TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TOPLANIYOR
Efendiler bu türlü olaylara bundan sonra daha geniş çapta rastlayacağız.
Büyük Millet Meclisi'nin toplanmasını ve açılmasını sağlamaya çalıştığımız
günlerde, bizi en çok uğraştıran, Düzce, Hendek, Gerede gibi Bolu
bölgesindeki yerlerden başlayıp, Nallıhan, Beypazarı üzerlerinden
Ankara'ya yaklaşacak kadar genişleyen gericilik ve isyan dalgaları
oimuştur. Ben bir taraftan bu dalgaların durdurulmasına çalışırken,
bir taraftan da Ankara'da toplanmakta olan ve genel durumu daha
iyice bilmeyen milletvekillerini dehşete düşürecek olaylar karşısında
bırakmamak ve böyle durumların ortaya çıkmasıyla Meclis'in toplanamaması
gibi uğursuz ihtimalleri önlemek çarelerini, düşünüyordum. Bunun
için Meclis'in açılmasında acele ediyordum. Nihayet, gelebilmiş
oian milletvekilleriyle yetinerek Meclis'in, Nisanın 23' üncü Cuma
günü açılmasına karar verdik. Bu karar üzerine, 21 Nisan 1920 tarihinde
bütün memlekete yaptığım tebligat metnini, o günün duygu ve düşüncelerine
ne kadar uymak zorunda kalındığını gösteren bir belge olmak bakımından
aynen bilgilerinize sunmayı yerinde buluyorum.
Telgraf : çok ivedi
Ankara'ya acele yazı gönderilmesi Ankara, 21.4.1920
Kolordulara (14' üncü Kolordu Komutan Vekilliğine), 61'inci Tümen
komutanlığına, Refet Beyefendi'ye, Bütün Valiliklere, Bağımsız Sancaklara,
Müdafaa-i Hukuk Merkez Hey'etlerine, Belediye Başkanlıklarına
1- Tanrının lütfuyla Nisanın 23' üncü Cuma günü, cuma namazından
sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
2 - Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması
gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi'nin
açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak
ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Veli Câmi-i Şerifinde
cuma namazı kılınarak Kur'an'ın ve namazın nurlarındanda feyz alınacaktır.
Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif alınarak Meclisin
toplanacağı yere gidilecektir. Meclise girmeden önce bir dua okunarak
kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şerîf'ten başlayarak
Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı'nca askerî birliklerle
özel tören düzeni alınacaktır.
3 - Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak
vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretleri'nin düzenleyeceği
şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak
ve Hatm-i $erîf'in son kısımları uğur getirsin diye cuma günü namazdan
sonra Meclis'in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.
4 - Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren
aynı şekilde kilde Hatm-i Şerîfler indirilmesine ve Buhari-i Şerif
okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek,
hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri'nin
mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz'in yüce varlıklarının,
şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve
saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından
sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat makamı ile
bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele'nin
önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden
meydanâ gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi'nin vereceği vatani
görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir.
Daha sonra, Halife ve Padişah'ımızın, din ve devletimizin vatan
ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir.
Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan
sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükûmet konağına gelinerek
Meclis'in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her
tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerîf okunacaktır.
5 - Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştınlabilmesi
için her vasıtaya başvurulacak, sür'atle en ücra köylere, en küçük
askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlanna ulaştırılması
sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak
ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.
6 - Yüce Tanrı'dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.
Hey'et-i Temsiliye adına
Mustafa Kemal
22 Nisan 1920 tarihinde de şu küçük tebliği yayınladım :
Dakika geciktirilmeyecektir. 22.4.1920
Bütün Valiliklerle, Müstakil Sancaklara, Kolordulara, Nazilli'de
Albay Refet Beyefendi'ye. Bursa'da 20, nci Kolordu Komutanı Ali
Fuat Paşa Hazretleri'ne , Bursa'da 56' ıncı Tümen Komutanı A 1 b
a y B e k i r S a m i B e y e f e n d i y e, Balıkesir'de 61' inci
Tümen Knmutanı Albay Kâzım Beyefendi'ye
Tanrı'nın lütfuyla Nisa'nın 23' üncü Cuma günü Büyük Millet Meclisi
açılarak çalışmaya başlayacağından, o günden itibaren askerî ve
sivil bütün makamlarla bütün milletin tek mercünin Büyük Millet
Meclisi olacağı bilgilerinize sunulur.
