bildiriyor. Çünkü, mutasarrıfın
Malatya'dan gitmesi Kürtlük adına kendilerine karşı büyük bir aşağılama
ve hakaret olarak sayılıyormuş. Vali böyle bir yağmaya ve katliama
taraftar ve razı olmadığını, ancak, mutasarrıfın düşüncesine de
engel olamayacağını bildirmiştir. Malatya'ya çarpışarak girdikleri
zaman Kürt bayrağı çeki leceğini ve yanlarındaki İngiliz binbaşısı
da Urfa'da bulunan İngiliz tü meninin harekete hazır olduğunu bildirmiş
ise de, H a c ı B e d i r A ğ a' nın bunun kabul etmediği ve aşiretlerin,
Malatya'nın Kürdistan'ı sayılıp Malatya'da Kürt bayrağn çekilmesinde
direndikleri, dün akşam Malatya'ya dönmek isteyen valiyi bırakmadıkları
abartılmadan arz olu nur.
Şartları aşağıdadır :
1- Valinin yerine dönmesi;
2 - Mutasarrıfın eskiden olduğu gibi yerinde kalması;
3 - Elâzığ'dan gelen askerin geri gönder ilmesi;
4 - Vali yüz silâhlı Kürtle Malatya'ya girdiği zaman huzurun sağlanması
ve Sivas'a doğru yürümesi;
5 - Aşiretlerden alınan yedi tüfekle bir tabancanın geri verilmesi;
6 - Yukarıda arz ettiklerime emirleri.
İ l y a s B e y'e şunu yazdım :
11,12.9.1919
Malatya'da İlyas Beyefendi'ye
1- Verdiğiniz bilgiler hey'etimizce dikkate alındı. Zatıalinize
şartlar ileri sürenler kimlerdir? Böyle bir ilişkiye girişmek asla
doğru değildir. Hainlikleri or taya çıkan vali, mutasarrıf ve yardakçılarının
yakalanmaları, kışkırtmaya çalıştık ları bazı gafil kimselerin de
uyarılması söz konusudur. Bunun için bütün şiddeti ile karşı koymak
gerekir. 13' üncü, 15' inci ve 3'üncü Kolordu Komutanları şu daki
kada telgraf başında, alınacak ortak tedbiri kararlaştırmaktadırlar.
Elde edilebilen kuvvetler her taraftan harekete geçirilmiştir. Oraca
alınması gereken tedbirlerin zâtıâlîniz tarafından sükûnet ve ciddiyetle
alınmış bulunduğuna güvenimiz tamdır. O bölgede bulunan bütün telgrafhanelerin
tutulması ve Mutasarrıf Vekili T e v f i k B e y kardeşimiz de hükûmetin
güç ve otoritesini en üstün bir şekilde göster mesi dikkate alınmalıdır.
2 - Şu anda Anadolu'nun bütün merkezlerinden Zâtışâhâne'ye, yapılan
ha inlik arz edilmektedir .Oraca da aynı şekilde hareket edilmelidir.
3 - İngiliz binbaşısının sözleri blöftûr. Kürtlerin de birleşip
toplanabilseler bile, asker kuvveti karşısında ne dereceye kadar
başarı gösterebileceklerini takdir buyurursunuz.
4 - B e d i r A ğ a ' yı, Keven aşiretinin reislerini ve bu haince
hareketlere karşı olan beyleri tarafınıza çekmeye çalışmanız uygun
olur.
5 - Adıyaman'dan hareket eden sûvari bölüğü ile, Siverek ve Diyarba
kır'dan hareket eden birer taburla bağlantınız var mı? Nerelere
vardılar?
Telgrafhanede bulunan Kongre Hey'eti adına
Mustafa Kemal
Gerçi, kongre toplantı halinde değildi ve telgrafhanede bulunmu
yordu. Fakat maneviyatı kuvvetlendirmek için, Kongre Hey'eti ile
ilgili göstermeyi uygun buldum ve imza olarak, yalnız "Kongre
Hey'eti" diye aynı nitelikte ayrıca bir telgraf da yazdım (Belge
: 74).
Bu telgrafıma ek olarak, Urfa'da, Ayıntap'ta, Maraş'ta bulunan
ve sayıları pek az olan yabancı kuvvetlerini bildirerek " size
bir yabancı tü meninden bahsedenlerin sözleri vatan ve millet hainlerinin
yalanını ak tararak maneviyatınızı kırmak alçaklığından. . ."
dır dedim (Belge : 75).
İ l y a s B e y, telgrafıma verdiği cevapta, "bir saldırı
halinde, şiddetle karşı konulması kesin olarak kararlaştırılmıştır."
dedikten son ra, "eldeki kuvvet, Malatya'yı uzun bir süre bir
Kürt saldırısına karşı savunmaya yeterli değildir. Bunun için elden
gelen sür'atle yardımcı kuvvetler gönderilmesine emir buyurulması
bir kere daha istirham olu nur" dedi (Belge : 76).
