| Bu telgrafta, İstanbul ile Zonguldak arasında Fransız
telsizi ile haberlşmek üzere Fransız temsilcisinin izni alındığı bildirildikten
sonra : "Hükûmet ile bir uzlaşma esası kabul edildi mi? Kabul
edildiyse nerede buluşmanın mümkün olacağını ve hangi yolla gelmenin
uygun düşeceği sorulmakta idi."
İstanbul Posta ve Telgraf Genel Müdürü Orhan Şemsettinimzalı 11
Kasım 1920 tarihli bir emir de, Kastamflnu Posta ve Telgraf Başmüdürlüğü'ne
geliyordu. Bu emir, Ereğli Müdürlüğü'ne gönderilen ve resmî olmayan
bir mektubun zarfından çıkıyordu. Emir aynen şudur :
Madde 1- Anadolu ile hükumet merkezi (İstanbul arasında telgraf
haberleşmelerinin bir an önce başlatılması gereklidir.
Madde 2 - Bu maksadın gerçekleştirilmesi için, bir taraftan Sapanca
ileGeyve arasındaki ana hat üzerinde onarılabilecek durumda olan
tellerin sür'atlekullanılabilir duruma getirilmesi, diğer taraftan
da önemli yapım ve onarım çalışmalası gerektiren İzmit, Kandıra,
İncilli arasında yapım ve onarımına başlanması uygun görülmektedir.
Madde 3 - Sözü edilen onarımları yapmakla görevli olan İstanbul
Fen MüfettişiBekir Bey, emrinde bir başçavuş ve yeterince çavuşla
İzmit'e harekete hazırdır.
Madde 4 - Ellerinde Dahiliye Nezareti yüksek makamının görev belgesinitaşıyan
bu memurlar, herhangi bir yerde onarım çalışmaları gereğini duyduklarında,
tarafımızdan ilgili makamlarla haberleşilerek, kendilerine gereken
yardımınsağlanması himmetlerinizden beklenmektedir. 11 Kasım 1920.
Bu telgraf üzerine gerekenlere verdiğimiz emir, İstanbul ile temaskurmaktan
sakınılması ve telgraf hatlarını onarma bahanesiyle gelen olursa
tutuklanması ile ilgiliydi.
Efendiler, İzzet Paşa'nın dolaylı olarak gönderdiği şifreli telgrafına
cevap vermeyi, özel bir memurla gönderdiğimiz notların kendisince
okunduğu haberini aldıktan sonraya bırakıyordum. İzzet Paşa'nıntarafımızdan
verilen bilgileri aldıktan sonra da görüşünde ısrar edip etmediğini
anlamak istiyordum. Bu husus anlaşıldıktan sonra, İzzet Paşa'ya
aracılar vasıtasıyla şu cevabı verdim :
Zâtıdevletleri ve Salim Paşa Hazretleri'nin de katılmaları gerekli
olanhey'etle en kolay ve çabuk olarak Bilecik'te buluşmak mümkündür.
İstanbul'danya Sapanca'ya kadar tren ve oradan otomobille veyahut
da deniz yoluyla Bursa'yave oradan yine otomobille Bilecik'e teşrif
buyurulabilir. Bu yollar üzerinde şimdiden gerekenlere tebligat
yapılmıştır. Yolculuğun, Aralık ayının ikisine kadar Bilecik'te
bulunacak şekilde ayarlanmasına ve İstanbul'dan hangi tarihte hangi
yollahareket edileceğinin şimdiye kadar kullanılan vasıta ile Zonguldak'a
bildirilmesinirica ederim. Yolculuğun mümkün olduğu kadar gösterişsiz
yapılması hatırlatma kabilinden arz olunur. 25/26.11.1920.
Efendiler, İstanbul'da 23/24 Kasım 1920 tarihiııde yazılan ve İstanbul'a
varmış olan özel memurun imzasıyla İnebolu'ya gönderilen ve 27 Kasım'da
oradan Ankara'ya çekilen bir telgrafta, şu bilgiler veriliyordu
:
Bu gün 23.11.1920'de İzzet Paşa'nın yanında bulunduğum sırada,
Hariciye Nâzırı, son siyasî durumla ilgili olarak aşağıdaki açıklamaları
yapmıştır :
Yeni gelen İngiliz clçisi, Ermenistan, Gürcistan ve bir süre sonra,
İzmir'leilgili önemli konularda Osmanlı Hükumeti lehine bir çözümün
bulunacağırını söylemiş. Bu elverişli durumdan yararlanarak memleketin
geleceğinin sağlanabilmesiiçin büyük bir güçle çalışılarak fırsat
kaçınlmamalıdır. Eğer Ankara, zaman kazanmak isteğindeyse bile,
bir temas kurularak ilerideki kararlar birlikte alınmalıdır,dedikten
sonra şu satırlar ekleniyor :
Açıklamalara ek olarak, İzzet Paşa, kendisine tarafımızdan gönderilen
özetteki nşimdiye kadar yapılan mücadelelerin bugün bahşettiği ve
sağladığıimkânlardan yararlanmak görevimizdir cümlesiııe dayanarak
: Eğer Anadolu gönderilecek hey'eti kabul etmezse, doğnıdan doğruya
benimle temas kurarak maksadımızı kendimiz kararlaştırmalıyız. Bunu
da kabul etmedikleri takdirde, söz konusu cümledeki görüşten vazgeçildiği
anlaşılacağından, artık kabinede kalmayarakistifa edeceğini ve istersek
İstanbul'u dikkate almayarak kendisinin de Anadolu'yageleceğini
söylemiş.