Hey'et-i Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Saygıdeğer Efendiler,
Şimdiye kadar bilginize sunmuş olduğum hususlar, şahsım ve Hey'et-i
Temsiliye adına üzerinde durduğum olayların açıklanmasıyla ilgiliydi.
Bundan sonra söyleyeceklerim, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışından
ve hükûmetin kuruluşundan bugüne kadar meydana gelmiş olan olayları
ve değişiklikleri içine alacaktır. Burada söyleyeceklerim, aslında
herkes tarafından açıkça bilinen veya kolaylıkla bilinmesi mümkün
olan olaylann safhaları ile ilgilidir. Gerçekte, Meclis tutanaklarında,
bakanlıkların dosyalarında, basın kolleksiyonlarında bu olay ve
hâdiselerin belgeleri kayıtlı ve saklı bulunmaktadır. Bu bakımdan
ben, bütün bu olayların genel akışını işaret ve tespit etmekle yetineceğim.
Maksadım, inkı- lâbımızın incelenmesinde tarihe yardımcı olmaktır.
Bütün bu olay ve hâdisalerin akışında, Türkiye Büyük Millet Meclisi
ve Hükûmeti'nin Başkanı Başkomutan ve Cumhurbaşkanı sıfatlarını
taşımış olmaktan çok, teşkilâtımızın genel başkanı olarak kendimi
bu görevi yerine getirmeye mecbur sayarım.
TÜRK MİLLETİNİN TAKİP ETMESİ GEREKEN SİYASİ İLKE : MİLLİ
SİYASET
Efendiler, Meclis'in açıldığı ilk günlerde, Meclis'e, içinde bulunduğumuz
durum ve şartları açıklayarak takip edilmesini ve uygulanmasını
yerinde bulduğum görüşlerimi arz ettim. Bu görüşlerin başlıcasıTürkiye'nin,
Türk milletinin takip etmesi gereken siyasî ilke ile ilgiliydi.
Bilindiği gibi, Osmanlılar zamanında, çcşitli siyasî ilkeler takip
edilmişve edilmekteydi. Ben, bu siyasî ilkelerin hiçbirinin, yeni
Türkiye'ninsiyasi şekillenmesinde ilke olarak kabul edilemeyeceğine
inanmıştım.Bunu Meclis'e anlatmaya çalıştım. Bu nokta üzerinde daha
sonra daçalışmaya devam edilmiştir. Bu hususla ilgili olarak, öteden
berisöylediklerimin ana noktalarını, burada hep birlikte hatırlamayı
yararlı bulurum.
Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek, mücadele ve müsademe demektir.Hayatta
başarı kazanmak, mutlaka mücadelede başarı kazanmayabağlıdır. Bu
da maddî ve manevî güç ve kudrete dayanır hir husustur.Bir de, insanların
uğraştığı bütün meseleIer, karşılaştığı bütün tehlikeler,elde ettiği
başanlar, toplumca yapılan genel bir mücadelenin dalgalarıiçinden
doğagelmiŞtir. Doğulu kavimlerin Batılı kavimlere taarruzve hücumu
tarihin bellibaşlı bir safhasıdır. Doğu milletleri arasında, Türklerin
başta geldiği ve en güçlüsü olduğu bilinmektedir. Gerçekten de Türkler,
İslâmlıktan önce ve İslâmlıktan sonra Avrupa içerisine girmişler,saldırılar,
istilâlar yapmışlardır. Batı'ya saldıran ve İspanya'yı zaptederekFransa
sınırlanna kadar uzanan Araplar da vardır. Fakat Efendiler, hersaldırıya,
daima bir karşı saldırı düşünmek gerekir. Karşı saldırı ihtimalinidüşünmeden
ve ona karşı güvenilir bir tedbir bulmadan saldırıyageçenlerin sonu,
yenilmek, bozguna uğramak ve yok olmaktır.