İ l y a s B e y'e gereğinde bir şey bildirilebilsin diye, telgrafhanede
bir subay bırakarak, önemli olan işinin başına dönmesini rica ettim
(Belge : 77).
İ l y a s B e y tarafından 12 Eylül'de çekilen bir telgrafı, subay
larınız ve memurlarınız için çeşitli bakımlardan yararlı olacağı
düşün cesiyle, olduğu gibi bilginize sunacağım :
Malatya, 12.9.1919
Sivas'ta 3' üncü Kolordu Komutanlığı'na
Halep'teki İngiliz ordusuna bağh albay rütbesinde M ö s y ö P. P
e e l (Pîl) adında bir İngiliz subayı, bugün 12.9.1919 tarihinde
öğle üzeri Malatya'ya gelmiştir. Maksadının Malatya, Harput ve Diyarbakır
bölgelerinde, bölgenin ileri gelenleri, sivil ve askerî memurlarla
görüşmek olduğunu, kaçak M i s t e r N o w i l' in görevi ile ilgili
bir şey bilmediğini ve bu konuda İngiliz Hükümeti'nin kesinlikle
bilgisi olmadığını ve böyle bir propagandacı subayın buralarda gezmesini
kabul edemeyeceğini ve aşiretler içerisinde derhal buraya getirilmesi
için kendisine emir verileceğini söyledi. Eğer haince bir maksatla
buralarda dolaştığı kanısına vârırsa, tutuklu olarak Halep'e göndereceğini
ekledi. Vali G a l i p B e y ' i de kendisiyle görüşmek üzere, hayatının
korunması hususunda kendisine güvence vererek buraya davet etme
isteğinde bulundu. Bu hususta, üst makamdan adı geçenin buraya gelebilmesi
için emir almadan gelmesinin mûmkün olamaya cağını, bunun için ilgili
makamlara başvuracağımı da söyledim. Bu izin emrinin sür'atle bildirilmesi
için aracı olmamı rica etti. Kendisi "yüksek siyası mutemet"
adıyla anılırmış. İstanbul Hükûmeti onu tanırmış. Burada iki gün
kaldıktan sonra Harput'a gidecekmiş. Giriş belgesi yoktur. Kendisine,
saygıdeğer bir misafir ol duğu ve özel bir saygı gösterileceği söylenmiştir.
Valiyi buraya getirtmesine ve bu zatın Harput'a doğru seyahat etmesine
izin verelim mi? Bildirilmesi. Sivas'tan iki subayın şimdi geldiği
arz olunur.
15' inci Alay Komutanı İlyas
Bu telgrafta söz konusu edilen hususlarla nasıl hareket edileceğini
gösteren görüşlerimiz, şu şekilde kısaca bildirildi :
Sivas, 12.9.1919
Malatya'da 15'inci Alay Komutanlığına
İlgi : 12.9.1919.
1- Kim olursa olsun, giriş belgesi olmayan bir yabancı subayın
Osmanlı ülkesinde işi yoktur. Kendisine büyük bir nezaketle, fakat
askerce, kesin bir tu tumla durumu bildiriniz ve geldiği yere hemen
dönmesini isteyiniz. Memleketten çıkıncaya kadar da ileri gelen
kimseler ve memurlarla hiçbir siyasî temasa gel memesi için yanına
yetenekli, uyanık bir subay katınız.
2 - Kaçak valinin vatan hainliği ile suçlandığını, ele geçince
yakalanarak kanunun adaletli pençesine teslim edileceğini, bu konuda
başka bir şey yapma imkânı olmadığını ayrıca anlatırsınız, efendim.
Mustafa Kemal
Efendiler, alınan tertip ve tedbirler ve özellikle gösterilen sertlik
ve şiddet sayesinde, A l i G a l i p ve H a l i l B e y' lerin ayartmaya
çalıştıkları aşiretler dağılmış, ümitsizliğe düşen A l i G a l i
p, önce Urfa'ya oradan da Halep'e kaçmıştır. M i s t e r N o w i
l de göz altın da rahatça Elbistan üzerinden gitmiştir. Ötekiler
de birer yolunu bula rak kaçmışlardır. Bu safhaları daha çok açıklamakta
bir yarar görmüyo rum. Bu konuda söylediklerime ek olarak yayınlanacak
belgelerin okun masından, bugün ve gelecek için ibret dersi olabilecek
noktalar çıkarı lacağını umarım (Belge : 78, 79, 80, 81 ).