Efendiler, aynı telgrafta, İstanbul basınında, İzzet Paşa'ya aitolduğu
bildirilen şu demecini de yayınlandığı yazılıydı :
Hükûmetin Anadolu'ya özel bir memur göndermekten maksadı, Ankara'dakilerle
bir temas kurulup kurulamayacağını anlatmak içindi. Oradan dönen
memur,bu temasın kurulabileceğini anlattı ve haberleşme de yapılabildi.
Elbette gereğininyapılmasına çalışacağız.
Böyle bir demecin Anadolu'nun görüşüne uygun düşmeyeceği ve yalanlanması
gerektiği ileri sürülmüş ise de, kabine bunu kabul etmemiş.Bununla
birlikte İzzet Paşa , Tercüman-ı Hakikat gazetesine şu demeci de
vermiş :
Memleketin yüksek çıkarları, şimdilik bu konuda basının susmasını
gerektirmektedir. Bu bakımdan bir iki gün daha demeç vermekte mazuruz.
Efendiler, Tevfik Paşa, Ahmet İzzet Paşa, SalihPaşa, zamanın büyük
adamları gibi tanınmışlardı. Millet bunları akıllı,tedbirli ve uzak
görüşlü olarak biliyordu. Bu sebeple Damat FeritPaşa çekilip yerine,
ileri gelenleri bu şahıslar olan bir kabine iş başınagelince, herkeste
türlü türlü ümitler uyandı. Tevfik Paşa Kabinesi ilk andâ Ankara
ile temas ve ilişki kurmak isteyince, kamuoyunda iyi niyetineinanmamak
için bir sebep görülemedi. Herkes Tevfik Paşa Kabinesi'niniktidara
gelmesini hayırlı saydı. Bu kabinenin rrıemleket ve milletin yüksek
çıkarlarını gözetecek çare ve yolları bulmadan iktidara gelmiş olduğunu
kabul etmek ve ettirmek :gerçekten güçtü. Kaldı ki, kendileri deİstanbul
çevrelerinde ve basında kullandıkları dille, kamuoyunu doğrulayacak
bir tavır takınnış bulunuyorlardı.
BİLECİK GÖRÜŞMESİ KARARLAŞTIRILIYOR
Biz, gerçek durumun herkesin sandığı ve düşürdüğügibi
olmadığına tamamen inanmış bulunuyorduk.Ancak, İstanbul'un kurtuluş
çaresi olarak ileri sürdüğü uzlaşma ve görüşme tekliflerini, kamuoyunu
inandırmaya yarayacak şartları hazırlamadan reddetmeyi uygun bulmadık.
Onun için, özellikle İzzet ve SalihPaşa'ların da içinde bulunacağı
bir hey'etle Bilecik'te görüşmeyi uygunbulduk. Bu zatlarla görüştükten
sonra, halkın bütün inanış ve görüşlerindeki yanlışlığın anlaşılacağına
şüphem yoktu. Bir de, her ne olursaolsun, kamuoyunca yukarıda işaret
ettiğim vasıfları ile tanınmış olan buzatların, İstanbul'da hükûmet
kurmalarının millî gaye için ne kadar zararlı olduğu meydandaydı.
Bu bakımdan, görüşmeden sonra da, kendilerinin İstanbul'a dönmelerine
müsaade etmeme gereği bence normaldi.İşte bu düşüncelerledir ki, İzzet
Paşa hey'etiyle Bilecik'te görüşmekararlaştırıldı. Görüşme 2 Aralıkta
değil, fakat 5 Aralıkta oldu.
Efendiler, bu görüşmeyi beklerken, o güne kadar cephede ve Ankara'
da geçen olayları da kısaca bilginize sunayım :
Efendiler, hatırlarsınız ki, İzzet Paşa'nın özel memurunun İnebolu
üzerinden İstanbul'a hareket ettirildiği 8 Kasım 1920 günü, FuatPaşa'nın
Moskova Büyükelçiliği, İsmet ve Refet Paşa'ların daBatı Cephesi'nde
görevlendirilmeleri kararlaştırılmıştı. İsmet Paşaertesi gün cepheye
hareket etti.10 Kasımda göreve başladı.
O zamanlar Ethem Bey'in yakın arkadaşı bulunan bir zatın Eskişehir'den
13 Kasım 1920 tarihli bir şifreli telgrafını aldım. Bu telgrafta
deniliyordu ki :
Ethem Bey'in, Fuat Paşa Hazretleri'nin yanında Rusya'ya gideceği
söylentisi cephede ve gerideki halk arasında kötü niyete yorulmaktadır.
Bu ibi kimselerin çevrenizden uzaklaştırıması, zâtıdevletlerinin
diktatörlükilan edeceğiniz zannını uyandırmıştır . . .
Efendiler, Ethem ve kardeşlerinin Türkiye'den uzaklaşmaları,gerçekten
Türkiye'nin de kendilrinin de yarar ve selâmeti bakımındanyerindeydi.
Bu sebeple, Fuat Paşa'ya, kendileri istedikleri takdirde,bunları
da birlikte alıp uygun şekilde görevlendirilebileceklerini söylemiştim.
Ethem Bey'in arkadaşı tarafından yazılan bu telgraftaki ifadelerin,
yalnız arkadaşının düşüncesi olduğu ve gerçeğe uygun bulunduğuelbette
kabul edilemezdi. Çünkü ne cephenin ne de halkın, EthemBey'in Rusya'ya
gönderilip gönderilmeyeceği konusu ile ilgisi yoktu.Özellikle :
"Ben diktatör olmak istiyorum; fakat Ethem ve benzerleriengeldir.
Onun için bu gibileri uzaklaştırıyorum" zannından söz edilmesibüsbütün
dikkatizni çekti.