Batı'nın Araplara yaptığı karşı saldırı, Endülüs'te acı ve ibret
alınmayadeğer bir tarihî felâketle başladı. Fakat orada bitmedi.
KovalamaKuzey Afrika'ya kadar sürüp gitti.
A t t i 1 â 'nın Fransa ve Batı-Roma topraklarına kadar yayılmış
olanimparatorluğunu hatırladıktan sonra, bakışlarımızı, Selçuklu
Devleti'ninyıkıntıları üzerinde kurulmuş olan Osmanlı Devleti'nin,
İstanbul'da DoğuRoma İmparatorluğu'nun taç ve tahtına sahip olduğu
devirlere çevirelimlim. Osmanlı hükümdarlan arasında Almanya'yı,
Batı Roma'yı zaptederekçok büyük bir imparatorluk kurma teşebbüsünde
bulunmuş olanıvardı. Yine, bu hükümdarlardan biri, bütün İslâm dünyasını
bir merkezebağlayarak yönetmeyi düşündü. Bu amaçla Suriye'yi ve
Mısır'ı zaptetti."Halife" ünvanını takındı. Diğer bir
sultan da hem Avrupa'yı zaptetmek,hem de İslâm dünyasını hüküm ve
idaresi altına almak gayesini güttü.Batı'nın sürekli karşı saldırısı,
İslâm dünyasının hoşnutsuzluk ve isyanıve bu şekilde bütün dünyayı
ele geçirme tasavvur ve emellerinin aynı sı-nırlar içine aldığı
çeşitli unsurların uyuşmazlıkları, sonunda, benzerlerigibi, Osmanlı
İmparatorluğu'nu da tarihin sinesine gömdü.
Efendiler, dış siyasetin en çok ilgili bulunduğu ve dayandığı temel,devletin
iç teşkilâtıdır. Dış siyasetin iç teşkilâtla uyarlı olması gerekir.Batı'da
ve Doğu'da, başka başka karaktere, kültüre ve ülküye sahipbiribirinden
farklı unsurları tek sınır içinde toplayan bir devletin iç teşkilâtı,elbette
temelsiz ve çürük olur. O halde, dış siyaseti de köklü ve sağlamolamaz.
Böyle bir devletin iç teşkilâtı özellikle millî olmaktan uzak olduğu
gibi, siyasî ilkesi de millî olamaz. Buna göre, Osmanlı Devleti'nin
si-yaseti millî değil, belirsiz, bulanık ve kararsızdı.
Çeşitli milletleri, ortak ve genel bir ad altında toplamak ve bu
çeşitliunsurlardan oluşan kitleleri eşit haklar ve şartlar altında
bulundurarakgüçlü bir devlet kurmak, parlak ve çekici bir siyasî
görüştür. Fakat aldatıcıdır. Hattâ, hiçbir sınır tanımayarak, dünyadaki
bütün Türkleri bile birdevlet halinde birleştirmek, varılması imkânsız
bir hedeftir. Bu,yüzyılların ve yüzyıllarca yaşamakta olan insanların
çok acı, çok kanlı olaylarla meydana koyduğu bir gerçektir.
Panislâmizm ve Panturanizm siyasetinin başarıya ulaştığınave dünyayı
uygulama alanı yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir.Irk
ayrılığı gözetmeksizin, bütün insanlığı içine alan tek hir dünyadevleti
kurma hırslarının sonuçları da tarihe yazılmıştır. İstilâcı olmakhevesleri
konumuzun dışındadır. İnsanlara her türlü şahsî duyguve bağlılıklarını
unutturup, onları tam bir kardeşlik ve eşitlik içinde birleştirerek,
insancı bir devlet kurma teorisinin de kendine göre şartlarıvardır.
Bizim, kendisinde açıklık ve uygulama imkânı gördüğümüz siyasîilke,
millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları, yüzyılların dimağlardave
karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmakkadar
büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantığınifadesi
böyledir.