HAİNLERLE İŞBİRLİĞİ YAPAN FERİT PAŞA KABİNESİNE
HÜCUM
Efendiler, bilginize sunduğum belgeleri gördükten sonra, zannederim
Ali Galip tarafından yapılan teşebbüsün Padişah'ın ve Ferit Paşa Hükûmeti'nin
ortak bir teşebbüsü olduğuna şüphe ve tereddüt edenler kalmaz. Bu
hainliğin ortak elebaşılarına karşı nasıl bir durum almak gerektiği
bellidir. Ancak, buna karşı yapılacak teşebbüste elden geldiğince
açıktan açığa hareket etmekten vazgeçmek ve o günün gereğinden olmakla
birlikte teşebbüs gücünü çeşitli hedeflere yöneltmekten sakınarak
bir noktada toplamak ihtiyatlı bir davranış olurdu. Biz de hücuma
hedef olarak yalnız Ferit Paşa Kabinesi'ni tespit ettik ve Padişah'ın
da bu Ferit Paşa Kabinesi'nin Padişah'ı olaylardan haberdar etmeyip
aldatmakta olduğu tezini tuttuk. Padişah, durumu öğrenecek olursa,kendisini
aldatanlara müstahak oldukları işlemi uygulayacağına güvenimiz olduğunu
ileri sürdük. Hükûmetin ortaya çıkmış olan cinayeti üzerine, kendisine
güven duyulmaması tabiî olduğundan, gerçeklerin yalnız ve ancak doğrudan
doğruya Padişah'a arz edilmesi ile durumun düzeltilebileceğini, teşebbüslerimiz
için hareket noktası olarak kabul ettik. Bu düşünceyle, Eylül'ün 11'inci
günü, Padişah'a çekilmek üzere telgraf hazırlandı. Bu telgrafta, tahmin
buyuracağınız üzere, zamanın gereği olan birçok basmakalıp sözler
içinde : Hükûmetin silâh zoruyla kongreyi basma yoluna giderek Müslümanlar
arasında kan dökülmesine sebep olacağı, Kürdistan'ı ayaklandırmak
suretiyle vatanı parçalatmak plânını para karşılığında yüklenmiş olduklarının
belgelerle açığa çıktığı, hükûmetin bu işlerde âlet olarak kullandığı
adamların perişan edilerek kaçmaya mecbur edildiği, yakalandıkları
takdirde kanunun pençesine teslim edilecekleri, bu cinayetleri hazırlayan,
Dahiliye ve Harbiye Nâzırları vasıtasıyla da emredip uygulatan İstanbul
Hükûmeti'ne milletin güveninin kalmamış olduğu bildirildikten sonra,
namuslu kimselerin oluşturduğu yeni bir hükûmetin kurulması, bu casus
şebekesi hakkında sür'atle kanunî soruşturma yapılarak suçluların
cezalandırılması isteniyor; âdil bir hükûmet kuruluncaya kadar, İstanbul
Hükumeti ile hiçbir haberleşme ve ilişkide bulunmamaya karar vermiş
olan milletten ordunun ayrılamayacağını, olayın içyüzünü bilen ve
o çevrede bulunan biz kolordu komutanları arza mecbur olduk deniyordu.
İşte bu telgraf suretinin bütün kolordularca İstanbul'a çekilmesinin
uygun olacağı düşünüldü.11 Eylül günü telgraf başında kolordu komutanlarına
şu talimatı verdim :
" Şimdi bir suret vereceğiz. Bu suretin 3' üncü, 15' inci,
20' nci, 13 ve 12' nci Kolordu Komutanlarının ortak imzalarıyla
çekilmesini uygun görüyoruz. Okuduktan sonra diğer komutanlarla
aynı zamanda çekmek için bekleyiniz."
Sadrazamlık Yüksek Katına
Şimdi doğrudan doğruya kutsal Başkomutanı'mız, şanlı Halifemiz Efendimiz'e
önemli bir arzda bulunmak mecburiyetindeyiz. Engellenmemesini rica
eder,aksi takdirde bundan doğacak ağır sonuçların sorumluluğunun
yalnızca yüksek şahsınıza ait olacağını arz ederiz. 12' nci Kor.,
13' üncü Kor., 20' r.ci Kor., 15' inci Kor., 3' üncü Kor. Yapılacak
önemli maruzat, yukarıda arz etmiş olduğum üzere, padişaha çekilen
telgrafta yazılanlardan ibaretti.