ETHEM VE TEVFİK KARDEŞLERİN MUHALEFETE GEÇMESİ
İsmet Paşa'nın cephede çalışmaya başlamasından sonra,
Ethem Bey, rahatsızlığını ileri sürerek Ankara'ya geldi ve burada
uzun süre oturdu.Onun yokluğunda, kardeşi Yüzbaşı Tevfik Bey, Ethem
Bey'evekâleten Kuva-yı Seyyare'nin başında komutanlık ediyordu.
Durumu gerektiği gibi aydınlatabilmek için, bir olaylar zincirininbazı
ana noktalarına işaret etmek uygun olur. Kuva-i Seyyare Komutanlığı,Karacaşehir'de,
kendisine bağlı olmak üzere, gizlice Karakeçili adında bir birlik
kurmuştu. Bu kuruluş hakkında Batı Cephesi Komutanlığı'nın bilgisi
yoktu. Böyle bir birliğin varlığı 17 Kasım 1920'de tesadüfenöğrenildi.
Cephe Komutanlığı'nın bu birliğin varlığı hakkında bilgi istemesive
birliğin teftişe hazırlanması emri Ethem Bey tarafından yerine getirilmedi.
Cephe Komutanlığı'nca, sivil işlere ve geri hizmetlere karışılmamasıiçin
verilen genel emre aykırı olarak, Kuva-i Seyyare Komutanlığı,Kütahya
bölgesinde, her şeyde gösterdiği müdahale ve zorbalığını daha da
artırdı.
Cephe komutanı, Ethem Bey Kuve-i Seyyare'sinin, öteki gezici kuvvetlerden
ayrılması için "Birinci Kuva-i Seyyare" diye adlandırılmasınıemrettiği
halde, Ethem Bey ve kardeşi, bunu dikkate almakşöyle dursun, bu
emre rağmen kendi kendine Umum Kuva-yı Seyyareve Kütahya Havalisi
Komutanı şeklinde bir komutanlık durumu ortaya çıkardı.
Görülüyor ki, Ethem Bey ve kardeşi, enıirleri altındaki birlikleri
teftiş ettirmiyorlar, verilmemiş yetki ve ünvanları kendi kendilerinetakınıyorlardı.
Bütün Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili Tevfik imzasıyla 21Kasım 1920'de
Cephe Komutanlığı'na gelen bir raporda, 13'üncü düşmantümeninin
Emîrfakıhlı, İlyasbey, Çardak, Umurbey üzerinden gelmekteolduğu
ve akendi bölgesinde bulunan Gördeslilerin düşman askerini çağırdıklarıyolunda
bilgi vardı. Oysa, gerçekte ne düşman tümeni ilerliyorduve ne de
Türk halkı düşmanı çağırmıştı. Bu bilgilerin özel maksatlarla verildiğianlaşılacaktır.
Müslüman halkın düşmanı çağırması yalnızbir tek sebeple açıklanabilirdi
ki, o da tarafımızdan zulüm ve eziyet göreceklerine inanmalarıdır.
İşte Cephe Komutanı, durumu bu noktadan elealarak verdiği genel
emirde demişti ki :
Muharebenin doğurduğu bunalım sırasındaki kızgınlıkların etkisiyle
zorlayıcı sert tedbirler ise alınmasına kesinlikle engel olmak gerekir.
Hainlikleri ne derece kesinlikle anlaşılmış olursa olsun, hiçbir
köy asla yakılmayacak, halktan hiçkimse hiçbir birlik tarafından
hiçbir suçla idam edilmeyecektir. Casusluklan vedaha başka suçları
ortaya çıkmış kimselerin, göz altında İstikal Mahkemeleri'negönderilmeleri
gerekir.
Umum Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey, bu emrede karşı
çıktı.
Efendiler, düşman, kuvvetlerini toplu bulundurmak maksadıyla aldığı
tertibat yüzünden, Kuva-yı Seyyare bölgesindeki bazı yerleri boşaltmıştı.Buralarda,
sivil idare kuruluncaya kadar, halkın güven içinde idaresi için,hemen
teşkilât kurulmasına lüzum vardı. Bu sebeple jandarmahizmetinde
bulunmuş ve iyi halli tanınmış kimselerden seçilen yüz ellimevcutlu
bir sahra jandarma bölüğü teşkil edilerek "Simav ve BölgesiKomutanlığı"
adı altında bir komutanlık kuruldu. Bu komutanlık, sınırlarıbelli
bir bölge içinde güvenlik işlerine bakacaktı. Yarbay İbrahimBey
adında bir zatın görevlendirildiği bu komutanlığa yönetim ve inzibatbakımından
bu bölgedeki askerlik şubeleri de bağlanacaktı. Ordubirliklerinin
ve Kuva-yı Seyyare'nin komutanları yalnız askerî harekâttansorumlu
olacaklardı. Bu bölge komutanlığının kurulması dolayısıyla, o bölge
halkına, Cephe Komutanlığı tarafından yazılan bildiride : "Sizin
hertürlü dertlerinizi dinlemek, adaletli bir yönetim kurmak maksadıyla
Simav'da bir Bölge Komutanlığı kuruyorum"cümlesi vardı. Bu
cümleyi,Kuva-yı Seyyare Komutanlığı tarafından kötüye yorulacağını
göreceğiniziçin, özellikle kaydediyorum.
Düşmandan kurtarılan bu kasabalar halkı, kurtuluş tarihinden başlayarakiki
ay süreyle askerlik hizmetinden muaf tutulmuşlardı. UmumKuva-yı
Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey, birtakım düşünce vesebeplerle
bu bölge komutanlığına da itiraz etti.
Tevfik Bey, 23 Ekim 1920 tarihli bir raporunda : "Bir düşmantümeninin
taarruzu üzerine, kuvvetlerini Gönen köyü kuzeyindeki sırtlaraçektiğini
bildiriyor ve sol kanadımda bulunan Cumburdu kesimini emniyete alınıp"
diyor.