Milletimizin, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletinbütünüyle
millî bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilâtımıza tam olarak
uyması ve ona dayanması gerekir. Millî siyaset dediğim zaman kastetiğimanlam
ve öz şudur : Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendikuwetimize
dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçekçek
saadet ve refahına çalışmak... Genellikle milleti uzun emeller peşindede
yorarak zarara sokmamak... Medenî dünyadan, medenî, insanî ve karşılıklı
dostluk beklemektir.
HÜKÜMETİN KURULMASI
Efendiler, Meclis'e teklif ettiğim önemli bir husus da hükûmetin
kurulması konusuydu. Bu meseleninve bununla ilgili bir teklifte
bulunmanın, o devir için ne kadar nazik olduğunu takdir buyurursunuz.
Gerçek, Osmanlı saltanatının ve hilâfetin yıkılmış ve ortadan kalkmış
olduğunu düşünerek yeni temellere dayanan, yeni bir devlet kurmaktan
ibaretti. Fakat durumu olduğu gibi dile getirmek, amacın büsbütünkaybedilmesine
yol açabilirdi. Çünkü, halkın düşünce ve eğilimleri dahaPadişah
ve Halife'nin mazur durumda bulunduğu yolundaydı. HattâMeclis'te,
ilk anda, hilâfet ve saltanat makamıyla temas kurmak ve İstanbulHükûmeti'yle
uzlaşma aramak akımı başgöstermişti.
İstanbul'daki şartların, Halife ve Padişah ile ne açıkça ne de
özelve gizli olarak görüşmeye elverişli olmadığını açıklamaya çalıştım.
Böylebir temasla ne anlamak istediğimizi sordum. Eğer milletin,
bağımsızlığınıkazanmak ve vatanın bütünlüğünü sağlamak için çalışmakta
olduğunuhaber vermek için ise, buna gerek yoktur. Çünkü, Padişah
ve Halifeolan zatın da bundan başka bir şey düşünmesine ve istemesine
imkân varmıdır? Bunun aksini ağzından işitsem inanmam; mutlaka zorlamave
baskı altında söyletildiğini kabul ederim dedim. Aleyhimizde çıkarılmışolan
fetvanın uydurma olduğunu, İstanbul Hükûmeti'nin emir vebildirilerinin
dirilerinin yoruma muhtaç bulunduğunu söyleyerek,bazı zayıf kalpli
vekıt düşünceli kimselerin göstermek istedikleri ihtiyatı gerekli
bulmadığımızıbelirttim.
MİLLİ HAKİMİYET TEMELİNE DAYANAN HALK HÜKÜMETİ : CUMHURİYET
Şunu arz etmek istiyorum ki, hükûmetin kurulması dayanan ile ilgili
bir teklif ileri sürmeden önce, duygu ve düşünceleri gözönünde bulundurmak
zarureti vardı. Bu zarurete uymakla birlikte, asıl maksadı saklıtutan
teklifimi bir önerge halinde sundum. Kısa bir tartışma ile ve bazıitirazlara
rağmen kabul edildi,
Bu önergeyi bugün gözden geçirecek olursak, orada esaslı ilkelerintespit
ve ifade edilmiş olduğunu görürüz. Müsaade buyurursanız, bu ilkeleri
burada birer birer birer sayacağım :
1- Hükûmetin kurulması zarurîdir.
2 - Geçici olarak bir hükûmet başkanı seçmek veya Padişah'a birvekil
tanımak mümkün değildir.
3 - Meclis'te yoğunlaşan millî iradenin, doğrudan doğruya vatanın
mukadderatına el koymuş olduğunu kabul etmek temel ilkedir .Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir kuvvet yoktur.
4 - Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkilerinikendisinde
toplar.
Meclis'ten seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir hey'et,hükûmet
işlerine bakar. Meclis başkanı, bu hey'etin de başkanıdır.
Not : Padişah ve halife, baskı ve zorlamadan kurtulduğu zamanMeclis'in
düzenleyeceği kanunî esaslar çerçevesinde durumunu alır.
Efendiler, bu ilkelere dayanan bir hükûmetin niteliği kolaylıklaanlaşılabilir.
Böyle bir hükûmet, millî hakimiyet temeline dayanan halkhükûmetidir.