Eylülün 11' inci günü ve özellikle 12/13 gecesi, her tarafta, kolordu
komutanları telgraf merkezlerine gelerek kararlaştırıldığı şekide
İstanbul'la haberleşmeye çalışıyorlardı. Fakat sadrazam ortadan
kaybolmuş gibiydi. Cevap vermiyordu. Biz de, telgraf başında, sadrazamın
telgrafları alıp cevap vermesi için baskıda bulunuyorduk. İstanbul
merkezindeki telgraf memurları ile yapılan uzun çekişmelerden sonra,
bir telgraf memuru şu bilgiyi verdi :
" Sadrazam Paşa'ya yazılanlar telefonla söylendi. Alınan cevapta
: Telgraf metni Sadrazam Paşa Hazretleri'ne arz olundu. Bildirecekleri
maruzatları usulünce telgrafla arz olunmalıdır. Gelen telgraflar
da usulüne uygun olarak Padişah'a takdim edilir, buyurduklarını
Müdür Bey söylüyor, efendim."
Bunun üzerine, gece yarısından sonra saat 4.00'te Sivas telgrafhanesine
çekilmek üzere şu telgraf gönderildi : 11/12.9.1919
Sadrazam Ferit Paşa'ya
Vatan ve milletin haklarını ve kutsal varlıklarını ayak altına alarak,
Padişah Hazretleri'nin yüce padişahlık şeref ve haysiyetlerini çiğneyerek,
gafilce bir takım hareket ve teşebbüslerde bulunduğunuz ortaya çıkmıştır.
Milletin padişahımızdan başka hiçbirinize güveni kalmamıştır. Bu
sebeple durum ve dileklerini ancak Padişah Hazretleri'ne arz etmek
zorundadır. Hükûmetiniz meşru olmayan hareketlerinin sonuçlarından
korkarak, millet ile padişah arasına artık engel çekiyor. Bu konudaki
direnmeniz daha bir saat sürerse, millet kendisini her türlü hareket
ve faaliyetlerinde serbest saymakta haklı bulacaktır ve bütün vatanın
meşru olmayan hükûmetinizle kesin olarak ilgi ve bağlantısını kesecektir,
bu son uyarımızdır. Bundan sonra milletin tutacağı yol burada bulunan
yabancı subaylar vasıtasıyla, İtilaf Devletleri temsilcilerine de
ayrıntılı olarak bildirilecektir.
Genel Kongre Hey'eti
Sivas Telgraf Müdürlüğü'ne de aynı zamanda, telefonla şu emir verildi
: Genel Kongre Hey'eti
Kolordu Komutanlarına aşağıdaki genel duyuru yapıldı :
20 nci Kolordu Komutanlığı'na
5 inci Kolordu Komutanlığı'na
13 üncü Kolordu Komutanlığı'na
3 üncü Kolordu Komutanlığı'na
Kongrenin Padişahlık yüce katına olan maruzatına İstanbul'da Telgraf
Başmüdürlüğünce ,engel olunmuştur. Bir saatlik bir sürede Saray'a
yol verilmezse bütün Anadolu nun İstanbul'la haberleşmesinin kestirileceği
cevap olarak adı geçen müdürlüğe bildirilmiştir. Kongrenin bu meşru
isteğine olumlu oevap alınmadığı takdirde, tebliğ anından başlayarak
Ankara, Kastamonu, Diyarbakır telgraf merkezleriyle Sinop'taki telgraf
haberleşmelerinin durdurulması, yani kongre ile ilgili haber ve
bildiriler dışında hiçbir telgrafın İstanbul'a geçirilmemesi ve
İstanbuldan da kabul edilmemesi; Batı Anadolu ile haberleşmemize
engel olmayacaksa Geyve Boğazı yönündeki hattın da tutulması veya
geçici olarak kesilmesi ve yapılan işlerin sonuçlarının bildirilmesi
rica olunur, Bu talimatın yerine getirilmesine engel olacak telgraf
memurları, bulundukları yerlerde derhal Divan-ı Harb'e verilerek
haklarında en ağır ceza uygulanacaktır. İşbu tebligat gereğinin
yerine getirilmesi 20 nci, 15 inci, 13 üncü ve 3 üncü Kolordu Komutanlarından
rica edilmiştir. Alındığının bildirilmesi. Sıvas'ta Genel Kongre
Hey'eti
Bu telgrafla verilen talimat daha sonraki telgraflarla da tamamlanmıştır.
11-12 Eylül gecesi yapılmış olan genel tebliğe ek olarak da şu
ricada bulunuldu.
Bu gece sonuç elde edilinceye kadar bütün komutanlarla sivil idare
âmirlerinin ve ilgili hey'etlerin telgrafhaneden ayrılmamaları rica
olunur. Genel Kongre Hey'eti
Telgrafhanelere de şu uyarıda bulunuldu :
Ektir : Bu tebligat gereğinin yerine getirildiği haberi Kongre
Hey'eti'nce öğrenildikten sonra, yine aramızda haberleşmeye devam
edileceğinden telgrafhanelerde adam bulundurulması rica olunur.
Kongre Hey'eti |