Düşmanın ciddî bir taarruzu olmamıştır. Kuva-yı Seyyare Komutanlığı'nınmaksadının,
ordu birliklerini cepheye sürdürüp, kendi kuvvetlerinigeride toplamak
olduğu anlaşılmıştı. Cephe Komutanı İsmetPaşa, Tevfik Bey'in verdiği
bilgileri ciddiye alarak, gerekenleregerektiği gibi emirler vermiş
olmakla birlikte, kendisinden de, "taarruzeden düşmanın aşağı
yukarı kaç top kullanmakta olduğunu" ve "Kuruköy'den yolboyunca
Çamköy'e doğru bir düşman harekâtının yapılıp yapılmadığını"
sordu ve Cumburdu vadisinin İslâmköy'e doğru emniyetealınmasının
Güney Cephesi'ne ait olduğunu bildirdi.
Tevfik Bey, 24 Kasım 1920 tarihinde Cephe Komutanlığı'nayazdığı
telgrafta iğneleyici birtakım sözlerden sonra, bendeniz, kuzeyve
güney cephelerinin her ikisinin de hükûmetin emrinde olduğunu sanıyorum.Mademki
değildir, idaresizlik yüzünden, boş yere burada vatanevlâtlarını
kırdıramayacağım. Yirmi dört saate kadar sol kanadımız kuvvetlibir
şekilde korunmadığı takdirde, Kuva-yı Seyyare'yi Efendiköprüsücivarına
çekeceğim. Bu konuda sorumluluğun kime ait olduğunu hükûmetbulsun,
Efendim diyordu. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Kuva-yıSeyyare
Komutanı'na cevap verdi ve dedi ki : "12'nci Kolordu, solkanadımızdan
kırk kilometre uzaktadır. Bundan başka, geri çekilmiş olandüşmanı
keskin taarruzla ve zorla yerinden atmak görevi birliklerimizeverilmiştir.
Bu bakımdan Kuva-yı Seyyare, düşmanı takip eden müstakilbir süvari
tümeni durumundadır. Düşmanın üstün kuvvetle taarruzlarınakarşı
yalnız başına tedbirler alır; düşman mevziî ve ciddî bir hareket
yaptıkça,buna karşı kesin savaştan kaçınır. Bu görevler süvari tümenlerineverilir.
Güney Cephesi'nde kuvvetli süvari birliği olmadığından, sizin cephenizisüvari
kuvvetleri ile genişletmek mümkün değildir. Güney CephesiKuva-yı
Seyyareler'le yalnız dış kanadından temas ve bağlantı sağlayabilir.Bu
da lâzımdır. Kısacası, cephemiz iyi idare edilmektedir. . . v.b."
Efendiler, Batı Cephesi Komutanlığı elbette ordunun kuvvet durumuve
miktarı ile ilgili bütçesini düzenlemek istiyordu. Bu maksatla 22/23Kasım
1920'de bütün cephe birliklerinden kuvvetlerinin mevcudu ile ilgilimuntazam
birer liste istedi. Cephe birliklerinin hepsinden cevap geldi.Kuva-yı
Seyyare istenilen mevcut listesini göndermedi. Bu konuda cephedenistenen
açıklamaya gelen cevapta, Tevfik Bey diyordu ki; "Kuva-yı Seyyarene
bir tümen ne de düzenli bir kuvvet haline getirilemez...Bu serserilerin
başına ne bir subay ne de askerî memuru koymak mümkün olmadığı gibi,kabul
ettirilmesi de mümkün değildir. Çünkü, subaygördüler mi Azrail görmüşcesine
isyan ediyorlar. Bizim birliklerimiz Pehlivan Ağa,Ahmet Onbaşı,
Sarı Mehmet, Halil Efe,Topal İsmail gibi adamlar tarafından idare
edilmektedir. Bölükeminleri de yazdığını okuyamaz ve okuduğunu yazamaz
adamlardandır."Sen yapamıyorsun" diye bunların değiştirilnesi
imkânı da yoktur. Kuva-yıSeyyare'nin şimdiye kadar olduğu gibi gelişigüzel
idare edilmesi zarurîdir...Aslında, Kuva-yı Seyyare, disiplin ve
düzene sokulmak şöyledursun, böyle bir düşüncenin doğmakta olduğunu
sezdiği anda dağılır.Rica ederim, bu yazdığım şeyleri bir şeye yormayınız...
TEVFİK CEPHE KOMUTANINI TANIMIYOR
Efendiler, tam bu günlerde, düşmanın, Bursa Cephesi
ilerisinde,İznik yakınlarında bir faaliyeti hissedildi. Cephe komutanı
bizzat oraya giderek yakından tedbirler almaya mecbur oldu. Onun için
28 Kasım 1920 tarihindeKuva-yı Seyyare Komutanı Tevfik Bey'e cevap
verirken : "BugünBilecik'e gidiyorum. Dönüşte sizinle nerede
karşı karşıya oturup görüşmek mümkün olur"sorusunu sormuştu.
Cephe komutanına cevap verilmemişti.Cephe komutanı, İznik durumuna
karşı, tedbir ve tertibat almakla meşgul bulunduğu sırada,Kuva-yı
Seyyare Komutanlığı'ndan savaş raporları gelmeye başlamış... Sebebi
sorulmuş :
"Raporlar gerektiği zaman Ankara'da Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'nayazılmıştır.
İmza : Yüzbaşı Tahsin" telgrafı alınmış.