Cumhuriyet'tir.
Böyle bir hükûmetin kurulmasında ana ilke, kuvvetler birliği teorisidir.Zaman
geçtikçe bu ilkelerin taşıdığı kavramlar anlaşılmaya başladı.İşte
o zaman tartışmalar ve olaylar biribirini kovaladı.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA BENİ
SEÇTİ
Saygıdeğer Efendiler, açık ve gizli oturumlarda, bir iki gün süren
konuşma ve açıklamalardan ve işaret ettiğim ilkeleri içine alan
teklifi yaptıktan sonra, yüce Meclis beni başkanlığa seçmekle bana
karşı genel güvenini gösterdi.
Burada ufak bir noktayı da açıklamalıyım :
Hatırlarsınız ki, oluşmaya başlayan millî birliği, milletin coşmasınave
uyanmasına bağlamaktan çok, şahsî teşebbüs eseri sayıyorlardı. Buarada
benim teşebbüslerde bulunmamın engellenmesini önemli görüyorlardı.Beni
millete ve hükûmete reddettirmekten ve lânetletmekten yararumuyorlardı.
Yapılan propaganda da : "Ben reddedildiğim ve lânetlendiğimtakdirde,
millet ve devlet aleyhinde hiçbir harekette bulunulmayacak...Bütün
kötülüklerin sebebi benim şahsımdır. Bir adam için, birmilletin
pek çok tehlikeleri göze alması akla sığmaz" şeklindeydi. Hükûmetmet
ve düşmanlar, benim şahsımı, millete karşı bir silâh gibi kullanıyordu.Bu
sebeple, 24 Nisan 1920 günü, gizli bir oturumda, Meclis'e bu durumuaçıkladım.
Başkanlık seçiminde, bunun da bir sakınca olarak dikkatealınmasını
ve yalnız millet ve memleketin selâmeti düşünülerek oyve kararlarırıın
isabetle verilmesini rica ettim.
BAKANLAR KURULU'NUN KURULMASI
Efendiler, Büyük Millet Meclisi, Bakanlar'ın seçimi ile ilgili
2 Mayıs 1920 tarihli kanunla, Genelkurmayişlerini de yürütmek üzere,
Büyük Millet Meclisi'nde 11 bakanlı birBakanlar Kurulu meydana getirdi.
Görülüyor ki, Meclis'in açılış tarihi olan 23 Nisandan beri bir
haftakadar zaman geçmiş bulunuyor. Bu süre içinde memleket ve millet
işlerive özellikle yıkıcı akım ve faaliyetlere karşı tedbir alma
hususu elbettebir an bile gecikemezdi ve gecikmemiştir. Yalnız,
Bakanlar Kurulu'nunseçimi ile ilgili kanun çıktığı zaman, Meclis'ce
bakanlığa seçilen kimselerden bazıları, daha önce fiilî olarak göreve
başlamışlar ve bana yardımediyorlardı. Bu arada İ s m e t P a ş
a Hazretleri de Genelkurmayişlerini üstlenmiş bulunuyordu.
Efendiler, bu münasebetle bir noktayı belirtmeyi gerekli buluyorum:O
günlerde, mevcut arkadaşların hangi işlerde görevlendirileceklerininuygun
olacağı düşünülürken, Genelkurmay Başkanlığı için İ s m e tP a ş
a'yı tercih etmiştim. Ankara'da bulunan R e f e t P a ş a , beni
özelolarak görerek bilgi vermemi istedi. Anlamak istediği, Genelkurmay
Başkanlığı'nın en yüksek askerî makam olup olmadığı noktasıydı.
Benden ,söz konusu makamın en yüksek askerî makam olduğu ve ondan
daha yüksek makamın Millet Meclisi olacağı cevabını alınca, buna
itiraz etti. İ s m e t P a ş a'nın, başkomutanlık demek olan bu
durumuna razı olamayacağınısöyledi. Görevin çok önemli ve nazik
olduğunu, benim bütün arkadaşlar hakkındaki bilgi ve tarafsızlığıma
güvenmenin uygun olacağınısöyledim. Kendisinin böyle bir iddiada
bulunınasının yakışık almadığınıda ilâve ettim.