Efendiler, bir cephe komutanı için, cephesinin bir kısmında geçenolaylardan
bilgi alamamak ne kadar güç bir durumdur. Böyle bir belirsizlikiçinde
kalmak, bütün cephenin idaresini yanlış yola sürükleyebilir.Düzeltilmesi
imkânsız tehlikeli durumlara yol açabilir. Cephe Komutanıİsmet Paşa,
29 Kasım 1920 tarihinde, durumu Ankara'da bulunanKuva-yı Seyyare
Komutanı Ethem Bey'e yazarak, raporlar için vekilinin uyarılmasını
bildiriyor.
İsmet Paşa, 29 Kasım 1920'de, bize şu telgrafı gönderdi :
Ankara'da Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na
Ankara'da Genelkurmay Başkanlığı'na
1 - Kuva-yı Seyyare Komutanlığı, 27.11.1920 akşaınından beri Cephe
Komutanlığına rapor vermemektedir.
2 - Bu gün Ethem Bey'den, vekilini uyarnıasını rica ettim. Düşmandan
geri alınanyerlerin idaresi için kurulan Simav Bölgesi Komutanlığı
dolayısıyla,Tevfik Bey'in üzüntü duyduğunu bildiren Ethem Bey'den
bu gün birtelgraf almış ve cevap vermiştim. Durumda dikkati çekecek
ölçüde bir olağanüstülükvarsa da, geniş bilgim yoktur. Oraca alınan
bilgilerin gönderilmesini rica ederim.
Efendiler, Batı Cephesi Komutanlığı ile Kuva-yı Seyyare Komutanlığıarasında
geçen yazışmaları ve ortaya çıkan durumu nasıl öğrendiğimimüsaade
buyurursanız açıklayayım :
Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey tarafından İsmet Paşa'ya
yazılan,asker kaçakları ile casusların İstiklâl Mahkemesi'ne karşı
olduğunu ve Kuva-yıSeyyare'nin sol kanadının yirmi dört saate kadar
12'inci Kolordu'ca emniyete alınmayacak olursa,kuvvetini Efendiköprüsü'ne
çekeceğini bildiren telgrafları, bana Ankara'da bulunanEthem Bey
verdi. Ben tabiî olarak bu telgrafları anlamlı buldum.Kuva-yı Seyyare'nin
durumunda tedbir alınmasını gerektiren dikkate değer bir hal gördüm.
Onun için, İsmet Paşa'ya çektiğim vebu telgrafları Ethem Bey vasıtasıyla
öğrendiğimi bildirdiğim 25 Kasım 1920tarihli telgrafta, "Tevfik
Bey'in, önem verdiğim bu müracaatınakarşı ne şekilde cevap verildiğinin
ve ne gibi tedbirler alınmiş olduğununbu gece bildirilmesini rica
ederim" demiştim.
İsmet Paşa, arada geçen yazışmayı olduğu gibi bildirdi.
Efendiler, bir taraftan da, 28 Kasım 1920 tarihinden başlayarak,Kuva-yı
Seyyare'nin sabah ve akşam raporları, "Umum Kuva-yı SeyyareKomutan
Vekili Mehmet Tevfik" imzasıyla doğrudan doğruya bana bildirilmeye
başladı.Tevfik Bey'e şu şifreli telgrafı yazdım :
Ankara, 29/30.11.1920
1'nci Kuva-yı Seyyare Komutan Vekili
Tevfik Beyefendi'ye
İki üç günden beri doğrudan doğruya bana göndermekte olduğunuz raporların
son maddesinde,Batı Cephesi Ordu Komutanlığı'na verilmiş olduğu
kaydınınbulunmadığı dikkatimi çekti. Bir yanlışlık mıdır, yoksa
bir sebebe mi dayanmaktadır?Bu konuda bilgi verilmesini rica ederim.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Mustafa Kemal
Bu telgrafıma Tevfik Bey'den cevap almadım. Fakat Ankara'da bulunanEthem
Bey'den rahmetli Hayati Bey'e şöyle bir yazı gönderildi :
30.11.1920
Hayati Bey Kardeşime
Tevfik Bey'le İsmet Beyefendi arasındaki anlaşmazlığın sebepleriyle,
bu konuda her ikisiyle yaptığımız yazışmalairı oldğu gibi takdimediyorum.
Lûtfen Paşa Hazretleri'ne gösterilip okunarak yanlış bir kanaata
meydanverilmemesini rica ederim, efendim.
Kuva-yı Seyyare ve Kütahya Bölgesı Komutanı Ethem
Efendiler, bu yazıya ilişik olan telgraflarda dikkati çeken noktalar
şunlardı :
Tevfik Bey, kardeşine diyor ki : "Simav Bölgesi Komutanlığı'nakesinlikle
ihtiyaç yoktur. Bu bölge komutanının Eskişehir'e dönmesi içinşimdi
emir verdim. Tevfik Bey, İsmet Paşa' nın halka hitabenyayınladığı
bildirisini de şöyle yorumluyordu :
"Bu bildiri, bulunduğumuz yerlerde bizim adaletsiz, emniyetsiz
ve namussuzcasınahareket ettiğimizi ilân ediyor... Kuva-yı Seyyare,
bunu kesinlikle kabuletmez. Bu konular aydınlanıncaya kadar, Kuva-yı
Seyyare, Batı Cephesi Komutanlığı'nı tanımayacaktır."
Bunun üzerine, Ethem Bey, İsmet Paşa'ya yazdığı telgrafta,kardeşinin
üzüntüsünden söz ettikten sonra, bu işlerin kendisinin dönüşündensonraya
bırakılmasını rica ediyor. Kardeşine de, durumu Batı Cephesi Komutanlığı'na
yazdığını,ancak kendisinin de ölçülü ve nezaketlidavranması ve mukabele
etmesi gerektiğini bildiriyor. Tevfik Bey,28 Kasım 1920'de Ethem
Bey'e yazdığı karşılık telgrafında :
"Namusumuzla oynayan Batı Cephesi Komutanı'nı bundan böyle
âmir olaraktanımayacağımı ve Simav'a gönderdiği komutanına, bu gün
yanındakilerlebirlikte Eskişehir'e dönmesi için emir verdiğimi....
vazmıştım", dedikten sonra"Bu hususta başka bir şey düşünemem
ve düşünebilmek imkânı da yoktur, efendim" diyordu.
Tevfik Bey'in kardeşine çektiği yine aynı tarihli 'bir telgrafında
da :
".... En ufak bir şey hissedersem bu yeni kurulan komutanlığın
bütün mensuplarınıgözaltında Batı Ordusu'na iade edeceğim. Batı
Ordusu Komutanı İsmet Bey'in bu cephe komutanlığını idare edemeyeceğini
anlıyorum" denilmekte idi.
Efendiler, bundan sonra, Kuva-yı Seyyare'nin savaş raporları Ankara'daEthem
Bey'e geliyor ve Ethem Bey tarafından Batı Cephesi'ne gönderiliyormuş.
Bundan başka, Kuva-yı Seyvare Komutanlığı, Batı Cephesi haberleşmelerinesansür
koymuş. Telgraf ve telefon hatlarının Kuva-yı SeyyareKomutanlığı'nın
haberleşmeleriyle meşgul olduğundan söz edilerek, cepheile haberteşmeler
açık ve resmî şekilde yasaklanmış. Aynı zamanda,Kuva-yı Seyyare'nin
Eskişehir dolaylanna saldıracağı söylentisi yayılmıştır.
ETHEM VE TEVFİK KARDEŞLERLE KENDİLERİ GİBİ DÜŞÜNEN
BAZI ARKADAŞLARININ MİLLİ HÜKÜMETE İSYANI
Saygıdeğer Efendiler, bu durumu hep birlikte incelemeyeyardım
edecek kadar bilgi arz ettiğimi sanıyorum. Kalaylıkla anlaşılmakta
idi ki, Ethem ve Tevfik kardeşlerle, kendileri gibi düşünen bazı arkadaşları,
miilî hükûmete karşı isyana karar vermişlerdi.Bu kararlarının uygulanması
için TevfikBey cephede bahane ararken ve kuvvetlerini cepheyi terk
ederek toplarken,Ethem Bey, milletvekili olan kardeşi Reşit Bey ve
dahabirtakımları da siyasî yoldan çalışıyorlardı. İsyan plânında başarılı
olabilmek için,her şeyden önce, buna engel sayılan Batı Cephesi'ndeki
ordununbaşında bulunan komutanın itibar ve makamından düşürülerekorduya
hâkim olunması gerekiyordu. Ondan sonra da Meclis kamuoyunutamamiyle
kendi lehlerine çevirerek komutan, bakan veya hükûmet düşürmektekolaylık
sağlamak önemli bir noktaydı. İşte bu maksatlarla çalışmaktaolduklarına
bizde şüphe kalmamıştı. Ethem Bey'in, İsmet Paşa'ya vekardeşi Tevfik
Bey'e yazdığı telgraflarda kullandığıyumuşak ve nazik bazı kelimelerin,
biraz daha zaman kazanmakmaksadına dayandığına ve bu meseleyi İsmet
Paşa ile TevfikBey arasındaki anlaşmazlıktan doğan bir üzüntü dolayısıyla,
en sonundaTevfik Bey'in öfkesine hâkim olmayarak biraz ileri gitmesindenibaret
gösterip, kendilerinin pek yumuşak başlı ve alçak gönüllü olduklarınıbir
zaman için daha göstermeye çalıştıklarına hükmetmemek mümkün değildi.Biz
de durumu olduğu gibi ciddî saydık. Siyasî ve askerî tedbirlerimizi
onagöre uygulamaya başladık.
Efendiler, arz etmeliyim ki, gerek cephede gerek Ankara'da her
bakımdanihtiyaç duyulan tedbirleri aldırmıştım. Ethem ve kardeşlerininisyanından
asla çekinmiyordum. İsyan ettikleri takdirde yola getirilip cezalandırılacaklarınaşüphem
yoktu. Onun için pek serin ve geniş hareketediyordum. Mümkün olduğu
kadar kendilerini nasihatle yola getirmeye vesaygılı olmaya çalışmayı,
bunu başaramadığım takdirde, kamuoyundadaha çok açıklık kazanacak
olan saldırganca faaliyet ve hareketleriningerektirdiğini yapmayı
tercih ediyordum. Bu düşünceyle, 2 Aralık 1920tarihinde, Ankara'da
bulunan Ethem ve Reşit Bey'lerle diğer bazıkimseleri de yanıma alarak
bizzat Eskişehir'e gitmeye ve orada İsmetPaşa ile de birleşerek
yüzyüze konuşmaya ve anlaşmaya karar vermiştim.Ethem Bey'in bu geziye
benimle gitmekten çekineceğini tahminediyordum. Halbuki, Ethem Bey'i
de birlikte alıp götürmek bencepek gerekliydi. Bunun için istekli
olsun olmasın, Ethem Bey'i de birliktegötürmek veyahut ısrarı halinde
ona göre bir tutumu benimsemeküzere gereken tedbirlerin alınmasını
da emretmiştim.
Gerçekten de, ertesi günü, Ethem Bey hastalığını ileri sürerekbirlikte
seyahat edemeyeceğini bildirdi. Doktor Adnan Bey de Ethem Bey'inrahatsızlığının
seyahate engel olduğunu söyledi. Israr ettim.Nihayet 3 Ekim 1920
akşamı özel bir trenle Eskişehir'e hareket ettik.Ethem ve kardeşi
Reşit Bey'lerden başka yanımızda bulunan arkadaşlardan başlıcaları
şunlardı :
Kâzım Paşa, Celâl Bey, Kılıç Ali Bey, Eyüp Sabri Bey, Hakkı Behiç
Bey, Hacı Şükrü Bey.