Efendiler, daha sonra Batı Cephesi Karargâhı'nda görüştüğüm F u
a t P a ş a da, İ s m e t P a ş a'nın Genelkurmay Başkanlığı'na
kesinliklekarşı çıktı. F u a t P a ş a'yı da, duruma en uygun olan
çözüm yolununkabulündeki zarurete inandırmaya çalıştım. R e f e
t ve F u a t P a ş a'ların kendilerine has bazı düşüncelerine ilâve
ettikleri itiraz şuydu :Kendileri daha önce Anadolu'da benimle birlikte
çalışmışlar. Fakatİ s m e t P a ş a sonradan katılmış. Oysa, bundan
önceki konuşmalarımda,sırası ve yeri geldiği için arz etmiştim ki,
İ s m e t P a ş a , benim İstanbul'dan ayrılmamdan önce benimle
işbirliği yapmıştı. Daha sonra Anadolu'ya gelmiş ve birlikte çalışmıştık.
Fakat F e v z i P a ş aH a z r e t l e r i'nin Harbiye Nazırlığı'na
gelmesi üzerine bazı önemlidüşüncelerle ve özel görevle tekrar İstanbul'a
gönderilmişti.Bu bakımdan düşünce ve işbirliğinde kıdem söz konusu
olamazdı.
Genelkurmay işlerinin ilk defa İ s m e t P a ş a'ya verilmesinde
isabetsizlik olsaydı, bu konuda F e v z i P a ş a Hazretleri'nin
de beni uyarmaları bir vatan görevi olurdu. Oysa, Paşa Hazretleri,
aksine bu görevlendirmeyi pek yerinde bulmuş ve kendileri, teklif
edilen Millî SavunmaBakanlığı'nı çok samimî bir duyguyla derhal
kabul buyurmuştur. İ s m e tP a ş a'nın, gerek Genelkurmay Başkanlığı'nda
gerek daha sonraki Cephe Komutanlığı'nda gösterdiği liyakat ve üstün
gayret, kendisine görevvermekte doğru hareket ettiğimi fülî olarak
ispat etmiş bulunduğu için,millete karşı, orduya karşı ve tarihe
karşı tam bir iç huzuru içindeyim.
HIYANET-İ VATANİYE KANUNU VE İSTİKLAL MAHKEMELERİ
KURULMASI
Efendiler, Meclis, 29 Nisan 1920 tarihinde Hıyanet-i Vataniya Kanunu'nu
ve sonraki aylarda İstiklâl Mahkemeleri Kanunları'nı da çıkarmakla,
inkılâbın tabiî gereklerini yerine getirmiş oldu.
Efendiler, İstanbul'un işgalinden sonra başlayan birtakım yıkıcıakımlara,
olaylara, isyanlara dokunmuştuk. Bunlar hızla memleketin hertarafından
biribiri ardınca ortaya çıktı ve sürüp gitti.
İstanbul'da D a m a t F e r i t P a ş a , derhal yeniden iktidar
mevkiine getirildi. Damat Ferit Paşa Kabinesi, İstanbul'daki bütün
yıkıcı vehain kuruluşların meydana getirdiği blok, bu blokun Anadolu
içindekibütün isyan teşkilâtı, bütün düşmanlar ve Yunan ordusu elbirliği
ile aleyhimizde faaliyete geçtiler. Bu ortak saldırı politikasının
talimatı da,Padişah ve Halife'nin, düşman uçakları da dahil olduğu
halde, her türlü vasıtayla memlekete yağdırdığı "Padişah'a
karşı ayaklanma" fetvasıydı.
Bu genel, çeşitli ve haince saldırılara karşı, biz de, daha Meclis
açılmadan önce, Afyonkarahisarı'nda, Eskişehir'de ve bütün demiryolu
boyunda bulunan düşman birliklerini Anadolu'dan çıkarmak, Geyve,
Lefke , Carablus köprülerini yıkmak ve Meclis toplanır toplanmazAnadolu
ulemâsının fetvasını almak suretiyle karşı tedbirlere giriştik. |
|