4 Aralık 1920 sabahı, erkenden, henüz ben uykudayken tren Eskişehir'e
vardı.Daha önce İsmet Paşa'nın henüz Bilecik'te bulunduğuanlaşılmış
olduğıından Eskişehir'de durmayıp Bilecik istasyonuna gitmeyekarar
vermiştik. Eskişehir'de uyandığım zaman, trenin niçin durduğunuve
yoluna devam etmediğini sordum. Yaverlerim, arkadaşların sabah kahvaltısıyapmak
üzere istasyonun karşısındaki lokantaya gittiklerinive şimdi gelmek
üzere bulunduklarını söyledi. Çabuk gelmeleri içinhaber gönderilmesini
istedim. Birkaç dakika sonra "hazırız" denildi."Bütün
arkadaşlar geldi mi?" dedim. Bunun üzerine yapılan araştırmadananlaşıldı
ki, herkes hazırdı ama Ethem Bey bir arkadaşıyla birlikteortada
yoktu. Derhal Ethem Bey'in kaçırıldığına hükmettim.Fakat bunu kimseye
söylemedim. Yalnız, "o halde, dedim, EthemBey olmaksızın bizim
Bilecik'e gitmemizde bir fayda yoktur. İsmetPaşa'yı da buraya çağırırız."
İsmet Paşa da, telgraf başında yapılan özel bir görüşmedensonra,
Eskişehir e hareket etti. Daha önce, yalnız ve özel olarak görüşmemizgerekli
olduğundan ben de bir iki istasyon ileri giderek buluştuk.Birlikte
4 Aralık 1920 akşamı Eskişehir'e geldik. Orada bekleyen arkadaşlarlahep
birlikte bir lokantada yemek yedik. Ethem Bey yoktu. Neredeolduğunu
kardeşinden sordum. Rahatsız, yatıyor dedi. O gece İsmetPaşa'nın
karargâhında Kâzım Paşa, Celâl Bey, HakkıBehiç Bey de hazır olduğu
halde, Reşit ve Ethem Bey'lerlekonuşacaktık. Onun için Reşit Bey,
Ethem Bey'in hasta olduğunu söylerken,görüşmek üzere karargâha gelebileceğini
de ilâve etmişti.Yemekten sonra karargâha girtik, fakat Ethem Bey
gelmemişti. Reşit Bey'e nevakit geleceğini sordum. Verdiği cevap
şuydu : EthemBey şu dakikada kuvvetlerinin başındadır!
Bu habere rağmen sakin olmayı ve görüşmeyi tercih ettik.
Şu noktayı da belirtmeliyim ki, ben Eskişehir'e resmî bir sıfatla
gitmemiştim.Orada hazır bulunan bazı arkadaşların yanında, İsmet
Paşa ile olan görüşmeve konuşmalarımızı tarafsız bir arkadaş sıfatıylayaptığımı
söylemiştim. İsmet Paşa, durumu, aralarında geçen haberleşmeleri,Kuva-yı
Seyyare Komutan Vekili olarak Tevfik Bey'inaldığı serkeşçe tavrı
anlattı. Reşit Bey, kardeşleri ve kendi adına cevap veriyordu.Reşit
Bey, pek kaba ve saldırganca konuşmaya başladı.Kardeşlerinin birer
kahraman olduklarını, hiç kimsenin emri altınagirmeyeceklerini,
bunu böylece kabul etıneye herkesin mecbur olduğunupervasızca söylüyor;
ordu, disiplin, komuta ve hükûmet kavramlarıylabunların gereklerine
dair ileri sürülen görüşlere kulak bile vermiyordu.Onun üzerine,
ben dedim ki : "Bu dakikaya kadar sizinle eski bir arkadaşınız
sıfatıyla vesizin lehinizde bir sonuç almak için samimi bir duyguyla
görüşüyordum.Bu dakikadan itibaren arkadaşlık ve yakınlığım sonbulmuştur.
Şimdi karşınızda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve Hükûmeti'ninBaşkanı
bulunmaktadır. Devlet Başkanı olarak, Batı Cephesi Komutanı'na,durumun
gereğini yerine getirmek üzere yetkisini kullanmasını emrediyorum."Hemen
İsmet Paşa da dedi ki : "Emrimde bulunankomutanlardan herhangi
biri bana karşı gelmiş olabilir. Ben onuyola getirmeye ve cezalandırmaya
muktedirim. Bu konuda daha kimseyekarşı aczimi itiraf etmiş ve hiç
kimsenin bana ait olan bu görevin kolaylıklayerine getirilmesi için
yardımını rica etmiş değilim. Ben durumungerektirdiği işleri yaparım."
Tarafımdan ve İsmet Paşa tarafından alınan bu ciddî tavır üzerine,avazı
çıktığı kadar bağırırcasına konuşan Reşit Bey, derhal şimdi;ileri
gitmekte acele edilmemesini, kendisi kardeşlerinin yanına gidersebir
uzlaşma çaresi bulabileceğini söyledi. Bundan bir sonuç çıkmayacağı,maksadın
kardeşlerine durumu anlatmak ve zaman kazanmak olduğu meydandaydı.Buna
rağmen Reşit Bey'in bu teklifini kabul ettik.Ertesi günü, İsmet
Paşa'nın hazırlatacağı özel bir trenle Kütahya'vakardeşlerinin yanına
gitmesi uygun görüldü. Kazım Paşa'nın daReşit Bey'le birlikte gitmesi
yerinde bulundu. Hareket ettiler.
BİLECİK GÖRÜŞMESİ
Saygıdeğer Efendiler, müsaadenizle bu hikâyeyi şimdilikburada
bırakacağım. Aynı günde, yani 5 Aralık 1920'de Bilecik istasyonundabekleyen
Ahmet İzzet Paşa hey'etine temas edeceğim : Hatırınızdadır ki,İzzet
Paşa'nın istek ve teklifi üzerine, kendileriyle Bilecik'tegörüşülmesine
karar verilmişti. Hey'et, ayın dördünden beri beniBilecik istasyonunda
bekliyordu. Bu hey'et, İzzet ve Salih Paşa'larlaelçilerden Cevat,
Ziraat Nâzırı Hüseyin Kâzım, Hukuk MüşaviriMünir Bey'lerden ve Hoca
Fatih Efendi'den kurulmuştu.Bilecik istasyon binasının bir odasında
birleştik. İsmet Paşa da beraberdi.Görüşme şöyle geçti : Ben, ilk
söz olarak "Türkiye Büyük MilletMeclisi ve Hükûmeti Başkanı"
diye kendimi tanıttıktan sonra : Kimlerlemüşerref oluyorum" sorusunu
yönelttim. Salih Paşa, benim maksadımıkavrayamadığı için, kendisinin
Bahriye ve İzzet Paşa'nın da Dahiliye Nazırıolduğunu söylemeye çalışırken,
ben derhal, İstanbul'da birhükûmet ve kendilerini o hükûmetin üyeleri
olarak tanımadığımı; eğerİstanbul'daki bir hükûmetin nâzırları olarak
görüşmek istiyorlarsa, kendileriylegörüşmekte mazur olduğumu bildirdim.
Ondan sonra kimlik veyetki söz konusu edilmeden görüşülmesi uygun
bulundu.
Konuşmanın bazı safhalarında, Ankara'dan bizimle birlikte gelenbazı
milletvekili arkadaşları da bulundurdum. Birkaç saat süren konuşmadan,gelen
kimselerin esaslı hiçbir bilgi ve kanaate sahip olmadıklarıanlaşıldı.
Sonunda, kendilerine İstanbul'a dönmelerine izin vermeyeceğimive
beraberce Ankara'ya gideceğimizi bildirdim.
İZZET VE SALİH PAŞALAR ANKARA'DA
Zaten beklemekte olan trenle hareket edildi. 6 Aralık
1920'de Ankara'ya geldik. İstanbul'dan gelenhey'eti itirazlarına rağmen
alıkoymuştum. Fakat bunu ilân etmeyi yararlıbulmadım. Çünkü, İzzet
ve Salih Paşa'larla diğerlerinden millîhükûmet işlerinde yararlanarak
haysiyetlerini korumak istedim. Bu maksatla,Ankara'ya gelir gelmez
basına verdiğim resmî bildiride, adı geçenkimselerin Büyük Millet
Meclisi Hükûmeti'yle görüşme yapmak bahanesiyleİstanbul'dan çıktıklarını,
memleketin iyilik ve selâmeti için dahayararlı ve daha etkili bir
şekilde çalışmak üzere bize katıldıklarını ilânettirdim.
Efendiler, bizim İzzet Paşa hey'etiyle Bilecik - Ankara yolu üzerindebulunduğunıuz
5/6 Aralık 1920 tarihinde Reşit Bey'den, Kütahya'yavardığını, ertesi
günü Tevfik Bey'le görüşeceğini, EthemBey'in de oraya geldiğini
bildiren fakat daha olumlu bir anlam taşımayanbir telgraf aldım.
Dört gün sonra da Reşit Bey'in, geri dönerkenEskişehir'den gönderdiği
9 Aralık tarihli bir telgrafında : "Tevfik ileolan mesele iyi
bir sonuca bağlanmıştır" denildikten sonra, "Fakat tanımakve
tanıtmak istediğimiz kimselerin basit ve zamana uygun olarakdüşünememelerine
veya düşünemediklerine binbir işaret konmuştur" ibaresiokunmaktaydı.
Reşit Bey tarafından, Eskişehir'deki Batı CephesiKomutanı İsmet
Paşa'ya da, meselenin çözüme bağlandığı, haberleşmeninsağlandığı
ve Simav Bölgesi Komutanının yerine gönderilebileceğisöylenmişti.
9 Aralık 1920'de Ethem Bey'den de aldığım bir şifreli telgrafta,meselenin
İsmet Paşa tarafından maksatlı ve zamansız olarakçıkartılmış olduğu
anlatılmak isteniyordu. Sözde almakta olduğu bütüntedbirlerden ve
yaptığı düzenlemelerden o zaman Başyaverim bulunanSalih Bey'in de
aynen haberdar edildikleri belirtiliyordu. Benim kuruntuyadüşürüldüğümü
delilleri ile haber aldığını yazıyordu. Ondansonra inandırıcı birtakım
sözlerle, Kuva-yı Seyyare'den olup da Maden'denkatılmak üzere geri
dönen fakat Genelkurmay'ın emriyle Güney Cephesi'negönderilen bir
müfrezesinin kendi emrine verilmesini ve Kuva-yıSeyyare'nin Fuat
Paşa zamanın, da seyyar jandarma teşkilâtı gereğincebütçeye dahil
gdildiğini ileri sürerek fazla para koparmak istediği anlaşılıyordu.
Benim üç gün sonra buna verdiğim inandırıcı cevapta : "Son
günlerinbeklenmedik olaylarının beni kuruntuya değil, kararsızlığa
düşürdüğünü itiraf ederim"dedikten sonra : "... genel
durumumuzun uyum vedüzenini bozmakta hiç kimseye göz yummamasını"
bildirdim. |